Prostat kanseri, erkek üreme sisteminin önemli bir parçası olan prostat bezindeki hücrelerin genetik dizilimlerinin bozularak kontrolsüzce çoğalması neticesinde gelişen kötü huylu bir hastalıktır. Genellikle uzun bir süre tamamen sessiz kalarak sinsi bir şekilde ilerleyen bu hücresel bozulma, zamanla büyüyüp çevre dokulara baskı yaptığında üreme ve boşaltım sistemini derinden etkileyen çeşitli belirtilerle kendini göstermeye başlar. Tıp dünyasındaki yenilikçi teknolojik gelişmeler ışığında şekillenen güncel prostat kanseri tedavisi, hastalığın biyolojik yapısına ve kişinin genel sağlık durumuna özel olarak planlanarak bu sağlık sorununun üstesinden güvenle gelinmesini sağlamaktadır.

Prof. Dr. Yılören TANIDIR
Üroloji Uzmanı

Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.

Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.

WhatsApp'tan İletişime Geç
Hastalık Prostat kanseri, erkeklerde mesanenin altında bulunan prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen kötü huylu bir tümördür. En sık görülen tipi prostat adenokarsinomudur.
En sık görülen tip Adenokarsinom (%95’ten fazlası). Daha nadir olarak nöroendokrin tümörler, küçük hücreli karsinom ve diğer alt tipler görülebilir.
Kimlerde daha sık görülür? Genellikle 50 yaş ve üzerindeki erkeklerde görülür. Yaş ilerledikçe risk artar. Aile öyküsü ve bazı kalıtsal gen değişiklikleri riski yükseltir.
Risk faktörleri İleri yaş, birinci derece akrabalarda prostat kanseri öyküsü, BRCA1 ve özellikle BRCA2 gibi gen mutasyonları, bazı kalıtsal kanser sendromları, obezite ve yaşam tarzı ile ilişkili bazı faktörler.
Belirtiler Erken evrede çoğu hastada belirti olmayabilir. İlerleyen dönemlerde sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, idrar akımında zayıflama, idrar yaparken zorlanma, idrarda veya menide kan, sertleşme sorunları, kemik ağrıları ve kilo kaybı görülebilir.
Ne zaman doktora başvurulmalıdır? İdrar yapma alışkanlığında değişiklik, idrarda kan, açıklanamayan kemik ağrısı veya yüksek PSA değeri saptanması durumunda ürolojik değerlendirme yapılmalıdır.
Tanı yöntemleri PSA (Prostat Spesifik Antijen) testi, dijital rektal muayene, multiparametrik prostat MR, prostat biyopsisi ve gerektiğinde PSMA PET-BT, bilgisayarlı tomografi veya kemik sintigrafisi ile değerlendirme yapılabilir. Kesin tanı biyopsi ile konur.
Gleason skoru / ISUP derecesi Biyopside tümörün mikroskobik yapısı değerlendirilerek Gleason skoru ve ISUP derece grubu belirlenir. Bu bilgiler hastalığın agresifliğini ve tedavi planını belirlemede önemlidir.
Evreleme TNM sistemi kullanılarak tümörün prostat dışına yayılımı, lenf nodu tutulumu ve uzak organ metastazı değerlendirilir.
Risk sınıflaması PSA düzeyi, Gleason skoru/ISUP derecesi ve klinik evre birlikte değerlendirilerek düşük, orta veya yüksek risk grupları belirlenir.
Tedavi seçenekleri Aktif izlem, radikal prostatektomi, radyoterapi, hormon tedavisi (androjen baskılama tedavisi), kemoterapi, yeni nesil hormonal tedaviler, hedefe yönelik tedaviler ve uygun hastalarda radyonüklid tedavileri uygulanabilir. Tedavi hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre planlanır.
Aktif izlem Düşük riskli ve uygun seçilmiş hastalarda düzenli PSA ölçümü, muayene, görüntüleme ve gerektiğinde tekrar biyopsi ile hastalık yakından takip edilir; ilerleme saptanırsa tedaviye geçilir.
Cerrahi tedavi Radikal prostatektomi ile prostat bezi ve genellikle seminal veziküller çıkarılır. Bazı hastalarda pelvik lenf nodlarının da çıkarılması gerekebilir.
Hormon tedavisi Testosteron düzeyini azaltarak veya etkisini engelleyerek kanserin büyümesini yavaşlatmayı amaçlar. Tek başına veya radyoterapi ile birlikte uygulanabilir.
Takip Tedavi sonrasında PSA düzeyi düzenli olarak takip edilir. Gerektiğinde görüntüleme yöntemleri ile nüks veya hastalık ilerlemesi araştırılır.
Olası komplikasyonlar İdrar kaçırma, erektil disfonksiyon, idrar yolu darlığı, bağırsak ve mesane ile ilişkili radyoterapi yan etkileri, kemik metastazları ve ileri evrede diğer organlara yayılım görülebilir.
Korunma yolları Kesin olarak önlenmesi mümkün değildir. Sağlıklı kilo korunması, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme ve risk grubundaki bireylerde uygun tarama ve kontroller erken tanıya katkı sağlayabilir.
Prognoz Erken evrede saptanan prostat kanserinde tedavi başarısı ve uzun dönem sağkalım oranları yüksektir. Metastatik hastalıkta güncel tedaviler hastalığın kontrolünü ve yaşam süresini önemli ölçüde uzatabilir.
Yaşam tarzı önerileri Düzenli kontrollere uyulmalı, sigara kullanılmamalı, dengeli beslenilmeli, fiziksel aktivite sürdürülmeli ve tedavi sürecinde ortaya çıkan yeni belirtiler sağlık ekibiyle paylaşılmalıdır.
Acil değerlendirme gerektiren durumlar İdrar yapamama, şiddetli kemik ağrısı, bacaklarda güçsüzlük veya uyuşma, idrarda yoğun kanama, yüksek ateş ve ciddi enfeksiyon belirtileri geliştiğinde acil tıbbi değerlendirme gereklidir.

Prostat kanseri nedir ve kimlerde daha sık görülür?

Prostat, erkeklerde idrar torbasının hemen altında yer alan ve idrar kanalını adeta bir yüzük gibi saran, yaklaşık bir ceviz büyüklüğünde salgı bezidir. Temel görevi, meninin sıvı kısmını üreterek spermlerin canlılığını korumak ve hareketliliğini sağlamaktır. Sağlıklı bir prostat bezindeki hücreler, belirli bir düzen içinde büyür, yaşlanır ve ölürler. Ancak bazen bu hücrelerin çekirdeklerinde yer alan DNA yapısında bozulmalar meydana gelir. Bu bozulmalar, hücrelerin ölmesini engeller ve aksine sürekli bölünerek çoğalmalarına yol açar. Bu kontrolsüz çoğalan hücre topluluğu zamanla büyüyerek tümör adı verilen kitleleri oluşturur.

Bu hastalığın en çarpıcı yönlerinden biri, yaşlanma süreciyle olan doğrudan bağlantısıdır. Hastalık, sadece belirli bir grupta değil yaşlanan erkek popülasyonunun çok büyük bir kısmında sessizce var olabilir. Hayatını tamamen başka sebeplerle kaybetmiş insanlar üzerinde yapılan tıbbi incelemeler, otuzlu yaşlarındaki erkeklerin bir kısmında bile mikroskobik düzeyde kanserli hücre odakları bulunabildiğini göstermektedir. Yaş yetmişlerin üzerine çıktığında ise bu oran çok daha yukarılara, neredeyse yarı yarıya varan seviyelere ulaşmaktadır. Bu gerçek, hastalığın ne kadar yaygın olduğunu ve yaş ilerledikçe bu konunun üzerinde ne kadar dikkatle durulması gerektiğini açıkça gözler önüne sermektedir.

Prostat kanseri ilk başladığında hangi belirtileri gösterir?

Hastalığın ilk aşamaları, tıp dünyasının en büyük yanılgılarından birine sahne olur çünkü bu aşamada hastalık kelimenin tam anlamıyla hiçbir belirti vermez. Erkeklerin yaşlanmasıyla birlikte prostat bezinde doğal bir büyüme meydana gelir ve buna iyi huylu prostat büyümesi adı verilir. İyi huylu büyüme idrar kanalını sıkıştırdığı için idrar yaparken zorlanma, idrar tazyikinde azalma, kesik kesik idrar yapma veya geceleri sık sık tuvalete kalkma gibi şikayetlere yol açar. Ancak kanser hücresi çoğunlukla prostatın idrar kanalına uzak olan dış kabuk kısmında gelişmeye başladığı için, idrar yolunu sıkıştırmaz.

Bu nedenle küçük boyutlu ve henüz başlangıç aşamasındaki bir tümör, kişinin günlük yaşamında fark edebileceği hiçbir aksaklığa neden olmaz. İdrar yapma alışkanlıkları tamamen normal olabilir, herhangi bir ağrı veya sızı hissedilmez. Hastalığın bu sessiz yapısı, herhangi bir şikayet beklenmeden düzenli kontrollerin yapılmasını zorunlu hale getiren en temel nedendir. Şikayetlerin başlamasını beklemek, teşhis için geç kalınmasına zemin hazırlayabilir.

İleri evre prostat kanseri vücutta hangi şikayetlere yol açar?

Zamanla sessizce büyüyen tümör, prostatın dış sınırlarını belirleyen kapsülü aşıp etraftaki dokulara, sinirlere ve organlara saldırmaya başladığında artık o sessiz tablo bozulur ve oldukça ciddi sorunlar gün yüzüne çıkar.

Bu süreçte karşılaşılabilecek başlıca belirtiler şunlardır:

  • Sertleşme sorunu
  • İdrarda kanama
  • Menide kanama
  • Şiddetli kabızlık
  • Kemik ağrıları
  • Böbreklerde şişme
  • Yan ağrısı

Prostatın hemen yanından erkeklik organına giden ve sertleşmeyi sağlayan çok ince sinir demetleri geçer. Kanser bu sinirlere sızdığında, kişinin cinsel yaşamında aniden başlayan sertleşme sorunları ortaya çıkar. Kanser hücreleri meniyi depolayan keselere sıçradığında menide kan görülürken, idrar yollarına doğru yayıldığında idrardan kan gelmeye başlar. Prostatın arka komşusu olan kalın bağırsağa doğru bir yayılım olduğunda, bağırsak hareketleri engellenir ve ciddi kabızlık sorunları yaşanır. Hastalık ilerleyip böbreklerden gelen idrar kanallarının ağzını tıkadığında, idrar böbreklerde birikir. Bu durum böbreklerin şişmesine, şiddetli yan ağrılarına ve kan değerlerinin bozulmasına neden olur.

Prostat kanseri taramalarına kaç yaşında ve nasıl başlanmalıdır?

Hiçbir şikayet yaratmayan bu hastalığı erken yakalamanın tek yolu, belli yaş gruplarındaki erkeklerin düzenli olarak sağlık taramasından geçmesidir. Bu taramalar oldukça pratik, kısa süren ve herhangi bir ön hazırlık gerektirmeyen iki temel adımdan oluşur. Bu adımlardan ilki kanda yapılan basit bir test, diğeri ise fiziki bir değerlendirmedir.

Taramaların ne zaman başlayacağı, kişinin taşıdığı risklere göre değişiklik gösterir. Eğer bir erkeğin babasında, amcasında veya erkek kardeşinde bu hastalık görülmüşse, genetik bir risk altında olduğu kabul edilir ve taramalara kesinlikle kırk beş yaşında başlanması gerekir. Ailesinde herhangi bir kanser öyküsü olmayan standart risk grubundaki bireyler için ise elli yaş dönüm noktası kabul edilir. Yapılan fiziki değerlendirmede prostatın boyutu, yapısı, yüzeyinin pürüzsüz olup olmadığı ve üzerinde herhangi bir sertlik veya yumru bulunup bulunmadığı kontrol edilir. Kanserli dokular genellikle normal prostat dokusundan çok daha sert ve asimetrik bir yapıda hissedilir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Prostat kanseri teşhisinde PSA kan testi ne anlama gelir?

Taramalardaki kan testinde bakılan değere PSA adı verilir. Bu aslında prostat hücreleri tarafından üretilen ve meninin sıvı kıvamda kalmasını sağlayan bir çeşit proteindir. Sağlıklı bir erkekte bu proteinin çok az bir kısmı kana karışır. Ancak prostat dokusunda kanserli hücreler çoğaldığında, dokunun doğal yapısı bozulur ve bu protein kana çok daha fazla miktarda sızmaya başlar. Yani kanda bu değerin yükselmesi, bir binadaki duman dedektörünün çalmasına benzetilebilir.

Uzun yıllar boyunca kanda belli bir değerin altı tamamen güvenli, üstü ise tehlikeli olarak kabul edilmiştir. Ancak günümüzde bu katı kurallar esnemiştir. Çünkü bazen kan değeri tamamen normal görünen erkeklerde de bu hastalık tespit edilebilmektedir. Aynı şekilde değerin çok yüksek çıkması da mutlaka kanser olunduğu anlamına gelmez. Prostatın üşütmesi, idrar yolu enfeksiyonları veya iyi huylu büyüme durumları da bu değeri yükseltebilir. Bu yüzden değer yüksek çıktığında hemen paniğe kapılmamak, belli bir süre bekleyip testi tekrarlamak ve kandaki yüksekliğin kalıcı olup olmadığını görmek çok daha doğru bir yaklaşımdır.

Prostat kanseri tanısında MR görüntüleme neden bu kadar önemlidir?

Tıp teknolojisinin geldiği son nokta, görüntüleme yöntemlerini teşhis aşamasının tam kalbine yerleştirmiştir. Eskiden sadece kan tahlili ve elle muayene ile yetinilirken, günümüzde Multiparametrik Manyetik Rezonans, yani kısaca gelişmiş MR cihazları sayesinde prostatın içi adeta yüksek çözünürlüklü bir harita gibi görüntülenmektedir. Bu yöntem hastalığın saptanmasındaki doğruluk oranlarını inanılmaz seviyelere taşımıştır.

Gelişmiş MR çekimi sayesinde prostatın sadece anatomik yapısı değil aynı zamanda hücrelerin içindeki su moleküllerinin hareketleri ve dokunun nasıl kanlandığı da detaylı bir şekilde analiz edilir. Kanser hücreleri çok sıkışık bir düzende çoğaldıkları için suyun doku içindeki serbest dolaşımını engellerler. MR cihazı bu sıkışıklığı anında fark eder. Ayrıca kanserli dokular çok hızlı büyümek için kendilerine yeni ve düzensiz damarlar oluştururlar. MR sırasında damardan verilen ilaç sayesinde bu düzensiz damarlanma ağı net bir şekilde ortaya çıkarılır. Tüm bu veriler bilgisayar ortamında birleştirilerek prostattaki şüpheli alanlara bir risk puanı verilir ve sonrasında yapılacak işlemler tamamen bu haritaya göre şekillenir.

Prostat kanseri şüphesi durumunda biyopsi nasıl yapılır?

Eğer kan değerlerindeki yükseklik kalıcıysa ve MR çekiminde şüpheli görünen, risk puanı yüksek alanlar tespit edildiyse, kesin teşhisi koymanın tek yolu o dokudan küçük bir örnek alıp mikroskop altında incelemektir. Bu işleme biyopsi adı verilir. Geçmiş yıllarda bu işlem yapılırken kanserli alan net olarak görülemediği için prostatın farklı bölgelerinden rastgele parçalar alınırdı ve bu durum küçük tümörlerin gözden kaçmasına neden olabilirdi.

Günümüzde ise MR görüntüleri ile işlem anındaki ultrason görüntülerini birleştiren çok daha akıllı ve hedefe yönelik biyopsi yöntemleri kullanılmaktadır.

Gelişmiş biyopsi uygulamaları şunlardır:

  • Yazılım tabanlı füzyon biyopsi
  • Kognitif biyopsi
  • Doğrudan MR içi biyopsi

Yazılım tabanlı olan yöntemde hastanın daha önce çekilmiş olan MR görüntüleri, özel bir bilgisayar programı sayesinde anlık ultrason görüntüleri ile üst üste bindirilir. Prostatın üç boyutlu sanal bir modeli oluşturulur ve MR’da riskli görülen noktalar ekranda parlak bir renk ile işaretlenir. Bu sayede cihazın yönlendirmesiyle doğrudan hedefin tam ortasından milimetrik şaşma olmadan örnek alınır. Doğrudan MR içi yöntemde ise hasta devasa mıknatısın içindeyken, anlık çekimler yapılarak iğne yönlendirilir.

Prostat kanseri biyopsisi sonrasında hangi yan etkiler görülebilir?

Biyopsi işlemi genellikle lokal anestezi altında, prostatın etrafı ince iğnelerle uyuşturularak yapılır. Dokudan ufak parçalar koparıldığı için sonrasında bazı geçici durumların yaşanması son derece doğaldır. Bu durumlar hastalar arasında farklılık gösterebilir ancak çoğunlukla zararsızdır ve kısa bir süre içinde kendiliğinden düzelme eğilimindedir.

Biyopsi sonrasında en sık rastlanan durumlar şunlardır:

  • İdrardan kan gelmesi
  • Menide renk değişikliği
  • Makat bölgesinde hafif sızıntı
  • Geçici idrar yapma zorluğu
  • Titremeyle yükselen ateş
  • Prostat bölgesinde hassasiyet

Bu süreçte en çok dikkat edilmesi gereken durum işlemden sonraki günlerde aniden ortaya çıkan ve titremeyle birlikte yükselen ateştir. Vücut ısısının beklenmedik şekilde yükselmesi, olası bir enfeksiyonun habercisi olabilir ve vakit kaybetmeden müdahale gerektirir. Menideki renk değişikliği veya idrardaki hafif pembelikler ise dokunun iyileşme sürecinin doğal bir parçasıdır ve haftalarca yavaş yavaş azalarak devam edebilir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Prostat kanseri teşhisi sonrası risk derecesi nasıl belirlenir?

Alınan parçalar laboratuvara ulaştığında, patoloji uzmanları bu dokuları çok güçlü mikroskoplar altında inceler. Burada bakılan en önemli şey, hücrelerin normal prostat hücrelerinden ne kadar farklılaştığı ve ne kadar bozulduğudur. Hücreler asıl şekillerini ne kadar çok kaybetmişse, kanser o kadar saldırgan ve hızlı yayılma potansiyeline sahip demektir. Bu bozulma seviyesini ifade etmek için uluslararası kabul görmüş numaralandırma sistemleri kullanılır.

Doktorlar bu mikroskobik inceleme sonucunu, hastanın kan değeri ve hastalığın prostat içindeki yaygınlığı ile birleştirerek genel bir risk haritası çıkarırlar. Kanser düşük, orta veya yüksek riskli olarak üç ana kategoriye ayrılır. Eğer hastalık prostatın dışına taşmamışsa, hücrelerin şekli çok bozulmamışsa ve kanda ölçülen değer düşük seviyelerdeyse, bu düşük riskli gruptur. Ancak kanser prostatın kapsülünü aşmışsa, hücreler tamamen şekil değiştirmişse ve kanda tehlike çanları çalıyorsa, bu durum yüksek riskli ve hızlı hareket edilmesi gereken bir tabloyu işaret eder.

İlerleyen prostat kanseri vücudun nerelerine yayılma eğilimi gösterir?

Hastalık agresif bir yapıya büründüğünde ve bulunduğu yerdeki sınırları aştığında, vücut içinde belirli göç yolları izleyerek diğer bölgelere sıçrama yeteneği kazanır. Bu durum hastalığın karakterini tamamen değiştirir ve bölgesel bir sorun olmaktan çıkarıp tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hale dönüştürür. Ülkemizde yapılan geniş kapsamlı klinik izlem çalışmaları, bu yayılımın anatomik haritasını çok net bir şekilde ortaya koymuştur.

Hastalığın vücutta en sık sıçradığı bölgeler şunlardır:

  • Prostat çevresindeki yağ dokusu
  • Pelvis bölgesindeki lenf bezleri
  • İdrar torbası tabanı
  • Kalın bağırsağın son kısmı
  • Leğen kemiği ve omurga
  • Akciğer ve karaciğer

Kanser hücreleri prostatın dış zarını delip geçtiğinde ilk olarak hemen etrafındaki koruyucu yağ tabakasının içine sızar. Daha sonra vücudun atık su şebekesi gibi çalışan lenf yollarına girerek kasık bölgesindeki lenf bezlerinde toplanır ve buralarda yeni tümör kolonileri oluşturur. İdrar torbası ve bağırsak gibi komşu organlara doğru büyümesi bölgesel bir işgaldir. Hastalığın kan yoluyla yayıldığı en belirgin yer ise kemiklerdir. Özellikle omurga, kaburgalar ve kalça kemikleri kanser hücrelerinin yerleşmeyi en çok sevdiği ve ciddi iskelet ağrılarına neden olduğu bölgelerin başında gelir.

Düşük riskli prostat kanseri için aktif izlem ne demektir?

Hastalık kelimesinin yanına kanser eklendiğinde, insan psikolojisi doğal olarak hemen en ağır tedavilerin uygulanması gerektiğini düşünür. Ancak bu hastalıkta bazı durumlarda hiçbir şey yapmadan beklemek, en doğru tedavi yaklaşımı olabilmektedir. Eğer tespit edilen tümör çok küçükse, saldırganlık derecesi en alt seviyedeyse ve kişinin yaşamı boyunca sağlığını tehdit etmeyecek kadar yavaş büyüyen bir yapıdaysa, hemen ameliyat masasına yatmak yerine dikkatli bir bekleme sürecine geçilir.

Bu sürece tıbbi olarak aktif izlem adı verilir. Buradaki temel mantık, hastayı ameliyatın veya ışın tedavisinin yol açabileceği olası idrar kaçırma ya da cinsel fonksiyon kayıpları gibi yan etkilerden korumaktır. Çünkü bazen tedavi, hastalığın kendisinden daha fazla sıkıntı yaratabilir. Ancak bu bekleme süreci tamamen başıboş bırakmak anlamına gelmez. Kişi, son derece sıkı bir takvime bağlı kalarak düzenli kan tahlilleri yaptırır, aralıklı olarak MR çektirir ve gerekirse yeniden doku örneği alınarak tümörün karakterinde bir değişim olup olmadığı saniye saniye izlenir. Tümör uyuduğu sürece dokunulmaz, ancak uyanmaya ve saldırganlaşmaya başladığı anlaşıldığı an derhal müdahale edilir.

Lokalize prostat kanseri ameliyatı robotik cerrahi ile nasıl gerçekleştirilir?

Hastalık henüz başka organlara sıçramamış ve sadece prostat bezinin içinde hapsolmuş durumdaysa, bilinen en kesin ve kalıcı çözüm tüm prostatın vücuttan çıkarılmasıdır. Geçmişte bu işlem karnın alt kısmına yapılan büyük ve derin kesilerle gerçekleştirilirdi. Ancak teknoloji harikası robotik sistemlerin tıp dünyasına girmesiyle birlikte bu ameliyatlar adeta bir sanat eserine dönüşmüştür. İşlem kapalı yöntemle ve hastanın vücuduna açılan birkaç küçük delikten içeri yerleştirilen ince robotik kollar vasıtasıyla yapılır.

Ameliyat sırasında karın içi özel bir gazla hafifçe şişirilir. Bu gaz basıncı damarlardaki küçük kanamaları durdurarak ameliyatın neredeyse tamamen kansız geçmesini sağlar. Operatör, hasta yatağının hemen yanındaki özel bir konsolda oturur ve yüksek çözünürlüklü, üç boyutlu dev bir ekrandan prostat bölgesini en ince kılcal damarına kadar detaylıca görür. Robotun ince uçlu makasları ve tutucuları, insan elinin asla yapamayacağı açılarda kıvrılabilir ve titreme gibi bir sorun yaşatmaz. Bu muazzam hassasiyet sayesinde, kanserli organ yerinden sökülüp alınırken, hemen bitişiğinden geçen idrar tutma kasları ve sertleşmeyi sağlayan sinir lifleri milimetrik manevralarla korunarak hastanın ameliyat sonrasındaki yaşam kalitesinin yüksek kalması güvence altına alınır.

Prostat kanseri ameliyatı sonrasında iyileşme süreci nasıl ilerler?

Başarılı geçen bir ameliyatın ardından prostat bezi tamamen çıkarıldığı için, hastanın kanındaki kanser belirteci olan protein seviyesinin sıfıra çok yakın bir noktaya inmesi ve yaşam boyu orada kalması beklenir. Robotik sistemle yapılan modern cerrahilerde dikişler içeriden su sızdırmaz bir teknikle atıldığı için, idrar yoluna yerleştirilen ince sonda genellikle bir hafta gibi çok kısa bir süre içinde çıkarılır ve hasta normal yaşantısına hızla geri döner.

Ameliyat sonrasında belirli aralıklarla kan tahlilleri yapılarak durum kontrol edilir. Eğer ilerleyen yıllarda yapılan tahlillerde kanda sıfırlanan değerin yavaş yavaş tekrar yükselmeye başladığı görülürse, bu durum kanser hücrelerinin mikroskobik düzeyde bir yerlerde uyanmaya başladığı anlamına gelir. Buna tıbbi dilde biyokimyasal nüks adı verilir. Böyle bir durumda asla moral bozukluğu yaşanmaz, çünkü geride kalan hücreleri temizlemek için o bölgeye yönlendirilecek ışın tedavileri veya koruyucu ilaçlarla süreç başarılı bir şekilde yeniden kontrol altına alınabilir.

Erken evre prostat kanseri ameliyatsız yöntemlerle nasıl tedavi edilir?

Tümörü tamamen prostat içinde olan sadece tek bir odak halinde bulunan ve saldırganlık derecesi çok yüksek olmayan seçilmiş hastalarda, prostat bezinin tamamını feda etmek yerine sadece hastalıklı bölgeyi yok eden organ koruyucu modern tedaviler devreye girer. Bu yaklaşımlar, organın işlevini bozmadan sadece kanserli odayı hedef almayı amaçlar.

Uygulanan başlıca fokal tedavi yöntemleri şunlardır:

  • Yüksek yoğunluklu odaklanmış ultrason cihazları
  • Fokal dondurma işlemi
  • Hedefe yönelik lazer ablasyonu

Odaklanmış ultrason yönteminde, özel bir cihaz aracılığıyla dışarıdan gönderilen ses dalgaları, tam kanserli dokunun merkezinde kesişecek şekilde ayarlanır. Bu ses dalgaları tek bir noktada birleştiğinde orada saniyeler içinde suyun kaynama derecesine yakın bir ısı oluşturur ve çevre dokulara hiçbir zarar vermeden sadece o küçük kanserli alanı kelimenin tam anlamıyla yakarak yok eder. Dondurma işleminde ise tam tersi bir mantıkla çalışılır. Cilt üzerinden ilerletilen çok ince iğneler kanserli dokunun içine yerleştirilir ve içlerinden geçirilen özel gazlar sayesinde tümörün olduğu yerde eksi derecelerde bir buz topu oluşturulur. Kanser hücreleri donup tekrar çözüldüğünde hücre zarları parçalanır ve yok olurlar. Her iki yöntem de ameliyatsızdır ve hasta işlemden çok kısa bir süre sonra yürüyerek taburcu olabilir.

İleri evre prostat kanseri tedavisinde ışın ve ilaçlar nasıl kullanılır?

Hastalık prostat bezinin dışına tamamen çıkmış, çevre dokulara yayılmış veya lenf bezleri ve kemiklere sıçramışsa, tedavi stratejisi kökten değiştirilir. Bu aşamada sadece cerrahi bir müdahale yetersiz kalacağı için, hastalığı vücudun her yerinde aynı anda vuracak daha kapsamlı silahlar kullanılır. Modern ışın tedavisi cihazları ve yeni nesil akıllı ilaçlar bu sürecin bel kemiğini oluşturur.

İleri evrede yaygın olarak kullanılan sistemik tedavi seçenekleri şunlardır:

  • Testislerin cerrahi olarak çıkarılması
  • Cilt altı hormon baskılayıcı iğneler
  • Androjen üretimini durduran haplar
  • Kemik koruyucu destekleyici ajanlar

Kanser hücrelerinin hayatta kalmak ve çoğalmak için temel yakıtı erkeklik hormonudur. Bu yakıtı kesmek, hastalığın ilerlemesini durdurmanın en etkili yoludur. Hormon baskılayıcı iğneler veya ağızdan alınan özel enzim durdurucu haplar sayesinde vücuttaki erkeklik hormonu üretimi tamamen kapatılır. Yakıtsız kalan kanser hücreleri hızla küçülmeye ve etkisini yitirmeye başlar. Bununla eş zamanlı olarak prostat bölgesine ve yayılım gösteren lenf bezlerine yüksek dozda ışın tedavisi uygulanarak tümör yükü hafifletilir. Bu ilaçlar ve radyasyon, sadece tümörü geriletmekle kalmaz, aynı zamanda hastalığın yol açtığı kemik ağrılarını da ortadan kaldırarak hastanın yaşam konforunu inanılmaz derecede artırır.

Prostat kanseri tedavisinde en doğru kararı vermek için nelere dikkat edilmelidir?

Görüldüğü üzere bu hastalık, her insanda farklı bir yüzdeyle ortaya çıkan, kimisinde yıllarca sessizce uyuyan, kimisinde ise hızlıca ilerleyen çok yüzlü bir sorundur. Bu nedenle tek bir doğru tedavi yoktur; her kişi için özel olarak terzilik yaparcasına dikilmiş bir tedavi planına ihtiyaç vardır. Tedavi kararının sağlıklı bir şekilde verilebilmesi için öncelikle hastalığın karakterinin eksiksiz bir şekilde haritalandırılması şarttır.

Basit bir kan testi ve parmakla yapılan kontrolün çok ötesine geçilen günümüzde, kararlar yüksek teknolojili MR görüntüleri ve milimetrik doğruluktaki biyopsi sonuçlarına göre şekillenmelidir. Tümöre müdahale edilip edilmeyeceği, cerrahinin mi yoksa ameliyatsız yöntemlerin mi uygulanacağı tamamen kişinin yaşına, hastalığın derecesine, yaygınlığına ve sosyal beklentilerine göre şekillenmelidir. Önemli olan hastalığı kökünden kazırken kişinin hayat kalitesini, idrar yapma ve cinsel fonksiyonlarını en üst düzeyde koruyacak altın dengeyi kurabilmektir.

Sıkça sorulan sorular

Prostat kanseri, erkeklerde mesanenin altında bulunan prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Genellikle yavaş ilerler ancak bazı türleri daha agresif seyredebilir.
Erken evrede belirti vermeyebilir. İdrar yapmada zorlanma, sık idrara çıkma, idrar akımında zayıflama, idrarda veya menide kan görülmesi ve kemik ağrıları görülebilen belirtiler arasındadır.
İleri yaş, aile öyküsü, genetik yatkınlık, bazı kalıtsal mutasyonlar ve yaşam tarzı faktörleri prostat kanseri riskini artırabilir. Risk yaşla birlikte belirgin şekilde yükselmektedir.
Prostat kanseri en sık 50 yaş üzerindeki erkeklerde görülür. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar ve bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri erken tanı açısından önem taşır.
Tanı sürecinde PSA testi, parmakla rektal muayene, prostat MR görüntülemesi ve biyopsi gibi yöntemlerden yararlanılır. Kesin tanı genellikle biyopsi sonucuyla konulur.
Prostat kanseri, tümörün prostat içindeki yayılımına, lenf düğümü tutulumuna ve uzak metastaz varlığına göre evrelendirilir. Evreleme tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde önemli rol oynar.
Tedavide aktif izlem, cerrahi, radyoterapi, hormon tedavisi, kemoterapi ve bazı ileri evrelerde hedefe yönelik tedaviler kullanılabilir. Tedavi planı hastalığın evresine göre belirlenir.
Evet, ileri evre prostat kanseri lenf düğümlerine ve özellikle kemiklere yayılabilir. Metastatik hastalıkta tedavinin amacı hastalığı kontrol altına almak ve yaşam kalitesini korumaktır.
Kesin korunma yöntemi bulunmasa da sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, ideal kilonun korunması ve yaşa uygun tarama programlarına katılmak prostat sağlığını destekleyebilir.
İdrar yapma sorunları yaşayan veya prostat kanseri açısından risk taşıyan kişiler üroloji uzmanına başvurmalıdır. Tanı ve tedavi sürecinde gerektiğinde tıbbi onkoloji uzmanları da sürece dahil olabilir.

Blog Yazıları

Açık Prostatektomi Ameliyatı Yorumları

Açık prostatektomi ameliyatı yorumları incelendiğinde hastalar, [...]

Devamını Oku
Thulium Lazer Prostat Ameliyatı (ThuLEP) Ameliyatı Yorumları

ThuLEP (Thulium Lazer Prostat Ameliyatı) hasta [...]

Devamını Oku
Holep Prostat Ameliyatı Olanların Yorumları

HoLEP prostat ameliyatı olanların yorumları, tedavinin [...]

Devamını Oku
Rezum Tedavisi (Su Buharı İle Prostat Tedavisi) Olanların Yorumları

Rezum tedavisi olanların yorumları; işlemin ağır [...]

Devamını Oku
Prostat TUR (TUR-P) Ameliyatı Olanların Yorumları

Prostat TUR (TUR-P) ameliyatı olanların yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek Büyümesi (Hidronefroz) Tedavisi Yorumları

Böbrek büyümesi (hidronefroz) tedavisi hasta yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek İltihabı (Piyelonefrit) Tedavisi Yorumları

Böbrek iltihabı (piyelonefrit) tedavisi yorumları, hastaların [...]

Devamını Oku
Böbrek Taşı Tedavisi Yorumları

Böbrek taşı tedavisi yorumları, kişiye en [...]

Devamını Oku