Penis kanseri, erkek üreme sisteminin bir parçası olan penis dokusundaki sağlıklı hücrelerin genetik dizilimlerinin bozularak kontrolsüz ve anormal bir şekilde çoğalmasıyla meydana gelen kötü huylu bir tümör hastalığıdır. İlerleyen yaş süreciyle birlikte daha sık karşılaşılan bu durum hücrelerin doğal büyüme ve ölme döngüsünün tamamen dışına çıkıp bulundukları bölgede istilacı bir yapı oluşturmasıyla karakterizedir. Başlangıçta sessizce gelişen bu hücresel bozulma, zaman içerisinde sağlıklı dokuların yerini hızla alarak organın temel anatomik bütünlüğünü ve işleyişini doğrudan tehdit eder. Ürolojik onkoloji alanında nispeten nadir rastlanan bu rahatsızlık, hücresel savunma ve onarım mekanizmalarının kontrolden çıkmasını ifade eden ciddi bir doku anomalisidir.

Prof. Dr. Yılören TANIDIR
Üroloji Uzmanı

Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.

Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.

WhatsApp'tan İletişime Geç
Penis kanseri Penisin deri veya mukozasından kaynaklanan kötü huylu tümördür. En sık görülen tipi skuamöz hücreli karsinomdur.
Görülme sıklığı Nadir görülen bir ürolojik kanserdir. Görülme sıklığı coğrafi bölge, hijyen koşulları ve sünnet oranlarına göre değişebilir.
En sık görülen tip Skuamöz hücreli karsinom, olguların büyük çoğunluğunu oluşturur. Daha nadiren melanom, bazal hücreli karsinom ve sarkom görülebilir.
Risk faktörleri İnsan papilloma virüsü (özellikle HPV 16 ve 18), sünnetsiz olmak, kötü genital hijyen, fimozis, sigara kullanımı, kronik iltihap, çoklu cinsel partner, bağışıklık sisteminin baskılanması ve ileri yaş.
Kimlerde daha sık görülür Genellikle 50 yaş üzerindeki erkeklerde daha sık görülür, ancak daha genç yaşlarda da ortaya çıkabilir.
Belirtiler Peniste iyileşmeyen yara, kitle, siğil benzeri oluşum, kötü kokulu akıntı, kanama, ağrı, renk değişikliği, deride kalınlaşma ve kasıkta lenf bezi büyümesi görülebilir.
Erken dönem belirtileri Peniste küçük bir lezyon, kızarıklık, kabuklanma, sertlik, iyileşmeyen yara veya ağrısız kitle görülebilir.
İleri evre belirtileri Büyük tümör, şiddetli ağrı, idrar yapmada güçlük, kasık lenf bezlerinde belirgin büyüme, kilo kaybı ve uzak organ metastazına bağlı belirtiler gelişebilir.
Tanı yöntemleri Fizik muayene, biyopsi, ultrasonografi, manyetik rezonans görüntüleme (MR), bilgisayarlı tomografi (BT), gerektiğinde PET-BT ve lenf nodu değerlendirmesi yapılır.
Fizik muayene bulguları Peniste ülser, kitle, sertleşme, renk değişikliği, kanayan lezyon veya kasık lenf bezlerinde büyüme saptanabilir.
Kesin tanı Şüpheli lezyondan alınan biyopsinin patolojik incelemesi ile konur.
Evreleme TNM sistemi kullanılarak tümörün derinliği, lenf nodu tutulumu ve uzak metastaz değerlendirilir.
Derecelendirme (Grade) Düşük, orta ve yüksek dereceli olarak sınıflandırılır. Yüksek dereceli tümörler daha agresif seyredebilir.
Tedavi seçenekleri Tümörün evresine göre organ koruyucu cerrahi, lazer tedavisi, lokal eksizyon, glansektomi, parsiyel veya total penektomi, lenf nodu cerrahisi, radyoterapi, kemoterapi ve uygun hastalarda immünoterapi uygulanabilir.
Organ koruyucu tedavi Erken evrede seçilmiş hastalarda lazer tedavisi, lokal cerrahi veya diğer organ koruyucu yöntemlerle penisin korunması mümkün olabilir.
Cerrahi tedavi En sık uygulanan tedavidir. Amaç tümörü tamamen çıkarmak ve mümkün olduğunca fonksiyonu korumaktır. Gerekirse kasık lenf bezleri de çıkarılabilir.
Radyoterapi Bazı erken evre hastalarda organ koruyucu amaçla veya cerrahiye uygun olmayan olgularda uygulanabilir. İleri evrede destekleyici amaçla da kullanılabilir.
Kemoterapi Lenf nodu tutulumu olan veya metastatik hastalarda cerrahi öncesi, sonrası ya da sistemik tedavi amacıyla kullanılabilir.
İmmünoterapi Uygun seçilmiş ileri evre veya metastatik hastalarda değerlendirilebilir.
Tedavi sonrası takip Düzenli fizik muayene, kasık lenf bezlerinin değerlendirilmesi ve gerektiğinde görüntüleme yöntemleri ile uzun süreli takip yapılır.
Nüks riski Tedavi şekline ve tümör evresine bağlıdır. İlk yıllarda düzenli takip nüksün erken saptanması açısından önemlidir.
Olası komplikasyonlar İdrar yapma fonksiyonunda değişiklik, cinsel fonksiyon kaybı, lenfödem, yara iyileşme sorunları, enfeksiyon ve psikolojik etkiler gelişebilir.
Metastaz yapabileceği bölgeler Öncelikle kasık ve pelvis lenf düğümlerine, ileri evrede akciğer, karaciğer, kemik ve diğer organlara yayılabilir.
Prognoz Erken evrede tanı konulup tedavi edilen hastalarda yaşam beklentisi genellikle daha iyidir. Lenf nodu tutulumu prognozu belirleyen en önemli faktörlerden biridir.
Korunma yolları HPV aşısı, güvenli cinsel yaşam, sigaranın bırakılması, iyi genital hijyen, fimozisin tedavi edilmesi ve şüpheli lezyonların erken değerlendirilmesi riski azaltabilir.
Ne zaman doktora başvurulmalı Peniste iki haftadan uzun süren yara, kitle, kanama, akıntı, renk değişikliği veya kasıkta şişlik fark edildiğinde gecikmeden üroloji uzmanına başvurulmalıdır.
Acil durum belirtileri Şiddetli kanama, idrar yapamama, yüksek ateşle birlikte enfeksiyon bulguları veya hızla kötüleşen genel durum acil tıbbi değerlendirme gerektirir.

Penis kanseri nedir ve vücutta nasıl bir süreçle başlar?

Vücuttaki her organ, farklı görevleri yerine getirmek üzere özelleşmiş çeşitli hücre tiplerinden oluşmaktadır. Bu organdaki kötü huylu oluşumların ezici bir çoğunluğu, cildin en dış tabakasını oluşturan, dış etkenlere karşı koruyucu bir bariyer görevi gören ve şekil olarak yassı bir yapıya sahip olan epitel hücrelerinden köken almaktadır. Dış yüzeyi kaplayan bu yassı hücrelerin zaman içerisinde genetik mutasyonlara uğrayarak kanserleşmesi, en sık karşılaşılan tablodur ve tüm vakaların neredeyse yüzde doksan beşini oluşturmaktadır. Tümörün anatomik olarak nerede başladığı incelendiğinde, belirli bölgelerin çok daha yüksek risk altında olduğu görülmektedir. Lezyonların büyük bir kısmı doğrudan uç kısımdaki baş bölgesinde ortaya çıkarken, önemli bir bölümü sünnet derisinde, bir kısmı ise baş ile gövdeyi birleştiren olukta yerleşmektedir. Gövdenin kendisinde başlayan oluşumlar ise oldukça nadirdir.

Hastalığın ana tipinin dışında kalan diğer hücresel alt türler, klinik pratikte çok daha seyrek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nadir görülen hücresel kökenler şunlardır:

  • Bazal hücreler
  • Melanositler
  • Kas dokusu
  • Bağ dokusu

Bu listede yer alan bazal hücreler, cildin daha alt katmanlarında bulunur ve buradan kaynaklanan tümörler genellikle daha yavaş bir büyüme hızı sergiler. Cilde rengini veren melanosit hücrelerinden köken alan oluşumlar ise tam tersine, oldukça agresif ve lenf yolları aracılığıyla çok hızlı yayılan bir karakter taşımaktadır. Kas veya bağ dokusundan gelişen kitleler de yine bu nadir hastalık grubu içerisindedir. Özellikle bağışıklık sistemini çok ciddi şekilde zayıflatan viral enfeksiyonlar taşıyan bireylerde, bağışıklığın çökmesine bağlı olarak doğrudan uç kısmı tutan spesifik lezyonlara rastlanabilmektedir. Ayrıca her kanser türü her zaman o organın kendi dokusundan köken almaz. Bazen vücudun başka bir bölgesinde, örneğin prostat, mesane veya böbrek gibi komşu organlarda başlayan bir hastalık, kan veya lenf dolaşımı yoluyla buraya sıçrayabilir. Buna ikincil yayılım adı verilir ve genellikle ana hastalığın vücutta çok ileri bir noktaya ulaştığının göstergesidir.

Penis kanseri gelişmesinde rol oynayan temel risk faktörleri nelerdir?

Hastalığın ortaya çıkışında genetik veya kalıtsal bir yatkınlıktan ziyade, çevresel faktörler günlük yaşam tarzı alışkanlıkları ve uzun süreli kronik enfeksiyonlar çok daha belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu noktada en çok dikkat çeken ve üzerinde en çok bilimsel çalışma yapılan risk faktörlerinin başında belirli viral enfeksiyonlar gelmektedir. Özellikle cinsel yolla bulaşan bazı virüs tipleri, cilt hücrelerinin içerisine sızarak doğrudan DNA yapısına müdahale eder. Bu virüsler, hücrenin normal büyüme ve ölme döngüsünü bozarak hücresel çoğalmayı kontrolsüz bir şekilde tetikler. Klinik verilere bakıldığında, hastalığa yakalanan bireylerin yaklaşık yarısında bu virüslerin güçlü bir şekilde var olduğu saptanmaktadır.

Bir diğer kritik ve tamamen önlenebilir risk faktörü ise sünnet derisinin darlığı ve geriye doğru çekilememesi durumudur. Sünnet derisinin anatomik olarak dar olması, uç kısmın altında kapalı bir alan yaratır. Bu alanda idrar kalıntıları, ölü deri hücreleri ve vücudun doğal salgılarından oluşan özel bir madde birikmeye başlar.

Bu kapalı alanda biriken unsurlar şunlardır:

  • İdrar kalıntıları
  • Ölü hücreler
  • Doğal salgılar
  • Bakteriler

Eğer bu alan düzenli olarak temizlenemezse, zamanla o bölgede sürekli devam eden, kronik bir iltihaplanma süreci başlar. Yıllar boyunca devam eden bu sürekli tahriş ve iltihap, sağlıklı hücrelerin yapısını bozarak kanserleşme sürecine zemin hazırlar. Çocukluk çağında sünnet olan bireylerde bu kapalı alan tamamen ortadan kaldırıldığı ve birikim engellendiği için, sünnetli bireylerde bu hastalığın görülme sıklığı yok denecek kadar azdır. Tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı da bağımsız ve son derece güçlü bir risk faktörüdür. Sigara dumanının içerisinde bulunan kanser yapıcı kimyasallar akciğerlerden kana karışır, kan yoluyla böbreklere gelir ve idrar yoluyla vücuttan atılır. Bu zehirli kimyasallar idrarla birlikte dışarı atılırken dokularda birikerek doğrudan hücrelerin genetik yapısına hasar verir. Sedef hastalığı gibi bazı cilt rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan ve ultraviyole ışınlarını içeren belirli ışık tedavileri de cilt dokusunda kanserleşme riskini dramatik bir şekilde artırabilmektedir. Bu nedenle bu tür tedaviler sırasında cinsel organların özel kılıflarla ultraviyole ışınlarından korunması modern tıbbın kesin standartlarından biri haline gelmiştir.

Penis kanseri belirtileri olarak hangi işaretlere dikkat edilmelidir?

Hastalık başlangıç aşamasında genellikle hiçbir ağrı veya sızıya yol açmayan, oldukça küçük ve masum görünen cilt değişiklikleri şeklinde kendini göstermektedir. Ağrı olmaması, hastaların bu durumu önemsememesine ve doktora başvuru sürecini ertelemesine neden olan en büyük faktördür. Pek çok hasta, ortaya çıkan bu lezyonların basit bir enfeksiyon, alerji veya tahriş olduğunu düşünerek kendi kendine geçmesini bekler. Çoğu zaman hastalar üroloji kliniklerine aylar süren gecikmelerle, geçmeyen yaralar veya giderek büyüyen kitleler şikayetiyle başvurmaktadır.

İlk aşamada dikkat edilmesi gereken belirtiler şunlardır:

  • Kabarıklık
  • Kızarıklık
  • Yara
  • Sertlik
  • Renk değişikliği

Bu belirtilerden kabarıklık, genellikle karnabahar ya da siğil benzeri, cilt yüzeyinden dışarı doğru büyüyen yapılar şeklinde ortaya çıkar. Kızarıklık, basit bir mantar enfeksiyonunu taklit edebilir ancak mantar kremlerine yanıt vermez ve haftalarca aynı yerde kalır. Yara ise düzensiz kenarlı, iyileşme eğilimi göstermeyen ve zaman zaman kanayan açık bir doku bozulmasıdır. Sertlik, cilt yüzeyinde normal dokudan farklı, ele sert gelen, esnekliğini kaybetmiş alanlar olarak hissedilir. Renk değişikliği de dokunun doğal pembe rengini kaybederek daha koyu, kahverengi veya morumsu bir ton almasıdır.

Hastalık ilerledikçe tabloya eklenen diğer belirtiler şunlardır:

  • Akıntı
  • Kötü koku
  • Kaşıntı
  • Yanma
  • İdrar tıkanıklığı

Sünnet derisinin altından gelen kronik, kötü kokulu ve iltihaplı akıntılar, genellikle dokunun ölmeye başlaması (nekroz) ve enfekte olması sonucunda meydana gelir. Kaşıntı ve yanma hissi, tümörün çevresindeki sağlıklı dokuları tahriş etmesinden kaynaklanır. Eğer hastalık tedavi edilmez ve dokuların daha derinlerine doğru büyümeye devam ederse, penisin içerisinden geçen idrar kanalına baskı yapmaya başlar. Bu ileri evre durumlarda, tümör kitlesi idrar kanalını tamamen tıkayarak hastanın aniden idrar yapamamasına yol açabilir. Ayrıca kasık bölgesinde lenf bezlerinin şişmesine bağlı olarak dışarıdan fark edilebilen, ağrılı veya ağrısız yumrular ortaya çıkabilir.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Penis kanseri şüphesi durumunda tanı nasıl konulur?

Hastanın şikayetleri dinlendikten sonra yapılacak ilk ve en önemli adım, son derece detaylı bir fiziksel değerlendirmedir. Bu değerlendirme sırasında lezyonun boyutu, doku üzerindeki yerleşimi, sayısı, etrafındaki sağlam yapılarla olan ilişkisi ve hareketliliği dikkatlice incelenir. Sadece lezyonun bulunduğu bölge değil aynı zamanda her iki kasık bölgesinin detaylıca elle muayenesi de tanı sürecinin en hayati parçalarından biridir. Çünkü bu hastalık, lenf sistemi aracılığıyla ilk olarak kasık bölgesindeki savunma istasyonlarına yayılma eğilimi gösterir.

Klinik değerlendirme sonucunda şüphe kuvvetlenirse, kesin tanı ancak laboratuvar ortamında yapılacak hücresel incelemelerle konulabilir. Bunun için lezyondan doku örneği alınması işlemi olan biyopsi uygulanır.

Kullanılan biyopsi teknikleri şunlardır:

  • İnsizyonel biyopsi
  • Eksizyonel biyopsi
  • İnce iğne biyopsisi

İnsizyonel biyopsi, lezyonun çok büyük olduğu, derinlere ilerlediği veya geniş bir alanı kapladığı durumlarda tercih edilir. Bu teknikte lezyonun tamamı değil karakterini anlamaya yetecek kadar küçük bir parça cerrahi olarak kesilip alınır. Eksizyonel biyopsi ise lezyonun çok küçük, yüzeyel ve tek bir noktada sınırlı olduğu durumlarda uygulanır. Burada amaç lezyonun etrafında bir miktar sağlam sınır bırakılarak tamamının çıkarılmasıdır; böylece hem tanı konulur hem de hastalık o bölgeden tamamen temizlenmiş olur. İnce iğne biyopsisi ise genellikle kasık bölgesinde şişmiş lenf bezleri saptandığında, bu bezlerin içerisine kanser hücresi sıçrayıp sıçramadığını anlamak için ultrason eşliğinde iğne ile hücre çekilmesi işlemidir.

Alınan doku parçaları patoloji laboratuvarında özel boyalarla boyanarak mikroskop altında incelenir. Tanı kesinleştikten sonra hastalığın vücuttaki yayılım derecesini haritalandırmak için ileri teknoloji ürünü radyolojik görüntüleme cihazlarına başvurulur.

Kullanılan görüntüleme yöntemleri şunlardır:

  • Ultrasonografi
  • Manyetik rezonans
  • Bilgisayarlı tomografi
  • Pozitron emisyon tomografisi

Özellikle içerideki süngerimsi dokuların kanser tarafından ne kadar işgal edildiğini derinlemesine anlamak için manyetik rezonans (MR) en güvenilir araçtır. Uzak organlara sıçrama olup olmadığını taramak için ise bütün vücudu baştan aşağı inceleyen pozitron emisyon tomografisi (PET) devreye sokulur.

Penis kanseri evreleri hastalığın seyrini nasıl belirler?

Kanserin vücudun neresinde olduğunu, hangi derinliğe ulaştığını ve ne kadar yayıldığını belirlemek, evreleme olarak adlandırılır. Evreleme, tedavi planının temel taşıdır çünkü çok erken evredeki bir hastalık ile vücuda yayılmış bir hastalığın tedavisi tamamen farklı prensiplere dayanır. Bu evreleme sistemi, tümörün başlangıç noktasındaki derinliğini, lenf bezlerine sıçrama durumunu ve uzak organlara ulaşıp ulaşmadığını dikkate alarak oluşturulur.

Hastalığın sınıflandırıldığı ana evreler şunlardır:

  • Evre 0
  • Evre 1
  • Evre 2
  • Evre 3
  • Evre 4

Evre 0, tıbbi dilde “karsinoma in situ” olarak bilinir. Bu aşamada kötü huylu hücreler henüz cildin en üst katmanında, yüzeysel bir tabaka halinde durmaktadır. Hücreler derinlere sızmamış, kan damarlarına ulaşmamıştır. Bu evrede tam iyileşme şansı neredeyse yüzde yüze yakındır. Evre 1’de ise kanser, epitel tabakasının hemen altındaki bağ dokusuna doğru hafifçe kök salmaya başlamıştır. Ancak halen lenf kanallarına veya kan damarlarına girmeyi başaramamıştır. Evre 2’ye geçildiğinde hastalık artık daha derin yapıları tehdit etmeye başlar. Tümör kan damarlarına sızabilir veya penisin ereksiyonunu (sertleşmesini) sağlayan ana süngerimsi odacıklara kadar ilerleyebilir. Bu evrede lokal olarak hastalığı temizlemek mümkündür ancak daha sıkı bir takip gereklidir.

Hastalık ilerledikçe yayılım gösterebileceği yapılar şunlardır:

  • Lenf bezleri
  • Mesane
  • Kalın bağırsak
  • Akciğer
  • Karaciğer
  • Kemikler

Evre 3 aşaması, tümörün başlangıç bölgesindeki derinliğinden bağımsız olarak kanser hücrelerinin artık kasık bölgesindeki lenf bezlerine ulaşarak orada büyümeye başladığı kritik bir eşiktir. Kasıkta tek bir lenf bezinde sıçrama olması ile her iki kasıktaki çok sayıda lenf bezinin işgal edilmesi hastalığın şiddetini değiştirir. Evre 4 ise tablonun en ağır halidir. Bu aşamada hastalık artık bulunduğu bölgeyi aşmış, çevredeki mesane veya rektum gibi yakın organlara yapışmış, kasık bölgesinin çok daha derinlerindeki leğen kemiği içindeki lenf bezlerine yayılmış veya kan yoluyla akciğer, karaciğer ve kemik gibi uzak organlara metastaz yapmıştır. Bu evrede lokal tedavilerden ziyade tüm vücudu kapsayan çoklu sistemik tedaviler ön plana çıkar.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Penis kanseri tedavisinde uygulanan cerrahi yöntemler hangileridir?

Tedavi sürecinin merkezinde yer alan ve hastalıktan tamamen kurtulmayı sağlayan en etkili silah cerrahi müdahaledir. Günümüz modern üroloji pratiğinde, eskiye dayanan radikal ve uzuv feda edici yaklaşımların yerini “organ koruyucu” felsefe almıştır. Temel amaç kanserli dokuyu vücuttan hiçbir kalıntı bırakmadan güvenli bir şekilde temizlerken, hastanın psikolojik bütünlüğünü, ayakta idrar yapabilme fonksiyonunu ve cinsel yaşantısını maksimum düzeyde korumaktır. Geçmişte gözle görünen tümörden çok geniş mesafelerde sağlam doku çıkarılması mecburi görülürken, bugün ameliyat esnasında mikroskop altında anlık inceleme (frozen section) yapılması sayesinde, milimetrik güvenlik sınırlarıyla sadece hastalıklı bölge hedeflenmektedir.

Uygulanabilecek cerrahi yöntemler şunlardır:

  • Sünnet
  • Lazer cerrahisi
  • Kriyoterapi
  • Glans yüzey yenileme
  • Glansektomi
  • Parsiyel penektomi
  • Total penektomi

Sünnet işlemi, kanserin sadece sünnet derisi üzerinde sınırlandığı ve başka hiçbir dokuya geçmediği son derece erken vakalarda uygulanır. Etkilenen deri geniş olarak çıkarılır ve hastalık tamamen yok edilmiş olur. Lazer cerrahisi, güçlü bir ışın demeti kullanılarak dokunun kontrollü bir şekilde buharlaştırılması işlemidir; kriyoterapi ise sıvı nitrojen kullanılarak kanserli hücrelerin dondurulup parçalanmasını sağlar. Bu iki yöntem sadece çok küçük ve çok yüzeysel olan leke tarzındaki oluşumlarda tercih edilmektedir.

Glans yüzey yenileme adı verilen teknikte, baş kısmındaki epitel tabakası sanki bir elmanın kabuğunu soyar gibi ince bir zar halinde tamamen çıkarılır. Çıkarılan bu hastalıklı yüzeyin yerine, hastanın bacağından veya kasığından alınan ince bir deri yaması estetik bir şekilde dikilir. Glansektomi ise tümörün baş kısmının daha derinlerine indiği durumlarda uygulanır; baş bölgesi tamamen çıkarılır ancak gövde yapısı olduğu gibi yerinde bırakılarak ucuna yeni bir form kazandırılır.

Parsiyel penektomi, hastalığın gövdeye doğru ilerlediği durumlarda zorunlu hale gelir. Tümörlü alan güvenlik sınırlarıyla kesilerek alınırken, hastanın ayakta idrar yapmasına yetecek kadar fonksiyonel bir doku bırakılması hedeflenir. Total penektomi ise hastalığın çok yayıldığı en ileri evrelerde, uzvun köküne kadar tümünün çıkarılması işlemidir. Bu durumda idrar akışını sağlamak için idrar kanalı, testis torbası ile anüs arasındaki perine bölgesine ağızlaştırılarak hastanın idrarını oturarak yapması sağlanır.

Penis kanseri lenf bezlerine yayıldığında hangi tedaviler uygulanır?

Hastalığın gidişatında ve hastanın hayatta kalma süresinde asıl belirleyici olan faktör, başlangıç noktasındaki kitleden ziyade, hücrelerin lenf yolları aracılığıyla kasık bölgesindeki savunma istasyonlarına (lenf bezlerine) ulaşıp ulaşmadığıdır. Bu nedenle lenf bezlerinin durumunun tespiti ve yönetimi, tedavinin en hassas, teknik olarak en zorlayıcı ve en önemli aşamasını oluşturmaktadır.

Kasık bölgesinde dışarıdan elle hissedilen bir şişlik olmamasına rağmen, tümörün mikroskobik düzeyde yayılma riski taşıdığı durumlarda dinamik bekçi lenf nodu biyopsisi uygulanır. Bu teknikte, ameliyattan kısa bir süre önce tümörün etrafına radyoaktif bir madde veya özel bir boya enjekte edilir. Lenf yolları bu maddeyi taşıyarak kasıktaki ilk durağa (bekçi lenf bezine) götürür. Ameliyatta sadece bu ilk lenf bezi bulunup çıkarılır ve anında patoloğa gönderilir. Eğer temiz gelirse başka lenf bezi çıkarılmaz. Ancak bu bezde kanser hücresi görülürse veya hastanın kasığında zaten şişmiş lenf bezleri mevcutsa, o bölgedeki tüm lenf bezlerinin bir paket halinde temizlenmesi işlemi olan “radikal lenfadenektomi” zorunlu hale gelir. Günümüzde bu işlem uzun kesiler yerine, robotik cerrahi sistemleriyle kapalı deliklerden çok daha güvenli bir şekilde yapılabilmektedir.

Kasık cerrahisi sonrası ortaya çıkabilecek durumlar şunlardır:

  • Lenfödem
  • Seroma
  • Yara enfeksiyonu
  • Cilt nekrozu

Lenfödem, lenf bezlerinin alınmasına bağlı olarak sıvı drenajının bozulması ve bacaklarda kalıcı, ciddi şişliklerin meydana gelmesidir. Seroma, dikiş hattının altında, boşaltılan lenf dokularının yerinde sıvı birikmesidir. Yara enfeksiyonu ve cilt nekrozu (dokunun beslenemeyip ölmesi) bölgenin hassasiyetinden kaynaklanır. Modern tıpta lenfödemin yönetimi için özel fizyoterapi masajları, dekonjestif bandajlar ve ömür boyu kullanılması gereken kademeli kompresyon çorapları gibi yoğun rehabilitasyon programları devreye sokularak hastanın yaşam kalitesi korunmaya çalışılır.

Penis kanseri için cerrahi dışındaki ek tedavi seçenekleri nelerdir?

Hastalığın yönetimi sadece cerrahi bir müdahale ile sınırlı kalmaz. Evrenin ilerlemesine, tümörün yapısına ve yaygınlığına bağlı olarak tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanlarının da dahil olduğu çoklu (multimodal) tedavi protokolleri uygulanır. Kanser hücrelerinin vücuttan silinmesi için sistemik veya bölgesel ek ajanlara başvurulması, başarı oranını ciddi şekilde artırmaktadır.

Kullanılabilecek ek tedaviler şunlardır:

  • Topikal kemoterapi
  • Sistemik kemoterapi
  • Eksternal radyoterapi
  • Brakiterapi
  • İmmünoterapi

Topikal kemoterapi, sadece cildin en üst katmanında yer alan çok çok erken evredeki hastalıklar için krem formunda özel kanser ilaçlarının doğrudan lezyonun üzerine sürülmesi işlemidir. Bu sayede ameliyata gerek kalmadan bölgesel hücre yıkımı elde edilir. Sistemik kemoterapi ise damar yoluyla kana verilen ve tüm vücudu dolaşan güçlü kanser ilaçlarıdır. Eğer kasık lenf bezlerindeki tümörler çok büyükse ve cerrahi olarak çıkarılamayacak kadar dokulara yapışmışsa, ameliyattan önce verilerek kitleleri küçültmek amaçlanır. Bazen de ameliyat sonrasında kanda veya dokularda kalmış olabilecek gözle görülmeyen mikroskobik hücreleri tamamen yok etmek için koruyucu olarak uygulanır.

Eksternal radyoterapi, yüksek enerjili ışınların dışarıdaki bir cihazdan vücuda yönlendirilerek kanserli hücrelerin DNA’sının parçalanması işlemidir. Bazen cerrahi sonrasında kasık bölgesinde kalan riskleri sıfırlamak için kullanılır. Brakiterapi ise ışın tedavisinin farklı ve çok daha hedefe yönelik bir formudur. Özel radyoaktif tohumlar veya silindir aplikatörler doğrudan tümörün içine veya hemen yüzeyine yerleştirilerek, çevre dokulara zarar vermeden sadece o bölgeye yüksek dozda radyasyon verilir. Son yıllarda onkolojide çığır açan immünoterapi ise kanser hücrelerini doğrudan zehirlemek yerine, vücudun kendi bağışıklık sistemini tekrar eğiten akıllı moleküllerdir. Bu ilaçlar, kanserin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandığı kalkanları indirerek, vücudun kendi savunma hücrelerinin tümörü bulup yok etmesini sağlar.

Penis kanseri tedavisi sonrasında takip süreci nasıl ilerler?

Kanserin vücuttan temizlenmesi ve hastanın taburcu edilmesi, tedavi sürecinin bittiği anlamına gelmez. Bu hastalık, özellikle ilk beş yıllık dönemde aynı bölgede veya lenf yollarında yeniden ortaya çıkma (nüks etme) riski barındırır. Bu nedenle oldukça sıkı, son derece disiplinli ve özenle planlanmış bir klinik takip programının uygulanması hayati bir zorunluluktur.

Takip sürecinde düzenli olarak kullanılan testler şunlardır:

  • Fizik muayene
  • Ultrasonografi
  • Manyetik rezonans
  • Bilgisayarlı tomografi
  • Akciğer grafisi
  • Kan testleri

Ameliyattan sonraki ilk haftalarda yara bakımına odaklanılırken, ilerleyen aylarda hastalığın geri dönüp dönmediği araştırılır. Özellikle hastalığın en sık geri döndüğü bölge olan kasıklar, düzenli aralıklarla elle muayene edilir ve ultrason cihazlarıyla lenf bezlerinde bir büyüme olup olmadığı sürekli taranır. Hastalığın akciğerlere veya karın içi organlara yayılıp yayılmadığını kontrol etmek için belirli aralıklarla manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi çekimleri yapılır. Gerekli durumlarda kan testleriyle genel vücut fonksiyonları değerlendirilir. Tıbbi takiplerin yanı sıra hastanın psikolojik destek alması, kaybettiği özgüvenini yeniden kazanması oldukça önemlidir. Tedavi sonrası uygun hastalar için plastik cerrahi uzmanlarıyla işbirliği yapılarak rekonstrüktif (yeniden yapılandırma) ameliyatları planlanabilir, böylece hastanın yaşamına yüksek bir kalite ve motivasyonla devam etmesi sağlanır.

Sıkça sorulan sorular

Penis kanseri, penisin deri veya mukozal dokularından kaynaklanan nadir bir kanser türüdür. Genellikle yavaş ilerler ancak erken dönemde tanı konulmadığında çevre dokulara ve lenf düğümlerine yayılabilir.
Peniste iyileşmeyen yara, kitle, renk değişikliği, kanama, kötü kokulu akıntı ve cilt kalınlaşması en sık belirtiler arasında yer alır. Bu şikayetlerin uzun süre devam etmesi değerlendirilmelidir.
İnsan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonu, sigara kullanımı, kötü genital hijyen, fimozis ve kronik tahriş penis kanseri riskini artırabilecek faktörler arasında kabul edilmektedir.
Penis kanseri çoğunlukla ileri yaşlarda görülse de daha genç bireylerde de ortaya çıkabilir. Risk faktörlerinin varlığı hastalığın gelişme olasılığını artırabilir.
Tanı sürecinde fizik muayene, biyopsi ve görüntüleme yöntemleri kullanılır. Biyopsi, şüpheli dokunun incelenmesini sağlayarak kesin tanının konulmasına yardımcı olur.
Penis kanseri, tümörün boyutuna, çevre dokulara yayılımına, lenf düğümü tutulumuna ve uzak metastaz varlığına göre evrelendirilir. Evreleme tedavi planının belirlenmesinde önemli rol oynar.
Tedavide cerrahi girişimler, radyoterapi, kemoterapi ve bazı durumlarda hedefe yönelik yaklaşımlar kullanılabilir. Tedavi seçimi tümörün evresine ve hastanın genel durumuna göre yapılır.
Erken evrede tanı konulan penis kanserlerinde tedavi başarısı daha yüksektir. Hastalığın evresi, yayılım durumu ve tedaviye verilen yanıt prognozu belirleyen temel faktörler arasındadır.
Genital hijyene dikkat etmek, sigaradan uzak durmak, HPV enfeksiyonlarından korunmak ve şüpheli lezyonlarda erken tıbbi değerlendirme almak riskin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Peniste yara, kitle, renk değişikliği veya diğer anormal belirtiler fark eden kişiler üroloji uzmanına başvurmalıdır. Gerekli durumlarda tanı ve tedavi sürecine onkoloji uzmanları da dahil olabilir.

Blog Yazıları

Açık Prostatektomi Ameliyatı Yorumları

Açık prostatektomi ameliyatı yorumları incelendiğinde hastalar, [...]

Devamını Oku
Thulium Lazer Prostat Ameliyatı (ThuLEP) Ameliyatı Yorumları

ThuLEP (Thulium Lazer Prostat Ameliyatı) hasta [...]

Devamını Oku
Holep Prostat Ameliyatı Olanların Yorumları

HoLEP prostat ameliyatı olanların yorumları, tedavinin [...]

Devamını Oku
Rezum Tedavisi (Su Buharı İle Prostat Tedavisi) Olanların Yorumları

Rezum tedavisi olanların yorumları; işlemin ağır [...]

Devamını Oku
Prostat TUR (TUR-P) Ameliyatı Olanların Yorumları

Prostat TUR (TUR-P) ameliyatı olanların yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek Büyümesi (Hidronefroz) Tedavisi Yorumları

Böbrek büyümesi (hidronefroz) tedavisi hasta yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek İltihabı (Piyelonefrit) Tedavisi Yorumları

Böbrek iltihabı (piyelonefrit) tedavisi yorumları, hastaların [...]

Devamını Oku
Böbrek Taşı Tedavisi Yorumları

Böbrek taşı tedavisi yorumları, kişiye en [...]

Devamını Oku