Üroonkoloji, üroloji ana bilim dalının cerrahi becerisiyle onkolojinin kanser odaklı prensiplerini birleştiren; böbrek, prostat, mesane, testis ve böbrek üstü bezlerinde ortaya çıkan kötü huylu tümörlerin tanı, evreleme ve tedavi süreçlerini yöneten uzmanlık alanıdır. Bu disiplin, hem boşaltım sistemindeki hem de erkek üreme organlarındaki kanser türlerini cerrahi ve tıbbi yöntemlerle kontrol altına almayı hedefler. Erken teşhisten teknolojik müdahalelere kadar geniş bir sahada hizmet veren bu branş, hastanın genel sağlığını ve fonksiyonel yaşam kalitesini koruyarak tümör odaklı bir iyileşme süreci sağlar. İdrar yolları ve üreme sistemi kanserlerinin tanı, cerrahi tedavi ve takibinde en yetkin uzmanlık alanlarından biri olarak kabul edilir.

Prof. Dr. Yılören TANIDIR
Üroloji Uzmanı

Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.

Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.

WhatsApp'tan İletişime Geç
Üroonkoloji Üroonkoloji, idrar yolları ve erkek üreme sistemi kanserlerinin tanı, tedavi ve takibi ile ilgilenen tıp alanıdır. Üroloji ve onkoloji disiplinlerinin birleşiminden oluşur.
İlgilendiği Hastalıklar Prostat kanseri, mesane kanseri, böbrek kanseri, testis kanseri, penis kanseri, üst üriner sistem (üreter ve böbrek havuzu) kanserleri ve bazı nadir ürolojik tümörler.
Amaç Kanserin erken tanısını koymak, evresini belirlemek, en uygun tedaviyi planlamak, hastalığın kontrolünü sağlamak ve yaşam kalitesini korumaktır.
Risk Faktörleri İleri yaş, sigara kullanımı, aile öyküsü, genetik yatkınlık, obezite, bazı kimyasal maddelere maruz kalma, kronik enfeksiyonlar ve çevresel faktörler.
Belirtiler İdrarda kan görülmesi, idrar yapma alışkanlığında değişiklik, bel veya yan ağrısı, testiste kitle veya şişlik, açıklanamayan kilo kaybı, kemik ağrısı, halsizlik ve ileri evrede çeşitli sistemik belirtiler görülebilir.
Tanı Yöntemleri Ayrıntılı öykü ve fizik muayene, kan ve idrar testleri, PSA testi (uygun hastalarda), ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR), PET/BT (gerektiğinde), sistoskopi ve biyopsi.
Evreleme Tümörün boyutu, çevre dokulara yayılımı, lenf nodu tutulumu ve uzak organ metastazı değerlendirilerek yapılır. Tedavi planlamasında temel rol oynar.
Cerrahi Tedaviler Radikal prostatektomi, parsiyel veya radikal nefrektomi, radikal sistektomi, orşiektomi, transüretral mesane tümörü rezeksiyonu (TUR-MT) ve uygun durumlarda organ koruyucu cerrahiler uygulanabilir.
İlaç Tedavileri Kemoterapi, hormon tedavisi, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve hastalığın türüne ve evresine göre kombine tedavi seçenekleri kullanılabilir.
Radyoterapi Bazı ürolojik kanserlerde tek başına veya cerrahi ve ilaç tedavileriyle birlikte uygulanabilir.
Aktif İzlem Özellikle düşük riskli bazı prostat kanseri olgularında düzenli takip ile hastalık izlenebilir ve gerekli durumlarda tedaviye geçilebilir.
Takip Süreci Düzenli fizik muayene, laboratuvar testleri, görüntüleme yöntemleri ve gerektiğinde endoskopik değerlendirmeler ile hastalığın tekrarlaması veya ilerlemesi izlenir.
Erken Tanının Önemi Erken evrede saptanan birçok ürolojik kanserde tedavi başarısı ve sağkalım oranları belirgin şekilde yüksektir.
Korunma Sigara kullanımından kaçınmak, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, ideal kiloyu korumak, mesleki kimyasal maruziyetlerden korunmak ve risk grubundaki bireylerin düzenli sağlık kontrollerini yaptırması önerilir.
Acil Değerlendirme Gerektiren Durumlar Şiddetli ve durmayan idrarda kanama, idrar yapamama, yüksek ateşle birlikte idrar yolu belirtileri, testiste ani şişlik veya ağrı ve kanser tedavisi sırasında gelişen ciddi yan etkiler acil tıbbi değerlendirme gerektirir.

Üroonkoloji Tedavileri

Yazı İçeriği

Üroonkoloji nedir ve hangi organlarla ilgilenen bir tıp dalıdır?

Üroonkoloji, temel olarak üroloji biliminin cerrahi teknikleriyle onkoloji yani kanser biliminin prensiplerini harmanlayan üroloji ana branşının bir alt dalıdır.  İnsan vücudunu karmaşık ve muazzam bir tesisat sistemine benzetebiliriz. Bu sistemin temizleyici filtreleri, taşıyıcı boruları ve depolama alanları vardır. İşte bu boşaltım ve üreme sisteminin parçalarında ortaya çıkabilen kötü huylu hücre değişimlerinin yani tümörlerin teşhisi, evresinin belirlenmesi, en doğru yöntemle tedavisi ve sonrasındaki uzun yıllar süren takibi bu disiplinin uzmanlık alanına girer. Hastalara yaklaşım hiçbir zaman tek bir doktorun kararıyla değil radyologların, patologların ve tıbbi onkoloji uzmanlarının bir araya geldiği konseylerde ortak bir akılla belirlenir.

Bu branşın ilgilendiği  başlıca vücut yapıları şu organların kanserlerini ilgilendirir:

  • Böbrekler
  • Üreterler
  • Mesane
  • Üretra
  • Prostat
  • Testisler
  • Penis
  • Böbrek üstü bezleri

Üroonkoloji alanında en sık tedavi edilen kanser türleri nelerdir?

Vücudumuzdaki her organın yapısı, hücre tipi ve dolayısıyla bu hücrelerden kaynaklanan hastalıkların karakteri birbirinden tamamen farklıdır. Bir organda çok yavaş ve sessizce ilerleyen bir durum başka bir organda çok daha hızlı hareket edebilir. Bu nedenle her bir hastalığa kendi doğasına uygun, tamamen kişiselleştirilmiş bir strateji ile yaklaşmak gerekir. Amaç sadece hastalığı ortadan kaldırmak değil aynı zamanda kişinin normal yaşantısına, fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine en az zararı vererek süreci yönetmektir.

Bu alanda en sık karşılaşılan hastalıklar şunlardır:

  • Prostat kanseri
  • Mesane kanseri
  • Böbrek kanseri
  • Testis kanseri
  • Penil kanser
  • Adrenal kanser
  • Üreteral kanser

Prostat kanseri nasıl gelişir ve neden sessiz ilerler?

Prostat, erkek üreme sisteminin çok önemli bir parçası olan idrar kesesinin hemen altında yer alan ve içinden idrar kanalının geçtiği ceviz büyüklüğünde bir salgı bezidir. Temel görevi, spermleri besleyen ve koruyan sıvının üretilmesine katkı sağlamaktır. Yaş ilerledikçe bu bezde hücresel düzeyde bazı değişimler yaşanabilir. Prostat kanseri, dünyada erkekler arasında en sık karşılaşılan kanser türlerinden biri olmasına rağmen, oldukça ilginç bir karaktere sahiptir. Çoğu zaman yıllarca hiçbir belirti vermeden, son derece sinsi ve yavaş bir şekilde büyür.

Bunun temel nedeni tümörün genellikle prostatın neresinde başladığıyla ilgilidir. Kötü huylu hücreler çoğunlukla prostat bezinin dış kabuğa yakın olan kısımlarında gelişmeye başlar. İdrar kanalı ise bu bezin tam ortasından geçer. Dolayısıyla dış kısımlarda büyüyen bir tümör, idrar kanalına baskı yapacak kadar büyümediği sürece kişide idrar yapma zorluğu, idrarda çatallanma veya gece sık tuvalete kalkma gibi şikayetlere neden olmaz. Erkeklerin yaşlandıkça yaşadığı idrar sorunları genellikle prostatın iyi huylu büyümesinden kaynaklanır. İşte tam da bu sessiz doğası yüzünden, hiçbir şikayet olmasa bile belirli bir yaştan sonra düzenli kontrollerin yapılması hayati bir öneme sahiptir.

Prostat kanserini erken yakalamak için hangi testleri kullanır?

Hastalığın sessiz ilerlemesi, onu tespit etmek için özel yöntemler geliştirmeyi zorunlu kılmıştır. Bu noktada en çok bilinen ve ilk başvurulan yöntem kan testidir. Prostat hücreleri tarafından üretilen ve kana karışan özel bir protein ölçülür. Ancak burada çok önemli bir detayı vurgulamak gerekir. Bu değerin kanda yüksek çıkması, doğrudan ve kesin olarak kanser anlamına gelmez. Bu protein, prostatın kendisine özgüdür, kansere özgü değildir. Yani prostat herhangi bir nedenden dolayı strese girdiğinde, büyüdüğünde veya iltihaplandığında da bu değer yükselebilir. Bu durumu bir duman dedektörüne benzetebiliriz; alarmın çalması bir şeylerin yolunda olmadığını gösterir ama her zaman büyük bir yangın olduğu anlamına gelmez, bazen sadece mutfakta yemek yanmış da olabilir.

Kanda PSA değerinin yükselmesine neden olan bazı durumlar aşağıdaki gibidir:

  • Prostat kanseri
  • İyi huylu prostat büyümesi
  • Prostat iltihabı
  • İdrar yolu enfeksiyonu
  • İdrar sondası takılması
  • Prostat biyopsisi
  • Düzenli veya uzun süre bisiklet kullanımı

Eğer kan testindeki değer şüpheli bulunursa veya parmakla yapılan muayenede olağandışı bir sertlik hissedilirse, durumu netleştirmek için daha ileri görüntüleme ve doku alma işlemlerine geçilir.

Prostat kanseri teşhisinde görüntüleme (mpMRI) ve akıllı biyopsi (prostat füzyon biyopsisi) neden bir devrimdir?

Eskiden prostatta kanser şüphesi olduğunda, ultrason eşliğinde prostattan standart olarak belirli bölgelerden daha önceleri parmakla takiben de ultrason yardımıyla doku örnekleri alınırdı. Ancak her ne kadar bu yöntemlerde düzenli örnek alınması amaçlanmış olsa dahi hedeflenen haritalandırılmış örneklemin başarısı düşük oluyordu. Bu yöntem bazen küçük ama önemli bir tümör odağının iğnelerin arasından kaçmasına, yani hastada hastalık olmasına rağmen testin temiz çıkmasına yol açabiliyordu. Ancak günümüzde görüntüleme teknolojilerinde yaşanan inanılmaz sıçramalar, bu süreci tamamen değiştirdi. Artık sadece PSA testine güvenmeden özel görüntüleme teknikleri kullanılan gelişmiş MR (halk arasında emar denilen yöntem) cihazları ile prostatın iç yapısı daha iyi görülebilmekte ve problemli olabilecek yerler fark edilebilmektedir.

Eğer emar görüntülerinde riskli bir bölge saptanırsa, bu görüntüler özel bir yazılımla ultrason cihazına aktarılır. Biyopsi işlemi sırasında, hastanın emar haritası ile canlı ultrason görüntüsü birbiri üzerine bindirilir. Bu sistemi otomobillerdeki navigasyon cihazlarına benzetebilirsiniz. Gidilecek adres (tümör) haritada işaretlenir ve sistem doktoru yüksek bir hassasiyetle doğrudan o hedefe yönlendirir. Böylece hastadan eksik bir örnek  alınmasının önüne geçilir, hata payı en aza indirilir ve küçük tümör odaklarının tespit edilme başarı oranı artırılır.

Mesane kanseri nedir ve en önemli ilk belirtisi nasıl fark edilir?

Mesane, yani idrar kesesi, böbreklerden süzülüp gelen idrarın vücuttan atılana kadar depolandığı esnek ve kaslı bir organdır. Bu organın iç yüzeyi, idrarın yapısına karşı koruyucu bir zar tabakasıyla kaplıdır. Vücudumuza giren zararlı kimyasallar, kanda dolaştıktan sonra böbrekler tarafından süzülür ve idrar yoluyla mesaneye gelir. Eğer kişi yoğun bir şekilde sigara içiyorsa veya endüstriyel kimyasallara maruz kalıyorsa, bu zararlı maddeler idrarın içinde mesane duvarıyla temas halinde bekler. Yıllar süren bu maruziyet, mesane içindeki hücrelerin yapısını bozarak kötü huylu çoğalmalarına zemin hazırlar.

Bu hastalığın en kritik ve en çok dikkate alınması gereken ilk belirtisi idrarda kan görülmesidir. Ancak bu kanama genellikle ağrısızdır. İnsanlar ağrı, yanma veya sızı hissetmedikleri için bu durumu bazen üşütmeye veya yorgunluğa bağlayıp geçiştirebilirler. Oysa idrarda gözle görülür bir kırmızılık, çay rengi bir koyuluk veya pıhtı gelmesi her zaman alarm zillerinin çalması gereken bir durumdur ve vakit kaybetmeden detaylı bir inceleme yapılmasını gerektirir.

Mesane kanserini temizlemek için kullanılan kapalı ameliyat yöntemi (TUR-M) nasıl uygulanır?

Mesane içindeki tümörün varlığı kesinleştiğinde, hem hastalığın kesin tanısını koymak hem de o kitleyi oradan temizlemek için anestezi altında yapılan oldukça zarif bir işleme başvurulur. Bu işlemde karın bölgesinden herhangi bir kesi yapılmaz. Doğal idrar kanalından içeriye ince, ucunda yüksek çözünürlüklü ışıklı bir kamera bulunan özel bir aletle girilir. Ekranda mesanenin içi rahatlıkla büyük bir büyütme ile görülür.

Mesane duvarında genellikle deniz bitkilerine veya karnabahara benzeyen yapılar şeklinde görülen tümörler, bu aletin ucundaki özel bir enerji sistemi sayesinde mesanenin kas dokusundan elektrik akımı veya lazer kullanılarak kesilip temizlenir. Çıkarılan bu parçalar, ne tür bir hücre yapısına sahip olduklarının ve kanserin mesane duvarında ne kadar derine ilerlediğinin anlaşılması için patoloji laboratuvarına incelemeye gönderilir. Hastanın sonraki yıllarda alacağı tüm tedavilerin rotası, tamamen bu laboratuvardan gelecek olan rapora göre şekillenir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Mesane kanserinin tekrarlamasını önlemek için mesane içine hangi ilaçlar verilir?

Eğer temizlenen tümör mesanenin sadece en içteki ince parlak tabakasında (epitel tabakası) kalmışsa, yani derindeki kas dokularına bir ağacın kökleri gibi ilerlememişse bu son derece iyi bir haberdir. Ancak mesane kanserinin doğasında, temizlendikten sonra bile yıllar içinde tekrar aynı yerde, mesanenin başka bir köşesinde ve hatta idrarın geçtiği böbreğin içinden vücut dışına kadar uzanan herhangi bir noktada yeniden oluşma (nüks etme) huyu vardır. Bu riski en aza indirmek için tekrar etme ihtimali veya ilerleme ihtimali yüksek olan hastaların mesanelerine düzenli aralıklarla bazı sıvı ilaç tedavileri uygulanır.

Burada tıp tarihinin en ilginç ve başarılı yöntemlerinden biri, hepimizin bir şekilde bildiği bir aşıdır. Verem (tüberküloz) hastalığına karşı geliştirilmiş zayıflatılmış bir bakteriden oluşan aşı, ince bir sonda yardımıyla mesanenin içine verilir. Bu tedaviye intravezikal BCG instillasyonu denilir. Tedavi uygulandıktan sonra hastanın idrarını mümkünse bir veya iki saat kadar tutması istenir. Buradaki amaç hastayı verem yapmak değil aşıdaki zayıf bakteriler sayesinde mesane duvarında bölgesel (lokal) bir bağışıklık yanıtı oluşturarak vücutta bir alarmı çalıştırmaktır. Vücudun savunma sistemindeki askerler hızla mesaneye hücum eder ve oradaki bakterilerle savaşırken, eğer gözden kaçmış veya yeni oluşmaya başlayan kanser hücreleri varsa onları da tespit edip yok ederler.

Tedavinin uygulandığı periyotlar genellikle şöyledir:

  • Cerrahiden sonra mesane iyileşmesi tamamlandığında ilk altı haftalık başlangıç tedavisi (instillasyon tedavisi)
  • Üç aylık mesanenin kamera ile kontrolleri ve hastalık tekrarı yoksa hatırlatma dozları (idame tedavisi; en az bir yıl)
  • Hastanın tedavi süresine ve hastalığın ciddiyetine göre bir süre sonra altı ay aralarla mesanenin kamera ile kontrolü ve hatırlatma dozu tedavileri (idame tedavisi)
  • Bu takip süreleri ve mesane içerisine uygulanan tedaviler en az 1 yıl  en fazla 3 yıllık uygulanır
  • En az iki yıl altı ay ara ile mesanenin kamera ile kontrolleri yapılır
  • Dört yıllık takipten sonra mesanenin kamera ile kontrollerinde senelik takiplere geçilir

İleri evre mesane kanserlerinde yapay mesane ameliyatını nasıl gerçekleştirir?

Hastalık daha teşhis edildiği ilk anda mesanenin derin kas tabakalarına kadar işlemişse veya mesane içine verilen ilaçlı tedavilere inatla direnç gösterip tehlikeli boyutlarda tekrarlıyorsa, artık o organın vücutta tutulması hastanın hayatını riske atar. Bu durumda hastalığın başka organlara sıçrama riskini en aza indirmek amacıyla mesanenin tamamının, etrafındaki lenf bezlerinin ve erkeklerde prostatın, kadınlarda ise rahim, yumurtalıkların ve vajenin bir kısmının cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.

Mesane alındıktan sonra, böbreklerden gelmeye devam eden idrarın vücuttan atılabilmesi için yeni bir tahliye sistemi kurulmalıdır. Bunun için hastanın kendi ince bağırsağından küçük bir bölüm alınır. Uygun olan hastalarda, alınan bu bağırsak parçası şekillendirilerek küresel bir yapay mesane haline getirilir ve normal idrar yoluna dikilir. Bu sayede hasta dışarıdan hiçbir torba kullanmadan, normal yoldan idrarını yapmaya devam edebilir. Eğer anatomik yapı ve başka faktörler göz önüne alındığında hasta buna uygun değilse, bağırsak karın duvarına ağızlaştırılır ve idrar, karnın dışına yapıştırılan özel, koku yapmayan şeffaf bir torbada toplanır. Her iki yöntem de kişinin hayatını kurtaran, zamanla uyum sağlanan başarılı çözümlerdir. Bu hastalığın ciddi ve önemli bir evresi olduğu için ameliyattan önce (neoadjuvan) veya sonra (adjuvan) olmak üzere hastaların kemoterapi alması gerekli olabilir.

Böbrek kanserini genellikle nasıl tesadüfen yakalar ve hastalık nasıl ilerler?

Böbreklerimiz, kanımızı her gün defalarca süzerek vücuttaki atık maddeleri temizleyen, tansiyonumuzu dengeleyen ve hatta kan yapımına yardımcı hormonlar üreten inanılmaz derecede çalışkan organlardır. Ancak bu organın iç dokularında başlayan kanserleşme süreçleri, ne yazık ki uzun bir süre hiçbir sinyal vermez. Çoğu hasta böbreğinde bir tümör olduğundan tamamen habersizdir. Çünkü böbrek tümörleri ağrı yapmaz, genellikle çok ileri boyutlara ulaşıp idrar yollarına kanama yapana kadar sessizce büyümeye devam ederler.

Günümüzde böbrek kanserlerinin çok büyük bir kısmı tamamen tesadüf eseri saptanmaktadır. Bir kişi safra kesesi ağrısı, hazımsızlık, mide rahatsızlığı veya sadece genel bir sağlık taraması (check-up) amacıyla hastaneye gidip karın bölgesine ultrason, tomografi veya emar gibi görüntülemeler sonucu radyoloji uzmanı böbrek üzerinde beklenmedik bir kitle fark eder. Bu durum aslında büyük bir şanstır, çünkü hastalık henüz erken evrede, başka yerlere yayılmadan yakalanmış olur. Böbrek kanserleri genellikle ilaç veya ışın tedavisine dirençlidirler. Çoğunlukla böbrekte  tespit edilen kitleler için en etkili tedavi seçeneği ameliyattır. Nadiren bu kitlelerden iyi huylu ayrımını yapmak için biyopsi de yapılabilir. Ancak biyopside kitlelerin kanser hücresi ihtiva etmemesi bu kitlelerin kanser olmadığı anlamına gelmez. Bu yüzden çoğu zaman biyopsi yapılması önerilmez.

Böbrek ameliyatlarında organın tamamını almak yerine sadece tümörü nasıl çıkarır?

Geçmiş yıllarda böbrekte küçük bir kitle bile bulunsa, organın tamamı ameliyatla alınırdı. İnsanoğlu tek böbrekle de gayet sağlıklı ve uzun bir ömür sürebilir. Ancak bilimsel araştırmalar, hastanın kendi böbrek dokusunun mümkün olduğunca fazla korunmasının, ilerleyen yaşlarda kalp ve damar sağlığını korumak, yüksek tansiyonu engellemek ve diyaliz ihtiyacının önüne geçmek için ne kadar değerli olduğunu kanıtlamıştır.

Bu nedenle günümüzde, özellikle belli bir boyutun altındaki böbrek tümörlerinde sadece o kanserli bölümün, tıpkı bir elmanın çürük kısmının oyulup çıkarılması gibi temizlenmesi tercih edilir. Kalan sağlam böbrek dokusu özenle onarılır ve yerinde bırakılır. Bu organ koruyucu cerrahi, hem kanserden kurtulmayı sağlar hem de hastanın gelecekteki genel sağlık kapasitesini güvence altına alır. Bu işlemleri yaparken robot denilen cihazın kullanımı işlemin başarısını ve yapılmasını kolaylaştırır. Ancak işlem laparoskopik veya açık yöntemle de yapılabilir.

Üroonkoloji tedavilerinde ameliyatsız yöntemler kimler için uygundur?

Elbette her hastanın vücut direnci, yaşı ve ek hastalıkları büyük bir cerrahi ameliyatı kaldırabilecek düzeyde olmayabilir. Çok ileri yaştaki, kalbinde, akciğerlerinde ciddi rahatsızlıkları olan ve anestezi alması hayati risk taşıyan hastalarda tümörü kontrol altına almak için kesi yapılmayan, ameliyatsız alternatif yöntemler devreye girer.

Uygun görülen hastalara sunulan seçenekler şunlardır:

  • Kriyoterapi
  • Radyofrekans ablasyon
  • Aktif izlem

Kriyoterapi işleminde, dışarıdan ince iğnelerle kitlenin içine girilip, kanserli hücreler dondurularak öldürülür. Radyofrekans yönteminde ise yüksek ısıyla kitle yakılarak yok edilir. Bu yöntemler bölgesel uyuşturmayla bile yapılabilir ve hastayı yormayabilir. Ancak bu yöntemler kitleler büyüdükçe başarısızlıkları da yükselir. Kitleler boyut olarak 3 cm gibi bir boyutun altında ise bunların düşük de olsa iyi huylu olma ihtimali vardır  ve riskli hastalarda bu tarz kitleler yakın takibe alınabilir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Testis kanseri neden genç erkekleri tehdit eder ve tedavi başarısı nasıldır?

Kanser dendiğinde akla hep yaşlılık dönemi gelse de testis kanseri tamamen istisnai bir durumdur. Bu hastalık çoğunlukla 15 ile 35 yaş arasındaki, hayatlarının en aktif dönemindeki genç erkeklerde görülür. Genellikle banyo yaparken testisin üzerinde ele gelen ağrısız ve sert bir şişlik şeklinde fark edilir. Çoğunluğu genç yaşta olan bu bireylerin bu durumu ihmal etmemesi ve doktora başvurmaktan çekinmemesi son derece önemlidir.

Psikolojik olarak genç bir erkeği çok korkutsa da işin tıbbi boyutu son derece önem arz eder. Testis kanseri, tıp dünyasında en yüksek oranda şifa ile sonuçlanan kanser türlerinden biridir. Hastalık vücudun başka yerlerine, akciğerlere veya lenf bezlerine yayılmış olsa bile, gelişmiş cerrahi yöntemler ve ardından uygulanan kemoterapi ilaçları sayesinde hastaların büyük bir kısmı sağlıklarına kavuşarak normal yaşantılarına dönebilirler ve çocuk sahibi olma planlarına devam edebilirler..

Üroonkoloji ameliyatlarında Da Vinci gibi robotik cerrahi sistemleri hastaya ve doktora hangi kolaylıkları sağlar?

Günümüzde tıp teknolojisinin ulaştığı en büyüleyici noktalardan biri robotik cerrahidir. Ancak burada yaygın bir yanlışı düzeltmek gerekir; ameliyatı kendi kendine karar verip yapan bağımsız bir robot yoktur. Robot, cerrahın gözlerini, ellerini ve yeteneklerini inanılmaz ölçüde katkı sağlayabilecek muazzam bir araçtır. Cerrah, hastanın hemen yanındaki özel bir konsola oturur ve parmaklarına taktığı bir kumanda sayesinde sisteme ait olan ve hastanın karnından vücut içerisine ilerletilen laparoskopik cihazlara benzeyen ancak daha hassas, daha hareketli kolları ve daha keskin, yakın görüş sağlayan kamera sistemini yönetir.

Bu sistemin sunduğu eşsiz avantajlar şunlardır:

  • Üç boyutlu derinlik hissi
  • Yüksek çözünürlüklü büyütme
  • İnsan elindeki doğal titremenin en aza indirilmesi
  • İnsan bileğinden çok daha kıvrak hareket kabiliyeti
  • Daha az kan kaybı
  • Daha hızlı iyileşme süreci

Özellikle prostat gibi leğen kemiğinin çok derinlerinde, karanlık ve dar bir alanda yer alan organların ameliyatında bu sistemin sağladığı fayda paha biçilemezdir. Prostatın hemen yanından cinsel fonksiyonları (sertleşmeyi) ve idrar tutmayı sağlayan saç teli inceliğinde çok kritik sinir ve damar ağları geçer. Robotik sistemin yüksek çözünürlüklü kamerası ve hassas hareket eden kolları sayesinde, tümörün vücuttan dikkatlice uzaklaştırılması sağlanırken bu sinir ve damar ağı ile önemli yakın yapıların maksimum düzeyde korunması amaçlanır. Hastalar ameliyat sonrası çok daha hızlı ayağa kalkar ve normal fonksiyonlarını çok daha çabuk geri kazanırlar.

Üroonkoloji hastalıklarının vücuttaki yayılımını bulmak için hangi gelişmiş tarama yöntemleri kullanılır?

Kanserin sadece başladığı organda mı durduğu, yoksa kana veya lenf yollarına karışarak kemiklere ya da diğer organlara seyahat edip etmediği, tedavi planının kalbini oluşturur. Bazen geleneksel filmler, tomografiler veya emarlar, küçük olan bu sıçramaları (metastazları) bazen göstermekte yetersiz kalabilir.

İşte tam bu aşamada nükleer tıbbın en yeni tanı yöntemleri, özellikle de PET taramaları devreye girer. Prostat kanseri için konuşursak, tümör hücrelerinin üzerinde bulunan özel bir proteine yapışmaya programlanmış, laboratuvarda hazırlanmış çok güvenli ve hafif radyoaktif maddeler hastaya damar yoluyla verilir. Vücuda giren bu akıllı maddeler, bir güdümlü füze gibi bütün vücudu dolaşır ve nerede bir prostat kanseri hücresi varsa gidip ona tutunurlar. Çekilen filmde kanserli bölgeler karanlıkta yanan bir ampul gibi parlar. Böylece hastalığın vücuttaki yayılım durumu çok daha detaylı bir şekilde analiz edilerek hedefe yönelik bir tedavi stratejisi oluşturulması desteklenir. Bu görüntülemeye PSMA PET denilir. Benzer şekilde başka kanser türlerinde de kullanılan farklı PET tomografi yöntemleri vardır. Bunların içerisinde üroonkolojinin kullandığı diğer PET yöntemi ise FDG PET dir.

Üroonkolojide hastalar neden ömür boyu takip edilir ve “aktif izlem” nedir?

Tedavi süreci bittikten, ameliyatlar veya ilaçlar tamamlandıktan sonra süreç asla tamamen sona ermiş sayılmaz. Kanser, doğası gereği kronik bir durumdur. Bu nedenle hastalar kaderlerine terk edilmez; yıllarca sürecek, zamanla aralıkları açılan ama asla bırakılmayan düzenli kontrol takvimleri oluşturulur. Kan tahlilleri, ultrasonlar veya kameralı görüntülemelerle hastanın durumu sürekli gözlem altında tutulur. Bu düzenli takipler, olası bir tekrar durumunda hastalığı erken aşamada yakalayıp tıbbi olarak daha etkin bir şekilde müdahale etme fırsatı sunar.

Öte yandan her kanser tanısı mutlaka anında ameliyat veya ışın tedavisi gerektirmez. Özellikle yaşlı hastalarda, çok erken evrede yakalanmış, hücresel yapısı çok uysal ve büyüme hızı neredeyse durma noktasına yakın bir prostat kanseri tespit edildiğinde, hastayı gereksiz yere yormamak için “aktif izlem” stratejisine geçilebilir. Bu yaklaşımda hasta ameliyat edilmez, ancak çok sıkı bir şekilde adeta mercek altında düzenli testlerle takip edilir. Hastalığın karakterinde en ufak bir hırçınlaşma sezilirse anında müdahale edilir. Böylece hastanın yaşam kalitesi yıllarca korunmuş olur. Benzer bir durum prostat kanseri hastalarında da hastayı genç ve dayanıklı olsa dahi tedavilerin ciddi olabilecek yan etkilerinden korumak için çok düşük riskli bir kanser olduğunda da önerilebilir.

Üroonkoloji hastaları tedavi sürecinde ve sonrasında yaşam tarzlarında nelere dikkat etmelidir?

Elbette sadece doktorların uyguladığı tedaviler yeterli değildir; hastanın kendi bedenine nasıl baktığı, tedavi başarısını ve iyileşme hızını doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Kanser teşhisi almak hayatı durdurmak anlamına gelmez; tam tersine, bedene daha iyi bakmak, ona şefkat göstermek ve sağlıklı alışkanlıklar edinmek için bir dönüm noktası olarak görülmelidir. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak hem mevcut tedaviyle savaşı kolaylaştırır hem de ileride oluşabilecek sorunların önünü keser.

Bu süreçte dikkat edilmesi gereken temel yaşam tarzı değişiklikleri aslında sağlıklı bir yaşam için gerekli olanlardır:

  • Sigara ve tütün ürünlerini tamamen bırakmak
  • Günde en az iki buçuk litre su içmek
  • İşlenmiş gıdalardan uzak durmak
  • Akdeniz tipi taze sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek
  • Haftada en az üç gün hafif tempolu yürüyüş yapmak
  • Fazla kilolardan kurtulmak
  • Uyku düzenine özen göstermek

Sıkça sorulan sorular

Üroonkoloji, idrar yolları ve erkek üreme sisteminde gelişen kanserlerin tanı, tedavi ve takibiyle ilgilenen tıp alanıdır. Böbrek, mesane, prostat, testis, penis ve üretra kanserleri bu alanın kapsamındadır.
Üroonkoloji; prostat kanseri, mesane kanseri, böbrek kanseri, testis kanseri, penis kanseri, üreter kanseri ve üretra kanseri gibi ürolojik sistem kaynaklı tümörlerin yönetiminde görev alır.
Kanserin erken evrede tespit edilmesi tedavi seçeneklerini artırabilir ve başarı oranlarını yükseltebilir. Ayrıca hastalığın çevre dokulara veya uzak organlara yayılma riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Tanı sürecinde kan ve idrar testleri, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, sistoskopi ve biyopsi gibi yöntemlerden yararlanılabilir.
Cerrahi tedavi, tümörün tipi, evresi ve yerleşimine göre planlanır. Erken evre hastalıklarda tümörün tamamen çıkarılması hedeflenirken ileri evrelerde farklı tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabilir.
Robotik cerrahi bazı hastalarda daha küçük kesilerle operasyon yapılmasına olanak tanıyabilir. Daha az kan kaybı, daha kısa hastanede kalış süresi ve hızlı iyileşme gibi avantajlar sağlayabilir.
Evet, bazı böbrek, mesane ve ileri evre prostat kanserlerinde kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedaviler uygulanabilir. Tedavi seçimi tümörün özelliklerine göre belirlenir.
Tedavi sonrasında düzenli muayeneler, görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar testleri ile takip yapılır. Amaç hastalığın tekrarlamasını erken dönemde tespit etmek ve tedavi başarısını değerlendirmektir.
Sigaradan uzak durmak, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, ideal kiloyu korumak ve risk grubundaki kişilerde düzenli sağlık kontrollerine katılmak koruyucu yaklaşımlar arasında yer alır.
İdrar yolları veya erkek üreme sistemi kanserlerinden şüphelenen kişiler üroloji uzmanına başvurmalıdır. Gerekli durumlarda tedavi sürecine tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi ve diğer uzmanlık alanları da dahil edilir.

Blog Yazıları

Açık Prostatektomi Ameliyatı Yorumları

Açık prostatektomi ameliyatı yorumları incelendiğinde hastalar, [...]

Devamını Oku
Thulium Lazer Prostat Ameliyatı (ThuLEP) Ameliyatı Yorumları

ThuLEP (Thulium Lazer Prostat Ameliyatı) hasta [...]

Devamını Oku
Holep Prostat Ameliyatı Olanların Yorumları

HoLEP prostat ameliyatı olanların yorumları, tedavinin [...]

Devamını Oku
Rezum Tedavisi (Su Buharı İle Prostat Tedavisi) Olanların Yorumları

Rezum tedavisi olanların yorumları; işlemin ağır [...]

Devamını Oku
Prostat TUR (TUR-P) Ameliyatı Olanların Yorumları

Prostat TUR (TUR-P) ameliyatı olanların yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek Büyümesi (Hidronefroz) Tedavisi Yorumları

Böbrek büyümesi (hidronefroz) tedavisi hasta yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek İltihabı (Piyelonefrit) Tedavisi Yorumları

Böbrek iltihabı (piyelonefrit) tedavisi yorumları, hastaların [...]

Devamını Oku
Böbrek Taşı Tedavisi Yorumları

Böbrek taşı tedavisi yorumları, kişiye en [...]

Devamını Oku