En iyi mesane kanseri doktorlarının Türkiye’de bulunmasının ana sebebi, ülkedeki çok yüksek hasta hacminin ve çeşitliliğinin hekimlere dünyada eşine az rastlanır bir cerrahi refleks ile eşsiz bir pratik deneyim kazandırmasıdır. Bu devasa klinik tecrübe birikimi, güçlü sağlık altyapısı ve yenilikçi vizyonla birleşerek Türkiye’yi onkolojik tedavilerde küresel bir cazibe merkezine dönüştürmüştür. Hekimler, her gün karşılaştıkları birbirinden farklı sayısız vaka senaryosu sayesinde, en karmaşık durumlarda dahi hızlı, güvenli ve hastaya özel stratejiler geliştirebilmektedir. Sadece hastalığı ortadan kaldırmaya değil kişinin yaşam kalitesini de en üst düzeyde korumaya odaklanan bu derin mesleki adanmışlık, dünyanın dört bir yanından şifa arayan bireyler için güvenilir, kalıcı ve başarı oranı yüksek çözümler sunmaktadır.

Türkiye’deki mesane kanseri görülme sıklığı nedir ve genel durum nasıldır?

Böbrekler, vücuttaki kanı sürekli olarak süzerek zararlı maddeleri ve atıkları ayırır. Bu atıklar idrar yoluyla aşağıya inerek, vücuttan atılmadan önce mesane adı verilen esnek ve kaslı bir organda depolanır. Mesanenin iç yüzeyi, sürekli esnemeye ve daralmaya uygun özel bir hücre tabakasıyla kaplıdır. Zaman zaman, bu iç yüzeydeki hücreler normal yapılarını kaybederek kontrolsüz bir biçimde çoğalmaya başlayabilir ve bunun sonucunda mesane kanseri tablosu ortaya çıkar. Bu hastalık her insanda aynı şekilde davranmaz. Kimi zaman sadece mesanenin en üst yüzeyinde kalırken, kimi zaman da hızla altındaki derin kas tabakalarına doğru ilerleme eğilimi gösterebilir. Bu değişken yapı her hastanın kendi özel şartları içinde değerlendirilmesini ve son derece dikkatli bir takip planı oluşturulmasını gerektirir.

Türkiye’deki istatistiklere bakıldığında, hastalığın özellikle erkekler arasında ne kadar yaygın olduğu açıkça görülmektedir. Erkek popülasyonunda en sık karşılaşılan üçüncü kanser türü olması, kliniklerin bu hastalıkla her gün yoğun bir şekilde mücadele etmesi anlamına gelir. Kadınlarda görülme sıklığı daha az olsa da hastalık kadınlarda ortaya çıktığında genellikle daha inatçı ve zorlu bir süreç izleme eğilimindedir. Hastalar ilk kez hekime başvurduklarında büyük bir çoğunluğunun hastalığı henüz mesanenin derin kaslarına ulaşmamış, yani yüzeyel evrede bulunur. Ancak geriye kalan bir grup hasta, hastalığın kas dokusuna yerleştiği daha ileri bir evrede teşhis almaktadır.

Bu hücresel bozulmanın arkasındaki en büyük nedenlerin başında tütün kullanımı gelir. İçilen tütün ürünlerindeki sayısız zararlı kimyasal madde akciğerlerden kana karışır, böbreklerden süzülür ve idrarla birlikte mesaneye gelir. İdrar, dışarı atılana kadar mesanede beklediği için bu zehirli maddeler mesanenin iç yüzeyiyle uzun saatler boyunca temas eder. Bu uzun süreli kimyasal temas, zamanla hücrelerin yapısını bozarak hastalığı başlatır.

Mesane sağlığını tehdit eden bazı ana unsurlar şunlardır:

  • Sigara
  • Tütün
  • Endüstriyel boyalar
  • Kimyasallar
  • İleri yaş

Türkiye’de mesane kanseri teşhisinde hangi ileri teknolojiler kullanılıyor?

Hastalığın ilk ve en önemli belirtisi genellikle idrarda ağrısız bir kanama görülmesidir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında, mesanenin içinin doğrudan kameralı sistemlerle incelenmesi gerekir. Bu inceleme işlemine sistoskopi adı verilir. Geleneksel olarak yıllar boyunca bu incelemeler, ucunda ışık bulunan ve standart beyaz ışık yayan ince cihazlarla yapılmıştır. Standart beyaz ışık, mesane duvarından içeriye doğru karnabahar gibi büyümüş olan belirgin tümörleri saptamada oldukça başarılıdır ve günümüzde de temel bir yöntem olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Ancak tıbbi teknolojinin gelişmesiyle, bazı tehlikeli tümör türlerinin standart beyaz ışık altında gözden kaçabileceği fark edilmiştir. Özellikle mesane duvarına tamamen düz bir şekilde yerleşmiş, dışarıya doğru herhangi bir kabartı yapmayan ancak son derece agresif yapılı tümörler, normal dokudan zar zor ayırt edilebilir. Aynı şekilde çok küçük, mikroskobik boyuttaki tümör odakları da standart ışıkta normal bir kızarıklık gibi görünebilir. Gözden kaçabilecek tek bir hastalıklı alan bile, ilerleyen dönemde hastalığın yeniden alevlenmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle Türkiye’deki donanımlı merkezler, standart görüntülemenin ötesine geçerek ileri optik sistemleri günlük pratiklerine dahil etmişlerdir.

Kullanılan bu ileri sistemlerden biri fotodinamik görüntüleme, yani mavi ışık teknolojisidir. Bu yöntemde inceleme yapılmadan yaklaşık bir saat önce mesane içine özel bir sıvı gönderilir. Bu sıvı, sağlıklı hücreler tarafından pek umursanmazken, hızla çoğalan ve yapısı bozulmuş hastalıklı hücreler tarafından adeta emilerek içlerine hapsedilir. Daha sonra inceleme sırasında cihazın ışığı özel bir mavi renge çevrildiğinde, o sıvıyı emmiş olan hastalıklı hücreler parlak kırmızı veya pembe bir renkte parlamaya başlar. Böylece normalde gözle görülmesi çok zor olan düz lezyonlar bile karanlıkta parlayan bir ışık gibi ortaya çıkar. Bir diğer teknoloji olan dar spektrumlu görüntüleme yönteminde ise herhangi bir sıvıya gerek duyulmaz. Cihazın kendi içindeki filtreler sayesinde sadece belirli ışık dalgaları mesaneye yansıtılır. Bu ışık dalgaları, tümörü besleyen düzensiz kılcal damarlar tarafından emilir ve hastalıklı dokunun damar ağı çok yüksek bir kontrastla belirginleşir.

İnceleme sırasında faydalanılan görüntüleme seçenekleri aşağıdakilerdir:

  • Beyaz ışık
  • Mavi ışık
  • Dar spektrumlu ışık

Mesane kanseri ameliyatlarında klasik yöntemler yerine neden En-Blok Rezeksiyon (ERBT) tercih ediliyor?

Hastalık henüz kas tabakasına ulaşmamış, yani yüzeyel evrede ise ana tedavi yöntemi tümörün mesane içinden temizlenmesidir. Uzun yıllar boyunca uygulanan standart teknikte, tümör elektrikli bir alet yardımıyla tabaka tabaka, parça parça kazınarak içeriden çıkarılmıştır. Bu yöntem birçok hastanın tedavisinde fayda sağlamış olsa da bazı önemli teknik handikapları barındırmaktadır. Tümörü küçük parçalar halinde kazıdığınızda, hastalıklı doku ufalanır. Bu sırada serbest kalan bazı mikroskobik hücrelerin, işlem sırasında mesanenin tamamen sağlıklı olan başka bir bölgesine tutunup oraya yerleşme ihtimali doğar. Hücre ekimi adı verilen bu durum aylar sonra hastalığın yeni bir bölgede tekrar ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.

İkinci bir zorluk ise çıkarılan parçaların incelenmesi aşamasında yaşanır. Kazınarak ufalanmış, kenarları elektrik akımının etkisiyle bir miktar hasar görmüş sayısız küçük doku parçası patoloji laboratuvarına gönderildiğinde, bu parçaları mikroskop altında incelemek çok zorlaşır. Patoloji uzmanının tümörün ne kadar derine indiğini ve hastalığın kas dokusuna ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmesi güçleşebilir. Bu durum hastalığın evresinin yanlış yorumlanmasına ve buna bağlı olarak eksik bir tedavi planı yapılmasına yol açabilecek riskler barındırır.

Bu kısıtlılıkları aşmak amacıyla, yüksek cerrahi tecrübe gerektiren ve Türkiye’deki ileri düzey merkezlerde sıklıkla tercih edilen En-Blok Rezeksiyon (ERBT) yöntemi ön plana çıkmaktadır. Bu yöntemin temel amacı, tümörü parça parça ufalamak yerine, etrafındaki bir miktar sağlıklı doku sınırıyla ve altındaki zeminle birlikte tıpkı bir elmanın bozuk kısmını etrafındaki sağlam dokuyla oyar gibi tek parça halinde çıkarmaktır. Bu hassas işlemi yapabilmek için çok daha gelişmiş enerji kaynakları kullanılır. Örneğin su jeti teknolojisiyle tümörün alt tabakasına yüksek basınçlı su verilerek tümör dokusu yukarı doğru kaldırılır, adeta bir sıvı yastığı oluşturulur. Böylece cerrah alt tabakalara zarar vermeden tümörü güvenli bir şekilde kesip çıkarabilir. Tümör tek parça halinde çıkarıldığı için içeride serbest hücre dökülmesi en aza indirgenmeye çalışılır. Ayrıca patoloji uzmanı, önüne tek parça halinde gelen, yapısı bozulmamış bu büyük dokuyu incelediğinde hastalığın evresini ve derinliğini çok daha net bir şekilde raporlayabilir.

Bu işlemde sıklıkla tercih edilen enerji kaynakları şunlardır:

  • Thulium lazer
  • Holmium lazer
  • Monopolar elektrokoter
  • Bipolar elektrokoter
  • Su jeti

Mesane kanseri nükslerini önlemede mesane içi immünoterapi (BCG) tedavisi nasıl uygulanır?

Tümör içeriden cerrahi olarak ne kadar temizlenirse temizlensin, hastalığın doğası gereği yeniden ortaya çıkma eğilimi oldukça yüksektir. Özellikle hücre yapısı agresif olan orta ve yüksek riskli vakalarda sadece cerrahi müdahale yeterli olmayabilir. Geride kalmış olabilecek mikroskobik hücreleri baskılamak ve hastalığın daha derin tabakalara ilerlemesini engellemek için doğrudan mesane içerisine ilaç uygulamaları yapılması gerekebilir. Bu alanda kullanılan en güçlü yöntemlerden biri mesane içi BCG immünoterapisidir.

BCG, aslında yıllardır bildiğimiz ve verem aşısı olarak kullanılan zayıflatılmış bir bakteri türüdür. Bilim dünyası, bu zayıflatılmış verem mikrobunun mesane içerisine verildiğinde kanser hücreleri üzerinde oldukça güçlü bir etki yarattığını keşfetmiştir. Bu tedavi, dışarıdan zehirli bir kimyasal vermek yerine, vücudun kendi savunma mekanizmasını uyandırma mantığına dayanır. Zayıflatılmış bakteriler ince bir sonda yardımıyla mesaneye verildiğinde, vücudun bağışıklık sistemi bölgede bir enfeksiyon başladığını düşünerek hemen harekete geçer. Milyonlarca savunma hücresi mesaneye akın eder. Bu yoğun bağışıklık saldırısı sırasında, savunma hücreleri sadece bakterilere saldırmakla kalmaz, ortamda bulunan veya yeni oluşmaya başlayan kanser hücrelerini de hedef alarak ortadan kaldırılmalarına yardımcı olur.

Ancak böylesine güçlü bir bağışıklık tepkisi yaratan tedavinin yönetimi çok ince kurallara bağlıdır. Uygulama ameliyattan hemen sonra yapılmaz. İçerideki cerrahi yaraların kapanması için genellikle birkaç hafta beklenir. Eğer kanama varken veya yaralar açıkken bu canlı bakteriler içeri verilirse, kana karışıp vücuda yayılma riski ortaya çıkabilir. Tedavi genellikle altı hafta süren, hastanın haftada bir kez hastaneye geldiği başlangıç dozlarıyla başlar. Daha sonra, elde edilen bağışıklık uyarısını canlı tutmak için hastalığın risk durumuna göre bir yıldan üç yıla kadar uzayabilen, daha seyrek aralıklarla verilen hatırlatma dozlarına geçilir.

Bağışıklık sisteminin bu kadar yoğun çalışması bazı dönemsel rahatsızlıklara yol açabilir. Mesane içinde oluşan bu hücresel hareketlilik, hastanın günlük hayatını etkileyebilecek bazı belirtilere neden olabilir. Bu belirtiler genellikle ilaçlarla hafifletilmeye çalışılır ve tedavi süreci yakından takip edilir. Çok nadir durumlarda bakterinin vücuda yayılması gibi ciddi tablolar oluşursa, derhal tedaviler kesilerek özel tüberküloz ilaçlarıyla müdahale edilmesi gerekebilir. Deneyimli hekimler, bu yan etkileri hastayla birlikte yöneterek tedavi sürecinin kopmamasını sağlamayı hedefler.

Tedavi sürecinde hastalarda ortaya çıkabilen bazı durumlar şunlardır:

  • Sık idrara çıkma
  • Yanma
  • Hafif ateş
  • Yorgunluk
  • Kasıklarda ağrı
  • Üşüme

İleri evre mesane kanseri vakalarında robotik cerrahi ve yapay mesane ameliyatları nasıl yapılıyor?

Hastalık daha agresif bir seyir izleyerek mesanenin kas tabakalarına kadar ilerlemişse veya yüzeyel olmasına rağmen tüm koruyucu tedavilere direnç gösterip sürekli tekrarlıyorsa, mesaneyi koruma ihtimali ortadan kalkabilir. Bu noktada hayat kurtarıcı adım, mesanenin ve çevresindeki bazı lenf bezlerinin vücuttan tamamen çıkarıldığı büyük cerrahi müdahalelerdir. Geçmiş yıllarda bu tür büyük operasyonlar, karın bölgesinin tamamen açıldığı, iyileşme sürecinin haftalar hatta aylar sürdüğü açık yöntemlerle yapılmaktaydı. Günümüzde ise bu zorlu süreç gelişmiş merkezlerde robotik cerrahi teknolojisi kullanılarak çok daha az doku hasarıyla gerçekleştirilebilmektedir.

Robotik cerrahide, hastanın karnına geniş bir kesi yapmak yerine sadece birkaç küçük delikten içeri girilir. Cerrah, ameliyat masasının hemen yanındaki özel bir konsola oturarak içerideki robotik kolları yönetir. Bu kollar, cerrahın el hareketlerini birebir ama çok daha hassas ve küçültülmüş bir şekilde içeriye aktarır. Sistem, içerideki organları üç boyutlu ve yüksek çözünürlüklü olarak büyüterek ekrana yansıtır. Bu sayede insan gözüyle fark edilmesi zor olan çok ince sinir lifleri ve damar ağları çok net bir şekilde görülebilir. Özellikle cinsel fonksiyonları ve idrar tutmayı sağlayan ince sinir demetleri, tümörlü doku temizlenirken büyük ölçüde korunmaya çalışılır. Bu sinir koruyucu yaklaşımlar, hastanın ameliyat sonrasında normal bedensel fonksiyonlarını olabildiğince erken geri kazanmasına yardımcı olur.

Mesane tamamen çıkarıldığında akla gelen en büyük soru, idrarın vücuttan nasıl atılacağıdır. Eskiden karnın dışına kalıcı bir torba takılması çok yaygın bir uygulamaydı ve bu durum hastaların sosyal yaşantılarını ciddi şekilde etkiliyordu. Ancak günümüzde uygulanan yapay mesane operasyonlarıyla, uygun hastalarda bağırsaklardan yeni bir idrar deposu oluşturularak torba zorunluluğu ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu çok ince işçilik gerektiren işlemde, ince bağırsağın belirli bir kısmı alınır ve boru şeklindeki yapısı bozularak küresel bir kese haline getirilecek şekilde yeniden dikilir. Bu yeni kese, hastanın kendi idrar yollarına bağlanır. Üstelik tüm bu süreç bağırsaklar hiç vücut dışına çıkarılmadan, karnın içinde tamamen kapalı bir ortamda robotik kollarla yapılabilir. Bağırsakların hava ile temas etmemesi, hastanın ameliyat sonrası sindirim fonksiyonlarının daha çabuk toparlanmasına büyük katkı sağlar.

Zaman içerisinde bu yeni bağırsak kesesi idrar depolamaya adapte olur. Hastalar, verilen özel pelvik taban egzersizlerini düzenli yaparak ve mesanelerini belirli saat aralıklarıyla boşaltmaya alışarak idrar tutma yeteneklerini yeniden kazanmaya çalışırlar. Gündüz kontrolü genellikle çok daha hızlı sağlanırken, gece kontrolü biraz daha fazla zaman ve sabır gerektirebilir.

Robotik sistemin cerraha sunduğu imkanlar şunlardır:

  • Üç boyutlu görüntü
  • Büyütülmüş alan
  • Titremesiz hareket
  • İnce uçlu aletler
  • Yüksek manevra kabiliyeti

Türkiye’de mesane kanseri tedavisi planlanırken konseylerin ve multidisipliner yaklaşımın rolü nedir?

Kanser gibi çok bilinmeyenli ve dinamik bir hastalık sürecinde, teşhis ve tedavi kararlarının tek bir hekimin inisiyatifine bırakılması günümüz modern tıp anlayışında tercih edilmemektedir. Hastalığın yapısı, evresi, hastanın yaşı, diğer kronik hastalıkları ve genel sağlık durumu göz önüne alındığında, çok boyutlu bir planlama yapılması şarttır. Bu noktada Türkiye’deki öncü merkezlerin gücü, multidisipliner yaklaşım dediğimiz tümör konseylerinden gelmektedir. Bu konseyler, farklı uzmanlık alanlarından gelen hekimlerin aynı masa etrafında toplanarak tek bir hastanın dosyasını derinlemesine incelediği akademik toplantılardır.

Bir hastanın radyolojik filmleri, patoloji raporlarından çıkan mikroskobik veriler ve klinik durumu konsey toplantısında detaylıca tartışılır. Örneğin kas dokusuna ilerlemiş bir hastalığı olan kişi için doğrudan ameliyat kararı almak yerine, konseydeki tıbbi onkoloji uzmanının değerlendirmesiyle ameliyat öncesi bir kemoterapi süreci planlanabilir. Bu ön tedavinin amacı, ameliyattan önce vücutta dolaşıyor olabilecek mikroskobik kanser hücrelerini baskılamak ve ana tümörün boyutunu küçülterek yapılacak cerrahinin başarı şansını artırmaktır.

Bazen de hastanın böbrek fonksiyonları standart ağır kemoterapileri kaldıramayacak kadar zayıf olabilir. Böyle durumlarda patoloji uzmanı, tümörün hücresel haritasına tekrar bakarak yeni nesil akıllı ilaçların veya bağışıklık sistemini destekleyen immünoterapi ajanlarının kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirir. Konseyin bu ortak akıl yürütmesi, hastanın gereksiz veya kendisine zarar verebilecek tedavilerden korunmasını sağlarken, kişiye en uygun ve en etkili olabilecek tedavi yolunun seçilmesine imkan tanır.

Bu kurullarda yer alan temel branşlar aşağıdakilerdir:

  • Üroloji
  • Tıbbi onkoloji
  • Radyasyon onkolojisi
  • Radyoloji
  • Patoloji

Türkiye’deki mesane kanseri doktorları uluslararası alanda nasıl bu kadar başarılı oluyor?

Kliniklerdeki üst düzey teknolojik donanımlar veya dünyadaki en güncel ilaçlar, ancak onları yönetecek olan hekimlerin deneyimi ve vizyonu kadar etkili olabilir. Türkiye’deki üroloji uzmanlarının dünya çapında saygı gören bir noktada olmasının temelinde, maruz kaldıkları yüksek hasta çeşitliliği ve aldıkları son derece zorlu eğitimler yer almaktadır. Bir hekimin belirli bir hastalık üzerine ne kadar çok vaka görürse, el becerisinin ve öngörüsünün o kadar gelişeceği bilinen bir gerçektir. Ülkedeki yoğun klinik döngü, cerrahların çok erken yaşlardan itibaren karmaşık vakalarla başa çıkma pratiği kazanmasını sağlar.

Bu pratik deneyim, uluslararası standartlarda kurgulanmış akademik süreçlerle desteklenir. Eğitim veren klinikler, Avrupa’daki bağımsız tıp kurulları tarafından düzenli olarak yerinde incelenir, fiziki şartları ve eğitim kaliteleri denetlenerek akredite edilir. Bu süreçlerin içinde yetişen uzmanlar, eğitimlerinin sonunda uluslararası geçerliliği olan zorlu yeterlilik sınavlarından geçerler. Sadece kendi ülkelerindeki değil Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen akademisyenlerin önünde kendi bilgi birikimlerini ve hasta yönetim stratejilerini savunurlar.

Mesleki gelişim, uzmanlık belgesinin alınmasıyla sona ermez. Aksine, tıp sürekli yenilendiği için sürekli bir öğrenme döngüsü başlar. Hekimler, yeni gelişen robotik teknikleri veya hücresel tedavileri öğrenmek için yurt dışındaki araştırma programlarına katılır, sürekli tıp eğitimi veren platformlarda aktif rol alırlar. Bilginin ve pratiğin sürekli güncellendiği bu dinamik yapı cerrahların hem kendi yeteneklerini keskinleştirmelerine hem de hastalarına her zaman güncel bilimin ışığında, en güvenli yoldan şifa dağıtmalarına olanak tanır.

Uzmanlık eğitimini destekleyen bazı faktörler şunlardır:

  • Yüksek vaka hacmi
  • Uluslararası sınavlar
  • Avrupa akreditasyonları
  • Yurtdışı gözlemcilik programları
  • Sürekli mesleki eğitimler

Sıkça sorulan sorular

Türkiye; deneyimli üroonkoloji uzmanları, ileri teknolojili hastaneler, multidisipliner kanser merkezleri ve modern cerrahi olanakları sayesinde mesane kanseri tedavisi için birçok uluslararası hasta tarafından tercih edilmektedir.
Doktorun üroonkoloji alanındaki deneyimi, uyguladığı cerrahi yöntemler, vaka tecrübesi, multidisipliner ekip çalışması, bilimsel güncelliği ve tedavi sonrası takip süreci birlikte değerlendirilmelidir.
Birçok merkezde robotik cerrahi, endoskopik mesane tümörü rezeksiyonu, gelişmiş görüntüleme yöntemleri, PET/BT, modern radyoterapi ve kişiye özel onkolojik tedavi seçenekleri uygulanabilmektedir.
Birçok üniversite ve özel hastane, uluslararası üroloji ve onkoloji kılavuzlarını esas alarak tanı ve tedavi planlaması yapmaktadır. Tedavi süreci multidisipliner ekip değerlendirmesiyle hastaya özel hazırlanır.
Robotik cerrahi her mesane kanseri hastasında uygulanmayabilir. Tümörün evresi, yerleşimi, hastanın genel sağlık durumu ve cerrahi hedefler değerlendirilerek en uygun tedavi yöntemi belirlenir.
İkinci görüş almak tanının doğrulanmasına, farklı tedavi seçeneklerinin karşılaştırılmasına ve hastanın kendisi için en uygun yaklaşımı değerlendirmesine yardımcı olabilir. Özellikle ileri veya karmaşık olgularda fayda sağlayabilir.
Tedavi sonrasında sistoskopi, idrar sitolojisi, görüntüleme yöntemleri ve gerekli laboratuvar testleriyle düzenli takip yapılır. Kontrol aralıkları tümörün evresine ve uygulanan tedaviye göre belirlenir.
Evet. Birçok sağlık merkezi uluslararası hastalar için tanı, tedavi, tercüman desteği ve tedavi sonrası takip organizasyonu sunmaktadır. Tedavi planı hastanın tıbbi kayıtları incelendikten sonra oluşturulur.
Tek bir en iyi doktor tanımlamak mümkün değildir. Uzmanın deneyimi, vaka sayısı, bilimsel çalışmaları, multidisipliner yaklaşımı, hasta iletişimi ve kişiye özel tedavi planlama becerisi birlikte değerlendirilmelidir.
İdrarda kan görülmesi, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, mesane kanseri tanısı alınması veya ikinci görüş ihtiyacı bulunması durumunda üroonkoloji deneyimi olan bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir