Testis kanseri, erkek üreme sisteminin merkezinde yer alan testis (yumurtalık) dokusundaki hücrelerin normal yaşam döngülerinin dışına çıkarak anormal ve hızlı bir şekilde bölünüp kötü huylu bir kitle (tümör) halini almasıdır. Anatomik olarak skrotum adı verilen cilt kesesi içinde yer alan bu organlar, erkek vücudunun temel kimyasını ve hücresel üretimini yöneten merkezlerdir. Dokunun içyapısında başlayan bu kontrol dışı büyüme, geçmiş yıllarda oldukça endişe verici bir tablo çizerken, günümüzde modern ürolojik yaklaşımlar ve gelişmiş tıbbi teknolojiler sayesinde yüksek oranda tamamen iyileştirilebilen onkolojik rahatsızlıkların başında gelmektedir. Bedenin doğal bütünlüğünü korumak için bu hücresel değişimi zamanında fark etmek, sağlıklı bir geleceğin en güçlü anahtarıdır.
Üroloji Uzmanı
Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.
Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.
| Testis kanseri nedir? | Testis kanseri, testis dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen kötü huylu bir tümördür. En sık 15–40 yaş arasındaki erkeklerde görülür ve erken tanı konulduğunda tedavi başarısı oldukça yüksektir. |
| En sık görülen tipleri | Testis kanserleri temel olarak seminom ve non-seminom olarak iki ana gruba ayrılır. Tedavi yaklaşımı ve hastalığın seyri tümör tipine göre farklılık gösterebilir. |
| Risk faktörleri | İnmemiş testis (kriptorkidizm), ailede testis kanseri öyküsü, daha önce diğer testiste kanser gelişmiş olması, bazı genetik yatkınlıklar ve testis gelişim bozuklukları riski artırabilir. |
| Kimlerde daha sık görülür? | Genç erişkin erkeklerde daha sık görülür. Ancak her yaşta ortaya çıkabilmesine rağmen çocukluk ve ileri yaşlarda daha nadirdir. |
| En yaygın belirtiler | Testiste ağrısız sert kitle, testiste büyüme veya şişlik, ağırlık hissi, testis şeklinde değişiklik en sık görülen belirtilerdir. |
| Diğer belirtiler | Testiste ağrı veya rahatsızlık hissi, kasık ağrısı, alt karın ağrısı, meme büyümesi (jinekomasti) ve nadiren sırt ağrısı görülebilir. |
| İleri evre belirtileri | Kanser yayılmışsa sırt ağrısı, nefes darlığı, öksürük, boyunda lenf bezi büyümesi veya kilo kaybı gelişebilir. |
| Tanı yöntemleri | Fizik muayene, skrotal ultrasonografi, tümör belirteçleri (AFP, β-hCG, LDH), bilgisayarlı tomografi (BT) ve gerektiğinde diğer görüntüleme yöntemleri kullanılır. |
| Tümör belirteçlerinin önemi | AFP, β-hCG ve LDH düzeyleri tanıya yardımcı olur, evreleme yapılmasını destekler ve tedaviye yanıt ile nüks takibinde kullanılır. |
| Kesin tanı | Kesin tanı genellikle kanser şüphesi bulunan testisin kasık bölgesinden cerrahi olarak çıkarılması (radikal inguinal orşiektomi) ve patolojik inceleme ile konur. |
| Evreleme | Hastalık testisle sınırlı olabilir veya lenf bezlerine ve uzak organlara yayılmış olabilir. Evreleme tedavi planını belirleyen önemli bir aşamadır. |
| Tedavi seçenekleri | Cerrahi, aktif izlem, kemoterapi, radyoterapi (özellikle bazı seminomlarda) ve seçilmiş olgularda lenf bezi cerrahisi uygulanabilir. |
| Cerrahi tedavi | İlk basamak tedavi çoğu hastada radikal inguinal orşiektomidir. Gerektiğinde retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu uygulanabilir. |
| Kemoterapi | Hastalığın evresine ve tipine göre uygulanır. Özellikle yayılmış hastalıkta oldukça etkili tedavi seçeneklerinden biridir. |
| Radyoterapi | Daha çok bazı seminom tiplerinde belirli evrelerde kullanılabilir. Non-seminomlarda genellikle tercih edilmez. |
| Aktif izlem | Erken evrede ve uygun hastalarda düzenli kan testleri, görüntüleme ve muayeneler ile yakın takip yapılabilir. |
| Tedavi başarısı | Testis kanseri, uygun tedavi ile en yüksek iyileşme oranına sahip kanserlerden biridir. Özellikle erken evrede tedavi başarısı çok yüksektir. |
| Olası komplikasyonlar | Hastalığın yayılması, tedaviye bağlı infertilite, hormonal değişiklikler, kemoterapiye bağlı yan etkiler ve nadiren uzun dönem organ etkileri görülebilir. |
| Doğurganlık üzerindeki etkisi | Hastalık ve bazı tedaviler sperm üretimini azaltabilir. Tedavi öncesinde sperm dondurma seçeneği uygun hastalarda değerlendirilebilir. |
| Hormon üretimi | Tek testisin alınması çoğu erkekte testosteron üretimini sürdürmek için yeterlidir. Bazı hastalarda hormon desteği gerekebilir. |
| Takip süreci | Tedavi sonrasında düzenli fizik muayene, tümör belirteçleri ve görüntüleme ile uzun süreli takip yapılır. Nükslerin önemli bir kısmı bu dönemde saptanabilir. |
| Kendi kendine testis muayenesi | Erkeklerin özellikle genç yaşlarda ayda bir kez testislerini muayene ederek yeni sertlik, kitle veya büyüme fark etmeleri erken tanıya katkı sağlayabilir. |
| Ne zaman doktora başvurulmalı? | Testiste ele gelen sert kitle, açıklanamayan şişlik, büyüme, kalıcı ağrı veya ağırlık hissi geliştiğinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. |
| Korunma | Testis kanserini tamamen önleyen kanıtlanmış bir yöntem bulunmamaktadır. Ancak risk faktörlerinin bilinmesi, testislerin farkındalığı ve belirtiler geliştiğinde erken değerlendirme önemlidir. |
| Prognoz | Tümör tipi, evresi ve tedaviye yanıt prognozu belirler. Erken tanı alan hastalarda uzun dönem sağkalım oranları oldukça yüksektir. |
Testis Kanseri Nedir ve Toplumda Hangi Yaş Gruplarını Daha Çok Etkiler?
Erkek vücudunda hem üreme hücreleri olan spermlerin üretiminden hem de erkeklik hormonu olarak bilinen testosteronun salgılanmasından sorumlu olan testisler, oldukça yoğun ve hızlı çalışan bir hücresel yapıya sahiptir. Testis kanseri, işte bu yoğun üretim fabrikasındaki hücrelerin, genetik veya çevresel bazı faktörlerin etkisiyle normal işleyişlerini kaybederek kontrolsüz, sınırsız ve düzensiz bir şekilde çoğalmaya başlamasıyla ortaya çıkar. Bu kontrolsüz çoğalma, zamanla organda ele gelen, gözle görülebilen sert bir kitle yani tümör halini alır. Eğer bu duruma müdahale edilmezse kanser hücreleri zamanla bulundukları organın sınırlarını aşarak vücudun diğer bölgelerine yayılma eğilimi gösterir.
Toplumsal dağılıma bakıldığında, bu hastalığın en sık 15 ile 35 yaşları arasındaki genç erkekleri etkilediği görülmektedir. Aslında bu yaş grubu, sağlıklı ve güçlü olmanın zirvesi olarak kabul edildiğinden, hastalar genellikle vücutlarında fark ettikleri farklılıkları ciddiye almak istemezler. Bu da teşhisin bazen gecikmesine yol açabilir. Genç yetişkinlik dönemindeki bu büyük yoğunlaşmanın yanı sıra nadiren de olsa 10 yaş altındaki çocuklarda ve 60 yaş üzerindeki erkeklerde de görülebildiği bilinmektedir. Dünyadaki coğrafi dağılımı da oldukça ilginçtir. İskandinav ülkeleri başta olmak üzere gelişmiş Avrupa ülkelerinde görülme sıklığı oldukça yüksekken, Asya ve Afrika toplumlarında bu oran şaşırtıcı derecede düşüktür. Vücut anatomisi açısından bakıldığında ise, sağ testiste tümör gelişme ihtimalinin, sol testise kıyasla çok hafif bir farkla daha yüksek olduğu istatistiklere yansımıştır.
Testis Kanseri Gelişiminde Rol Oynayan Temel Risk Faktörleri Nelerdir?
Bu rahatsızlığın ortaya çıkışını tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Hastalığın temelinde genetik yatkınlıkların, hormon seviyelerinin ve gelişimsel faktörlerin oldukça karmaşık bir etkileşimi yatar. Toplumda yaygın olarak inanılan yanlışların aksine, testis bölgesine alınan darbeler, spor yaralanmaları, dar kıyafetler giymek, ata binmek veya bisiklet sürmek gibi fiziksel aktiviteler bu hastalığa kesinlikle yol açmaz. Bilimsel olarak kanıtlanmış ve tıbbi açıdan ciddiye alınan belirli risk faktörleri vardır.
Hastalığın gelişiminde en çok dikkat çeken risk faktörleri şunlardır:
- İnmemiş testis problemi
- Daha önce diğer testiste tümör bulunması
- Ailede birinci derece akrabalarda hastalık geçmişi
- Klinefelter sendromu
- Down sendromu
- Hipospadias gibi doğumsal anomaliler
- Kabakulak enfeksiyonuna bağlı testis küçülmesi
- İleri evre HIV enfeksiyonu
Bu risk faktörleri arasında en büyük öneme sahip olan durum inmemiş testis, yani tıbbi adıyla kriptorşidizmdir. Anne karnındaki gelişim süreci boyunca, bebeklerin testisleri karın boşluğunda oluşur ve doğuma yakın bir dönemde aşağıya, torbalara doğru iner. Bu doğal iniş yolculuğunun tamamlanamaması durumu kanser riskini normal bireylere göre katlanarak artırır. Hatta daha da ilginç olanı, bu durum sadece karın içinde kalan testisi değil normal yerine inmiş olan diğer sağlıklı testisi de belli oranlarda riske atar. Ayrıca genetik mirasın da etkisi büyüktür; babasında veya erkek kardeşinde bu rahatsızlık olan kişilerin, hayatlarının bir döneminde düzenli kontrollerini aksatmamaları son derece önemlidir.
Mikroskobik Açıdan Testis Kanseri Türleri ve Hücresel Yapıları Nelerdir?
Testis tümörlerinin çok büyük bir kısmı, organın asıl işlevi olan sperm üretimini sağlayan “germ hücreleri” adı verilen üreme hücrelerinden kaynaklanır. Bu hücrelerin kanserleşme biçimi, hastalığın nasıl ilerleyeceğini, ne kadar hızlı büyüyeceğini ve hangi tedavilere daha iyi yanıt vereceğini doğrudan belirler. Kanser hücreleri mikroskop altında incelendiğinde, temel olarak iki farklı ve büyük karaktere ayrıldıkları görülür.
Genel olarak kabul edilen ana hücresel alt tipler aşağıda listelenmiştir.
- Pür seminomlar
- Embriyonel karsinom
- Yolk sak tümörü
- Koryokarsinom
- Teratom
Pür seminomlar, genellikle otuzlu yaşların sonuna doğru daha sık görülen ve diğer türlere göre daha yavaş, daha sakin bir büyüme hızı sergileyen tümörlerdir. En büyük özellikleri, radyasyon ve ilaç tedavilerine karşı son derece duyarlı, adeta savunmasız olmalarıdır. Bu nedenle tedavilerinde başarı oranı inanılmaz derecede yüksektir ve teşhis edildiklerinde genellikle henüz testisin dışına taşmamış olurlar.
Buna karşılık, seminom dışı tümörler olarak gruplandırılan embriyonel karsinom, koryokarsinom ve yolk sak tümörleri çok daha farklı bir doğaya sahiptir. Bu tümörler çok daha erken yaşlarda ortaya çıkar, oldukça hızlı büyür ve hücrelerin vücudun diğer bölgelerine yayılma konusunda çok daha agresif davrandığı bilinir. Koryokarsinom kan damarlarını hızla kullanarak akciğerlere ulaşma eğilimindeyken, yolk sak tümörleri özellikle erken çocukluk döneminde belirginleşir. Teratomlar ise içlerinde vücudun çok farklı doku tiplerini barındırabilen, kemoterapi ilaçlarına ve ışın tedavisine karşı oldukça dirençli olan bu yüzden de ana tedavisinde mutlaka cerrahi işlemlerin uygulanması gereken son derece özel bir tümör tipidir.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Hastalar Tarafından Fark Edilen Testis Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Kanserin vücuttaki ilk sinyalleri genellikle oldukça sessiz ve ağrısız bir şekilde ortaya çıkar. Vücudun diğer bölgelerindeki pek çok hastalık şiddetli ağrılarla kendini belli ederken, bu rahatsızlık tam tersine sinsi bir sakinlikle ilerler. Hastaların büyük bir çoğunluğu, banyo yaparken veya günlük giyinme rutinleri sırasında tamamen tesadüfi olarak testis torbasında olağan dışı bir değişiklik fark eder. Bu durum çoğu zaman genç erkeklerde endişe ve korku yaratsa da utangaçlık duygusu nedeniyle doktora başvuru süresi maalesef gecikebilmektedir.
Kişilerin kendi vücutlarında fark ettikleri temel belirtiler şunlardır:
- Ağrısız ve sert kitle
- Testis torbasında gözle görülür şişlik
- Kasıklarda ve alt karında sızlama hissi
- Torbada belirgin bir ağırlaşma duygusu
- Ani sıvı birikimi
En tipik ve en önemli belirti, testisin yüzeyinde veya içinde hissedilen, leblebi veya fındık büyüklüğünde, adeta bir taş kadar sert ve genellikle hiç ağrı yapmayan kitledir. Bu sertliğe bazen torbanın genelinde bir şişlik veya ağırlık hissi eşlik eder. Hastaların hissettiği bu ağırlık, sanki aşağıya doğru çeken görünmez bir yük varmış gibi tarif edilir. Alt karın bölgesinde veya kasıklarda yaşanan hafif sızlamalar da oldukça yaygındır. Şiddetli ve dayanılmaz testis ağrısı ise aslında çok nadir karşılaşılan bir durumdur; genellikle tümörün çok hızlı büyüyüp kendi içine kanaması veya kan dolaşımının bozulması gibi olağandışı durumlarda ortaya çıkar. Tüm bu belirtiler zaman kaybedilmeden profesyonel bir tıbbi değerlendirme yapılmasını zorunlu kılar.
Klinik Ortamda Testis Kanseri Şüphesi Nasıl Değerlendirilir ve Hangi Testler Yapılır?
Hastaneye başvuran bir kişide süreç çok dikkatli ve sistemli bir tıbbi araştırma ile başlar. Genç bir hastanın testis bölgesinde fark edilen her sert kitle, detaylı testler sonucunda iyi huylu olduğu kanıtlanana kadar potansiyel bir risk olarak kabul edilir. Bazen hastalar bu durumu basit bir iltihaplanma zannederek zaman kaybedebilirler. Bu sebeple tanıyı kesinleştirmek ve şüpheleri ortadan kaldırmak için ileri teknolojiden faydalanılır. Özellikle vurgulanması gereken nokta, diğer birçok organda yapılan iğne ile parça alma (biyopsi) işleminin, hastalığın yayılma riskini artıracağı için testis torbası üzerinden kesinlikle yapılmadığıdır.
Teşhis sürecinde uygulanan adımlar aşağıda listelenmiştir.
- Detaylı fizik muayene
- Skrotal ultrasonografi çekimi
- Kanda tümör belirteçlerinin ölçümü
- İlaçlı bilgisayarlı tomografi
- Manyetik rezonans görüntüleme
- Gelişmiş PET taramaları
Sürecin ilk adımı olan fizik muayene, kitlenin yapısını, sertliğini ve çevre dokularla olan ilişkisini anlamak için elzemdir. Hemen ardından yapılan ultrasonografi, ses dalgaları kullanarak hiçbir radyasyon içermeden testislerin iç yapısını kristal netliğinde gösterir. Ultrason, kitlenin sadece basit bir su kesesi mi (kist) yoksa içi katı dokuyla dolu tehlikeli bir yapı mı olduğunu saniyeler içinde ayırt eder. Kanda bakılan bazı özel değerler ise kanser hücrelerinin vücuda salgıladığı kimyasal izleri takip etmeyi sağlar. Teşhis kesinleştiğinde, hastalığın karın içerisine, lenf yollarına veya akciğerlere ulaşıp ulaşmadığını haritalandırmak için bilgisayarlı tomografi veya MR gibi çok daha kapsamlı üç boyutlu taramalara başvurulur.
Hastalığın Yayılım Derecesini Belirleyen Testis Kanseri Evrelemesi Nasıl Yapılır?
Kanser teşhisi konulduktan sonra en kritik aşama, hastalığın vücuttaki tam konumunu ve yayılım derecesini belirlemektir. Tıp dilinde evreleme olarak adlandırılan bu haritalandırma işlemi, hastaya uygulanacak tedavinin şiddetini ve süresini belirleyen en önemli pusuladır. Evreleme yapılırken tümörün organ içindeki büyüklüğü, karın arka duvarındaki lenf bezlerine ulaşıp ulaşmadığı, kanda tespit edilen özel belirteçlerin seviyesi ve uzak organlara herhangi bir sıçrama olup olmadığı detaylıca hesaplanır.
Hastalık en temel haliyle üç ana evrede değerlendirilir. Birinci evre, tümörün tamamen testisin kendi sınırları içerisinde kaldığı, henüz dışarıdaki lenf yollarına veya kan damarlarına kaçmadığı en güvenli ve tedavi başarısının en yüksek olduğu aşamadır. Hastaların çok büyük bir kısmı ne mutlu ki bu erken evrede teşhis edilmektedir. İkinci evrede ise kanser hücreleri testisin sınırlarını aşarak, karın arka bölgesinde yer alan, omurganın önündeki büyük lenf bezlerine doğru bir yolculuk yapmış ve oraya yerleşmiştir. Üçüncü ve en ileri evre, hücrelerin lenf sistemini de aşarak kan yoluyla akciğerler, karaciğer veya kemikler gibi uzak organlara ulaştığı durumu ifade eder. Ancak bilinmesi gereken en önemli gerçek şudur; testis tümörleri, üçüncü evrede yani vücuda yayılmış olsa bile, dünyada kemoterapi ilaçlarına en mükemmel yanıtı veren ve tamamen yok edilebilen nadir hastalıklardan biridir.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Temel Tedavi Olan Testis Kanseri Ameliyatı Nasıl Gerçekleştirilir?
Hastalığın ana ve en vazgeçilmez tedavisi cerrahi müdahaledir. Kanserli dokunun vücuttan uzaklaştırılması, hem kesin tanının konulması hem de iyileşme sürecinin başlatılması için atılması gereken ilk mecburi adımdır. Bu ameliyatın yapılış şekli oldukça özeldir ve standart operasyonlardan belirgin farklılıklar içerir.
Bu cerrahi operasyonda kanserli dokunun yayılmasını tamamen engellemek adına testis torbası üzerinden bir kesi yapılmaz. Bunun yerine, kasık fıtığı ameliyatlarına çok benzeyen bir şekilde kasık bölgesinin alt kısmından ufak bir kesi açılarak içeri girilir. Bu bölgeden girilmesinin nedeni, testisi besleyen tüm ana kan damarlarının ve sperm kanallarının burada toplanmış olmasıdır. Cerrah, testise dokunmadan önce bu damarları ve kanalları yukarıdan güvenli bir şekilde bağlar. Bu hayati önlem, ameliyat sırasındaki müdahaleler nedeniyle kanser hücrelerinin yanlışlıkla kan dolaşımına karışıp vücuda dağılmasını imkansız hale getirir. Ardından testis, etrafını saran tüm zarlarıyla birlikte kasık kanalından yukarı çekilerek bir bütün halinde vücut dışına alınır.
Bir testisin alınması fikri genç erkeklerde haklı olarak korku ve estetik kaygılar yaratır. Ancak tek bir testisin alınması, kişinin erkeklik hormonu üretiminde veya gelecekte çocuk sahibi olma potansiyelinde hiçbir eksikliğe yol açmaz. Sağlam kalan diğer testis, çok kısa bir süre içinde kapasitesini artırarak her iki organın da görevini tek başına kusursuz bir şekilde üstlenir. Ayrıca estetik bütünlüğü korumak ve psikolojik travmayı engellemek amacıyla, çıkarılan testisin yerine aynı ameliyat seansında, doğal boyutlarda ve ağırlıkta, dışarıdan fark edilmesi imkansız olan silikon protezler yerleştirilebilir. Seçilmiş ve uygun olan çok nadir hastalarda ise, organın tamamı alınmadan sadece tümörlü kısmın mikroskop altında temizlendiği organ koruyucu özel cerrahiler de başarıyla uygulanabilmektedir.
Ameliyat Sonrası Koruma Amaçlı Testis Kanseri Tedavileri Nelerdir?
Ameliyatla hastalıklı bölge tamamen temizlense de tıp bilimi her zaman mikroskobik boyutta gözden kaçabilecek hücrelerin varlık ihtimalini hesaba katar. Özellikle sadece testiste sınırlı kalan birinci evre hastalıkta bile, hücre tipine ve patoloji raporunun detaylarına göre hastalığın gelecekte tekrar etme riskini sıfıra yaklaştırmak için farklı yollar izlenir.
Ameliyat sonrasında hastalara sunulan seçenekler şunlardır:
- Düzenli ve yoğun aktif izlem
- Önleyici tek doz kemoterapi
- Düşük doz koruyucu radyoterapi
Aktif izlem kararı alınan hastalarda vücuda herhangi bir ilaç veya ışın verilmez. Ancak bu tedavinin bittiği anlamına gelmez; tam aksine, hastanın yıllar sürecek sıkı bir takip programına alındığı anlamına gelir. Bu program kapsamında belirli aylarda sürekli kan tahlilleri, akciğer filmleri ve karın tomografileri çekilerek vücut adeta büyüteç altında tutulur. Eğer hastanın tümör yapısında, hücrelerin damar içine girmiş olması gibi yüksek riskli unsurlar varsa, hastalığın geri dönmesini engellemek için hafifletilmiş, koruyucu amaçlı tek seanslık kemoterapi uygulanır. Geçmiş yıllarda çok sık kullanılan radyoterapi ise, uzun yıllar sonra mide veya bağırsak gibi diğer organlarda ikincil problemlere yol açma riski taşıdığı için günümüzde sadece çok kısıtlı ve özel durumlarda tercih edilmektedir.
Vücuda Yayılmış İleri Evre Testis Kanseri Tedavisi Nasıl Uygulanır?
Kanser hücreleri organın sınırlarını aşıp karın içindeki lenf bezlerine veya daha da ilerleyerek akciğerlere, beyne veya kemiklere ulaştığında durum tamamen farklı bir boyut kazanır. Bu aşamada sadece cerrahi müdahale ile hücreleri temizlemek fiziksel olarak mümkün değildir. Ancak bu karamsar tabloya rağmen, testis tümörleri ileri evrelerde bile tıbbın yüz akı olmaya devam eder.
Bu noktada tedavinin kalbini, birden fazla ilacın bir arada kullanıldığı yoğun platin bazlı kemoterapi kürleri oluşturur. Bu ilaç kombinasyonları, kan yoluyla vücudun her noktasına ulaşarak uzak bölgelerdeki kanser hücrelerini bulur ve onları içeriden parçalayarak yok eder. Çoğu zaman birkaç ay süren bu yoğun ilaç tedavisi sonucunda, vücuttaki tüm yaygın tümörler ya tamamen eriyerek kaybolur ya da içleri boşalmış, ölü skar (yara) dokularına dönüşür. Kemoterapi süreci tamamlandıktan sonra, karın arkasında hala büyük boyutlarda, erimemiş kitleler kalmışsa, bu bölgeler de ileri düzey robotik veya açık cerrahi yöntemlerle temizlenir. Bu sayede hastalığın en yaygın olduğu vakalarda bile tam ve kalıcı iyileşme sağlanması son derece olasıdır.
Testis Kanseri ve Tedavileri Hastaların Cinsel Yaşamını ve Üreme Yeteneğini Nasıl Etkiler?
Hastalığın hedef aldığı yaş grubunun çok genç olması, tedavinin planlanmasında hayat kurtarmanın ötesinde, kişinin gelecekteki yaşam kalitesini, babalık hayallerini ve cinsel kimliğini koruma zorunluluğunu da beraberinde getirir. Kanser teşhisi konulduğu andan itibaren, hastalığın vücutta yarattığı stres, hormonal dalgalanmalar ve bölgesel baskı nedeniyle sperm sayısında ve kalitesinde zaten doğal bir düşüş yaşanmaya başlar. Ameliyat masasına yatılması, sonrasında alınacak yoğun kemoterapi ilaçları veya ışın tedavileri, bedendeki sperm üretim fabrikalarını ciddi şekilde yorar ve bazen geçici bazen de kalıcı olarak durma noktasına getirir.
Bu büyük hassasiyet nedeniyle, kanser tedavisine başlanmadan önce uygulanması gereken en altın kural, üreme hücrelerinin güvenliğe alınmasıdır. Kemoterapi veya cerrahi bir işlem yapılmadan önce, her hastanın detaylı bir şekilde bilgilendirilerek bir tüp bebek merkezine yönlendirilmesi şarttır. Burada verilen sağlıklı örnekler, laboratuvar ortamında dondurularak yıllar boyunca, hastanın çocuk sahibi olmak isteyeceği güne kadar güvenle saklanır. Eğer hastanın doğal yollarla hücre vermesi mümkün değilse, ameliyat sırasında mikroskop kullanılarak testis dokusunun içinden de sağlıklı hücreler aranıp bulunarak dondurulabilir. Tedaviler bittikten yıllar sonra vücudun kendi kendini toparlama kapasitesi çok yüksektir, hormon seviyeleri normale döner ve cinsel işlevler kaldığı yerden eksiksiz olarak devam eder.

