Mini Perkütan Nefrolitotomi (Mini-PCNL), büyük böbrek taşlarının sırt bölgesinden açılan yarım santimetrelik minik bir delikten girilip lazerle ufalanarak temizlenmesini sağlayan güncel bir kapalı ameliyat yöntemidir.
Açık ameliyatlara kıyasla çok daha ince aletler kullanılarak böbrek dokusuna zarar vermeden gerçekleştirilir. Böylece işlem sonrası ağrı en aza iner ve iyileşme süreci hızlanır.
Modern tıbbın taş hastalığı tedavisinde sunduğu en güvenilir cerrahi seçeneklerden biridir. Büyük kitlelerin tamamen temizlenmesinde yüksek etkinlik sağlarken, doku zedelenmesi riskini ciddi oranda düşürür.
Bedeni fazla yormadan böbrekteki taş yükünden tamamen kurtulmayı mümkün kılar. Hastaya ameliyat sürecinde yüksek konfor sunarak günlük rutin hayata dönüşü oldukça kolaylaştırır.
Üroloji Uzmanı
Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.
Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.
Böbrek Taşı Tedavisinde Mini-PCNL Yöntemi Nedir ve Nasıl Gelişmiştir?
Böbrek taşı hastalığı, idrar yollarında biriken minerallerin zamanla sertleşerek kitleler oluşturmasıyla ortaya çıkan, hastanın yaşam kalitesini oldukça düşüren yaygın bir sağlık sorunudur. Geçmiş yıllarda böbreğin içindeki büyük taşları çıkarmak için uzun kesilerin yapıldığı açık ameliyatlar uygulanırdı. Bu açık ameliyatlar, hastalar için uzun hastane yatışları, belirgin ameliyat izleri ve ağrılı iyileşme süreçleri anlamına geliyordu. Tıbbi teknolojilerin gelişmesiyle birlikte açık cerrahiler büyük ölçüde terk edilerek yerini kapalı yöntemlere bırakmıştır.
Bu kapalı yöntemlerin ilki ve uzun yıllar standart kabul edileni standart perkütan nefrolitotomi işlemidir. Standart işlemde sırttan böbreğe kurşun kalem kalınlığında bir tüp yerleştirilir ve taşlar bu tüpün içinden kırılarak çıkarılırdı. Ancak bu tüpün çapının geniş olması, böbrek dokusunda belirli bir travmaya yol açabiliyor, ameliyat sırasında kanama ihtimalini artırabiliyor ve hastanın hastanede kalış süresini uzatabiliyordu. Tıp dünyası, bu istenmeyen durumları daha da azaltmak için arayışa girdiğinde, ilk olarak çocuk hastaların minik böbrekleri için tasarlanmış olan çok ince aletler dikkat çekti.
Zamanla bu minyatür aletler ve kameralı sistemler (nefroskoplar) erişkin hastaların anatomisine uyarlanarak geliştirildi. Kılıf ve cihaz çaplarının belirgin şekilde küçültülmesiyle ortaya çıkan bu yeni yaklaşım günümüzde Mini-PCNL adıyla son derece güvenilir bir tedavi seçeneği haline geldi. Bu tekniğin en büyük faydası, özellikle orta ve büyük boyuttaki böbrek taşlarına müdahale edilirken böbrek dokusuna çok daha nazik davranılmasına imkan tanımasıdır.
Standart Cerrahi ile Mini-PCNL Arasındaki Kesi ve Enstrüman Farkları Nelerdir?
Teknolojik ilerlemeler, böbrek içine girerek içeriyi görmeyi sağlayan ışıklı kameraların ve bu aletlerin içinden geçtiği erişim tüplerinin kademeli olarak incelmesine olanak tanımıştır. Standart yöntemde böbreğe açılan yolun genişliği, taşların bütün veya iri parçalar halinde hızla dışarı alınması için avantaj sağlasa da doku zedelenmesi açısından bazı riskleri beraberinde getirir.
Mini-PCNL yönteminde ise böbreğe giriş yapılan tüplerin çapı belirgin şekilde daraltılmıştır. Standart yöntemde kullanılan tüpler yaklaşık bir kurşun kalem kalınlığındayken, Mini-PCNL kılıfları ince bir pipet veya tükenmez kalem içi inceliğine kadar düşürülmüştür. Bu ince kılıflar, minyatürize edilmiş sert veya yarı esnek kameraların böbreğin havuzcuk sistemine oldukça güvenli bir şekilde girmesini sağlar. Aletlerin küçülmesi, ameliyatı yapan ekibin böbrek içindeki dar odacıklarda çok daha rahat manevra yapabilmesine de yardımcı olur.
Minyatürizasyon süreci tıp alanında sürekli devam eden bir yolculuktur. Mini-PCNL’nin yanı sıra kılıf çapının daha da küçültüldüğü ultra-mini veya iğne ucu inceliğine kadar düşürüldüğü mikro yöntemler de geliştirilmiştir. Ancak genel kullanımda ve çoğu taş boyutunda, incelik ile ameliyat süresi arasındaki en ideal dengeyi kuran yaklaşım genellikle Mini-PCNL olmaktadır. Cihazlar küçüldükçe taşları kırmak için kullanılan enerjiler de değişmiş, büyük kaba aletler yerine genellikle çok hassas lazer fiberleri veya ince yapılı titreşimli kırıcılar tercih edilmeye başlanmıştır.
Böbrek İçindeki Taşlar Mini-PCNL Sırasında Dışarıya Nasıl Vakumlanarak Çıkarılır?
Ameliyat sırasında böbreğe yerleştirilen ince kılıf, sadece doku hasarını azaltmakla kalmaz, aynı zamanda böbreğin havuzcuk sistemi içerisindeki sıvı dengesini doğrudan etkiler. İşlem sırasında net bir görüntü elde edebilmek ve kırılan taş tozlarını uzaklaştırmak için içeriye sürekli olarak özel bir steril yıkama sıvısı gönderilir. Mini-PCNL işleminde kullanılan sistemler, içeri giren sıvı ile dışarı çıkan sıvının akış hızları arasında hassas bir denge kuracak şekilde tasarlanmıştır.
Bu denge sayesinde böbrek içi basıncın tehlikeli seviyelere çıkması engellenir. Basıncın düşük tutulması, ameliyat sırasında kana bakteri karışmasını önlemek açısından büyük önem taşır. Lazer veya diğer kırıcılarla taşlar ufalandığında, sıvı sirkülasyonu sayesinde kılıfın çevresinden dışarıya doğru sürekli bir akım oluşur.
Bu sıvı akımı, böbrek içinde adeta doğal bir vakum etkisi (hidrodinamik vakum) yaratır. Ufalanan taş parçacıkları, kum taneleri veya taş tozları, herhangi bir ekstra tutucu aletle tek tek yakalanmaya gerek kalmaksızın suyun bu doğal akışıyla beraber kılıfın içinden süzülerek kendiliğinden vücut dışına atılır. Bu durum hem ameliyat süresini kısaltmaya yardımcı olur hem de böbrek içinde minik taş parçalarının kalma ihtimalini azaltır.
Hangi Durumlarda ve Hangi Hasta Gruplarında Mini-PCNL Tercih Edilmektedir?
Böbrek taşı ameliyatlarında en uygun yöntemi seçmek, hastanın genel sağlık durumu taşın boyutu ve böbreğin anatomik yapısı gibi birçok faktörün dikkatle değerlendirilmesini gerektirir.
Mini-PCNL yönteminin öncelikli olarak değerlendirildiği hasta profilleri ve durumlar şunlardır:
- İki santimetre civarındaki taşlar
- Böbreğin alt odacığına yerleşmiş taşlar
- Tek böbrekli hastalar
- Kanama riski taşıyan bireyler
- Dışarıdan şok dalgasıyla kırılamayan sert taşlar
- Önceki kapalı ameliyatlardan fayda göremeyenler
Boyutu genellikle 1.5 santimetre ile 3.0 santimetre arasında değişen taşlar, bu yöntemin en yaygın kullanım alanını oluşturur. Boyutun yanı sıra taşın bulunduğu yer de çok önemlidir. Örneğin taş böbreğin anatomik olarak ulaşılması zor olan alt kısımlarına yerleşmişse, diğer yöntemlerle oraya ulaşmak zor olabilir. Ancak sırttan doğrudan giriş sağlayan bu yöntemle alt kısımlardaki taşlara daha rahat ulaşılması hedeflenir.
Ayrıca kan sulandırıcı kullanması gereken ancak ameliyat için ilacı kesilen, kan kaybını tolere edemeyecek yapıdaki hastalarda kanama riskinin düşük olması nedeniyle bu ince yöntem sıkça tercih edilir. Tek böbreği olan kişilerde mevcut böbrek dokusunun gözümüz gibi korunması gerektiğinden, dokuya en az zararı verecek yöntemlerin seçilmesi büyük önem taşır. Bazen de taşlar o kadar sert yapıdadır ki dışarıdan ses dalgalarıyla kırma (ESWL) işlemi işe yaramaz. Bu tür dirençli ve sert yapılı taşların tedavisinde lazerin gücüyle birleşen bu kapalı yöntem oldukça etkin bir seçenek sunar.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
İdrar Kanalından Girilerek Yapılan RIRS Yerine Neden Mini-PCNL Önerilebilir?
Doğal idrar kanalından girilerek, vücutta herhangi bir delik açmadan uygulanan fleksibl üreteroskopi (RIRS) yöntemi günümüzde oldukça popüler ve başarılı bir tekniktir. Ancak her taş hastalığı için her zaman en ideal çözüm olmayabilir. Özellikle böbreğin yapısı ve taşın büyüklüğü, yöntem seçiminde belirleyici rol oynar.
Böbrek, içinde farklı yönlere uzanan odacıklar (kaliksler) barındıran karmaşık bir organdır. Taş, yer çekiminin de etkisiyle genellikle böbreğin en alt odacığına (alt pol) yerleşme eğilimindedir. Eğer böbreğin bu alt odacığına giden kanalın açısı çok darsa, boynu inceyse veya o bölge normalden uzunsa, idrar kanalından aşağıdan yukarıya doğru gönderilen esnek aletlerin o bölgeye kıvrılıp taşı bulması ve kırması fiziksel olarak oldukça zorlaşır. Bu anatomik engeller doğal yoldan yapılan işlemin etkinliğini düşürebilir.
İşte bu noktada Mini-PCNL devreye girer. Sırttan böbreğe doğrudan ve düz bir açıyla erişim sağlandığı için, aşağıdan yukarı kıvrılma zorunluluğu ortadan kalkar. Bu sayede anatomik zorluklar aşılarak taş temizleme süreci daha rahat yönetilir. Ayrıca büyük taşlarda doğal yoldan lazerle kırma işlemi yapıldığında taşın tamamen ufalanması çok uzun sürebilir ve geride kum kalma ihtimali olabilir. Bu da hastanın birden fazla kez ameliyat olmasını gerektirebilir. Sırttan yapılan minyatür girişim ise bu hacimdeki taşları genellikle tek bir seansta daha yüksek oranda temizleme potansiyeli sunar.
Hangi Tıbbi Durumlarda Mini-PCNL Ameliyatının Yapılması Sakıncalıdır?
Her cerrahi girişimde olduğu gibi bu kapalı böbrek taşı ameliyatının da uygulanmasının riskli olduğu veya tıbbi açıdan uygun bulunmadığı belirli durumlar mevcuttur. Hasta güvenliği her zaman ön planda tutulduğu için işlem öncesinde detaylı incelemeler yapılır.
Bu ameliyatın ertelenmesini veya iptal edilmesini gerektiren temel durumlar şunlardır:
- Aktif ve tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonu
- İdrar yolu enfeksiyonunun kana karıştığı ateşli durumlar
- Düzeltilemeyen ciddi kanama bozuklukları
- Gebelik durumu
- Böbreğe giriş güzergahında şüpheli tümöral yapılar
En önemli engel, tedavi edilmemiş aktif bir idrar yolu enfeksiyonudur. Enfekte bir idrar varken böbreğin içine sıvı vererek basınç oluşturmak, enfeksiyonun hızla kana karışmasına ve tüm vücuda yayılmasına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle işlem öncesinde hastadan mutlaka idrar kültürü alınır. Eğer enfeksiyon saptanırsa, öncelikle uygun antibiyotik tedavisiyle idrar steril (mikropsuz) hale getirilir ve ameliyat ancak ondan sonra planlanır.
Kanama ve pıhtılaşma bozukluğu olan kanı durmayan hastalarda da bu işlem risklidir. Kullanılan kan sulandırıcı ilaçlar varsa, bunların ameliyat öncesinde ilgili doktorların kontrolünde uygun şekilde kesilmesi veya başka ilaçlarla değiştirilmesi gerekir. Ameliyat sırasında sürekli olarak radyolojik görüntüleme (X-ışını) kullanılacağı için bebeğin radyasyondan zarar görme riski bulunduğundan gebelikte bu işlem uygulanmaz. Ayrıca ameliyat için hastaya verilmesi gereken yatış pozisyonları da gebeler için uygun değildir.
Mini-PCNL Cerrahi İşlemi Sırasında Hangi Adımlar İzlenir ve Hangi Teknolojiler Kullanılır?
Cerrahi süreç rastgele bir girişim değil; titiz bir ameliyat öncesi planlama, gelişmiş radyolojik görüntüleme desteği ve böbrek dokusuna saygılı yaklaşım prensiplerine dayanan organize bir süreçtir.
Ameliyat günü hasta uyutulduktan sonra genellikle ilk olarak doğal idrar yolundan girilerek böbreğe kadar uzanan çok ince bir kateter yerleştirilir. Bu ince hortumun amacı, ameliyat sırasında böbreğin iç odacıklarının yapısını ekran üzerinde haritalandırmak ve böbreği sıvı ile hafifçe şişirerek sırttan iğne ile giriş aşamasını çok daha güvenli hale getirmektir.
Hazırlık aşamasından sonra hastaya verilecek pozisyon ayarlanır. Geleneksel olarak hastalar yüzüstü (pron) yatırılarak işlem yapılır. Yüzüstü pozisyon, hekime sırtta geniş bir çalışma alanı sunar. Son yıllarda ise sırtüstü modifiye edilmiş pozisyonlar da sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Sırtüstü yaklaşımda hastayı uyuduktan sonra çevirmeye gerek kalmadığı için anestezi süreci kısalabilir ve hastanın solunum yollarına binen yük azalabilir. Her iki pozisyonun da birbirine yakın başarı oranları sunduğu bilinmektedir.
Pozisyon ayarlandıktan sonra ultrasonografi veya röntgen (floroskopi) cihazlarının rehberliğinde böbrekteki taşa en iyi açıyı sağlayan noktadan ince bir iğne ile giriş yapılır. İğnenin doğru yerde olduğu teyit edildikten sonra, iğnenin içinden sisteme bir kılavuz tel gönderilir. Bu tel üzerinden ilerletilen özel genişleticiler yardımıyla böbreğe giriş yolu milimetrik olarak genişletilir ve koruyucu ince kılıf böbrek içine yerleştirilir. Son aşamada ise bu kılıfın içinden ince kameralarla böbreğe girilip doğrudan taşa ulaşılır.
Taş Kırma İşleminde Mini-PCNL İçin Lazer mi Yoksa Pnömatik Enerji mi Daha Avantajlıdır?
Böbrek içine ulaşıp taş kamerada görüldüğünde, taşı parçalamak için farklı enerji kaynakları kullanılabilir. Günümüzde bu minyatür ameliyatlarda en sık tercih edilen iki temel yöntem bulunmaktadır.
Bu yöntemlerde kullanılan başlıca teknolojiler şunlardır:
- Holmium lazer sistemleri
- Pnömatik taş kırıcılar
- Balistik taş kırıcılar
Holmium lazer teknolojisi, ışık enerjisini ince esnek fiberler aracılığıyla doğrudan taşın üzerine ileterek taşı adeta kum veya ince toz haline getirir. Buna “dusting” yani tozlaştırma tekniği denir. Lazerin en büyük avantajı, enerjinin dokuya yayılım derinliğinin son derece az olmasıdır. Bu sayede böbrek içi hassas yüzeylerin zarar görme riski oldukça düşüktür. Lazerle işlem yapıldığında taşlar çok küçük zerreler haline geldiği için sıvı akışıyla kolayca dışarı atılırlar.
Pnömatik veya balistik sistemler ise minyatür bir matkap veya şahmerdan mantığıyla çalışır. Mekanik şok dalgaları üreterek en sert taş kütlelerinin bile çok hızlı bir biçimde parçalara ayrılmasını sağlar. Bu sistemler taşı toza çevirmekten ziyade daha iri parçalara böler, ardından bu parçalar sıvı basıncıyla veya ufak tutucularla dışarı alınır. Klinik gözlemlere göre pnömatik sistemlerle taş daha hızlı kırılabilmekte ve ameliyat süresi bir miktar kısalabilmektedir. Ancak lazer kullanıldığında taşın ince toza dönüşmesi sıvı akışıyla temizliği kolaylaştırır. Her iki yöntemin de kendine has avantajları olup, hangi teknolojinin kullanılacağına taşın yapısına, boyutuna ve kliniğin donanımına göre karar verilir. Her iki sistemle de benzer oranda başarılı sonuçlara ulaşılması beklenir.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Mini-PCNL Sonrası Tüpsüz (Tubeless) Cerrahi Hastaya Ne Gibi Konforlar Sağlar?
Ameliyatın bitiminde, kırılan tüm taş tozları dışarı alındıktan sonra böbrekteki sıvının süzülmesi ve iyileşme sürecinin desteklenmesi için bir karar verilir. Standart böbrek taşı ameliyatlarında, işlemin yapıldığı sırt bölgesinden dışarıya uzanan kalın drenaj tüpleri (nefrostomi) takılması rutin bir uygulamadır. Bu tüpler idrarın vücut dışındaki bir torbaya alınmasını sağlasa da hastanın yatakta dönmesini zorlaştırabilir ve sırt bölgesinde bir miktar ağrıya neden olabilir.
Mini-PCNL yönteminde ise böbreğe açılan kanal çok daha küçük olduğu ve böbrek dokusu daha az etkilendiği için, cerrahi ekip süreci çok daha konforlu bir şekilde sonlandırabilir.
Eğer ameliyat sorunsuz geçmişse, taşlar yeterince temizlenmişse ve böbrek içinde beklenmedik bir durum oluşmamışsa cerrahi işlem “tubeless” yani sırttan dışarı uzanan bir tüp takılmadan sonlandırılabilir. Bu durumda sırta hortum konulmaz, sadece böbrek ile mesane arasına vücudun içinde kalacak, dışarıdan görünmeyen yumuşak bir stent (Double-J stent) yerleştirilir.
Dışarıda bir hortumun olmaması, hastanın ameliyattan uyandığında sırtında batma hissetmemesini, yatakta rahatça dönebilmesini ve yürüyüşe çok daha erken başlayabilmesini sağlar. Hastalar psikolojik olarak da kendilerini daha iyi hissederler. Vücut içinde bırakılan görünmez stent ise böbreğin iyileşme sürecinde idrar yolunun açık kalmasını sağlar ve ilerleyen haftalarda basit bir poliklinik işlemiyle ağrısız şekilde geri alınır.
Mini-PCNL Sonrası Taşların Temizlenme İhtimali ve Ameliyatın Başarı Oranları Ne Kadardır?
Kapalı böbrek taşı ameliyatlarında başarının temel göstergesi, işlemin ardından böbrekte geride taş kalmaması (taşsızlık oranı) ve hastanın bu süreci en az bedensel yorgunlukla atlatmasıdır.
Boyutları ve kullanılan aletleri küçültülmüş olsa da Mini-PCNL, taş temizleme gücü açısından oldukça iddialı bir yöntemdir. Standart, kalın tüplerle yapılan ameliyatlarla kıyaslandığında taş temizleme oranlarının birbirine çok yakın olduğu, hatta ulaşılamayan dar odacıklara rahat girilebilmesi sayesinde bazı durumlarda daha da verimli sonuçlar alınabildiği görülmektedir.
Genel beklenti, uygun hastalarda büyük oranda taşsızlık sağlanması yönündedir. Yöntemin asıl başarısı, bu temizliği sağlarken hastadan götürdüklerini en aza indirmesinde yatar. Böbrek dokusunda açılan tünel dar olduğu için ameliyat sırasında yaşanan kan kaybı miktarı oldukça düşüktür. Geçmişte standart ameliyatlarda hastalara dışarıdan kan nakli yapılması daha sık karşılaşılan bir durumken, Mini-PCNL ameliyatlarında kan nakli gereksinimi çok seyrek görülen bir ihtimale dönüşmüştür. Hasta daha az kan kaybettiği ve bedeni daha az travmaya maruz kaldığı için iyileşme enerjisini çok daha hızlı toplar.
Mini-PCNL İşleminde Karşılaşılabilecek Olası Komplikasyonlar Nelerdir ve Nasıl Çözülür?
Her tıbbi müdahalenin doğasında bazı riskler ve ameliyat sonrası süreçte karşılaşılabilecek geçici durumlar bulunur. Ancak aletlerin inceliği sayesinde Mini-PCNL’de ciddi komplikasyon yaşanma ihtimali oldukça düşüktür. Karşılaşılan durumların büyük bir çoğunluğu, vücudun cerrahi işleme verdiği doğal tepkiler olup tıbbi destekle kısa sürede yatıştırılabilir.
İşlem sonrasında karşılaşılabilecek bazı durumlar şunlardır:
- İdrarda renk değişikliği veya pembeleşme
- Hafif düzeyde ateş
- Sırttaki giriş yerinden geçici sıvı sızıntısı
- İdrar yaparken hafif yanma veya sızı
- Stente bağlı bel ve kasık bölgesinde huzursuzluk
Ameliyat sonrası ilk günlerde idrarın renginin pembeye veya hafif kırmızıya dönmesi beklenen bir durumdur. Böbreğin içindeki işlem bölgesinin iyileşmesi süresince bu renk değişikliği normal kabul edilir ve hasta bol su içtikçe birkaç gün içinde idrar rengi normale döner.
İşlem sırasında böbrek içi yıkanırken kullanılan sıvının bir kısmı vücut tarafından emilebilir. Bu durum ameliyattan sonraki ilk 24 saat içinde hafif bir ateş yükselmesine neden olabilir. Bu ateş genellikle enfeksiyon kaynaklı değildir, sıvı dengesinin bir sonucudur ve serum desteği ile hızla normale döner.
Eğer böbreğe dışarıdan küçük bir koruyucu tüp takılmışsa ve bu tüp çekildiyse, tüpün çıktığı sırttaki delikten bir iki gün sızıntı olabilir. Bu delik vücut tarafından hızla onarılır. Vücut içinde bırakılan stent ise idrar yaparken kasıklara doğru hafif bir sızı veya sık idrara çıkma hissi yaratabilir. Bu da tamamen stentin varlığına bağlı mekanik bir histir ve stent vücuttan alındığında tüm bu şikayetler ortadan kalkar.
Mini-PCNL Sonrasında Hastaneden Taburcu Olma ve Günlük Yaşama Dönüş Süreci Ne Kadar Sürer?
Minimal invaziv yaklaşımın hastaya sunduğu en büyük ödül, ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecinin konforudur. Cerrahi aletlerin inceliği sayesinde kaburga arası kaslar ve sinirler çok daha az gerildiği için, hastaların ameliyat sonrasında ihtiyaç duydukları ağrı kesici miktarı belirgin düzeyde düşüktür.
Eğer operasyon bitiminde böbreğe koruyucu bir ince tüp yerleştirilmişse, bu tüp genellikle ameliyattan sonraki ilk bir veya iki gün içerisinde hastayı rahatsız etmeden kolayca çekilir. Hastaların büyük bir çoğunluğu, klinik durumlarının stabil olması ve sıvı tüketimlerinin normale dönmesi şartıyla ortalama ikinci veya üçüncü gün civarında hastaneden taburcu edilerek evlerine uğurlanır.
Taburculuk sonrasında hastaların evdeki ilk haftayı kendilerini fazla yormadan, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınarak geçirmeleri tavsiye edilir. Bu süreçte en önemli görev, böbreklerin yıkanmasını ve idrar yollarının temizlenmesini sağlamak için günde en az iki buçuk üç litre su içmektir. Su tüketimi, olası küçük taş tozlarının da rahatça dökülmesine yardımcı olur.
Hasta, iyileşme sürecini bu şekilde yönettiğinde genellikle on gün ile iki hafta içerisinde günlük rutin işlerine, ofis hayatına ve sosyal yaşamına rahatlıkla geri dönebilir. Ameliyat sırasında böbrek içine yerleştirilmiş olan görünmez stent ise doktorun belirleyeceği süre sonunda (genellikle iki ile dört hafta arası) poliklinik şartlarında birkaç dakika süren basit bir endoskopik işlemle vücuttan çıkarılır. Stent çıkarıldıktan sonra süreç tamamlanmış olur ve hastalar taşsız, sağlıklı yaşamlarına güvenle devam edebilirler.

