Üreteroskopi, idrar kanallarındaki ve böbrek içindeki sorunları vücutta hiçbir kesi yapmadan, doğrudan doğal yollardan girerek tedavi etmeyi sağlayan kapalı bir endoskopik ameliyattır.
Bu müdahale genellikle düşmeyen böbrek taşlarının lazerle kırılması, idrar yolu darlıklarının açılması ve sebebi anlaşılamayan kanamaların hücresel düzeyde teşhis edilmesi amacıyla yapılır.
Cerrahi süreçte ucunda minyatür kamera ve ışık kaynağı bulunan milimetrik cihazlarla idrar deliğinden içeri girilerek sorunlu bölgeye yüksek çözünürlükle doğrudan ulaşılır.
Hastanede yatış süresini kısaltan ve doku bütünlüğünü koruyan bu teknoloji, hastaların ağrısız bir şekilde hızla günlük yaşamlarına dönmelerine büyük ölçüde yardımcı olur.
Üroloji Uzmanı
Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.
Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.
Üreteroskopi Cihazları Kaça Ayrılır ve Özellikleri Nelerdir?
Vücudumuzun içindeki idrar kanalları düz bir boru şeklinde değildir; mesaneden böbreklere doğru ilerlerken çeşitli kıvrımlar yapar ve böbreğin içine ulaştığında da çok sayıda farklı odacığa ayrılır. Bu karmaşık anatomiye tek bir düz cihazla müdahale etmek fiziksel olarak mümkün olamayacağı için, işlemler sırasında farklı esneklik derecelerine sahip teknolojik aletler kullanılır. İdrar yolunun alt kısımlarındaki problemlere ulaşırken genellikle dış yapısı metal olan ve bükülmeyen ince uzun cihazlar tercih edilirken, böbreğin derinliklerindeki odacıklara ulaşmak gerektiğinde ucu istenilen yöne kıvrılabilen, yılan gibi esnek hareket edebilen cihazlar devreye girer.
İşlemde kullanılan ana cihaz türleri şunlardır:
- Semirijid cihazlar
- Fleksibl cihazlar
Yarı sert bir yapıya sahip olan semirijid üreteroskoplar, dayanıklı gövdeleri sayesinde hekime hareketleri yönlendirme konusunda büyük bir kolaylık sağlar. Özellikle idrar kanalının mesaneye yakın olan alt ve orta kısımlarında sıkışıp kalmış taşlara müdahale ederken bu sağlam yapı büyük bir avantaj yaratır. Cihazın içindeki nispeten geniş çalışma tüneli, taş kırma aletlerinin rahatça içeri gönderilmesine ve içerinin çok daha aydınlık bir şekilde görülmesine yardımcı olur.
Öte yandan idrar kanalının en üst kısımlarına veya doğrudan böbreğin içindeki dar odacıklara ulaşmamız gerektiğinde fleksibl olarak adlandırdığımız kıvrılabilir üreteroskopları kullanırız. Bu cihazların uç kısımları bir kumanda mekanizması yardımıyla aşağı, yukarı, sağa ve sola bükülebilir niteliktedir. İçerisinde saç teli kalınlığında optik lifler veya dijital algılayıcılar bulunur. Bu esnek yapı sayesinde standart aletlerin dönemeyeceği keskin köşeler dönülebilir, böbreğin en alt kısmındaki havuzcuklarda saklanan taşlara dahi ulaşılmaya çalışılır. Her iki cihaz türü de hastanın anatomisine ve hastalığın bulunduğu bölgeye göre özel olarak seçilir.
Hangi Hastalıkların Tedavisinde Üreteroskopi Yöntemine Başvurulur?
Bu yöntemin halk arasında en bilinen ve en sık uygulanan kullanım alanı şüphesiz böbrek ve idrar yolu taşlarıdır. Bazen küçük bir taş böbrekten yola çıkar ancak idrar kanalının dar bir yerinde takılıp kalarak idrar akışını engeller. Bu durum böbreğin şişmesine ve hastanın dayanılması güç kıvrandırıcı ağrılar çekmesine yol açar. Kendiliğinden düşmesi beklenmeyen, ilaç tedavileriyle sonuç alınamayan veya dışarıdan şok dalgasıyla kırma yönteminin işe yaramadığı taşların tedavisinde bu kapalı sisteme başvurulur.
Bu yöntemin kullanılabildiği durumlar aşağıdakiler gibidir:
- Böbrek taşları
- Üreter taşları
- İdrar yolu darlıkları
- Açıklanamayan kanamalar
- Şüpheli kitleler
Taş hastalıklarının dışında da idrar yollarının iç yüzeyini doğrudan gözle görmek gerektiğinde bu cihazlar oldukça işlevseldir. Örneğin idrarda tekrarlayan kanamaları olan bir hastada çekilen filmler kanamanın sebebini net olarak gösteremiyorsa, kamerayla içeri girip böbreğe kadar tüm kanalı incelemek gerekebilir. Filmlerde şüpheli bir doku farklılığı görüldüğünde, bu dokunun ne olduğunu anlamak için ucuna küçük aletler takarak parça almak veya iyi huylu ufak kitleleri lazer yardımıyla içeriden yakarak tedavi etmeye çalışmak da bu cihazların kullanım alanlarına girer. Ayrıca doğuştan gelen veya geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı olarak idrar kanalında oluşan darlıkların içeriden kesilerek genişletilmesi işlemlerinde de sıklıkla tercih edilen bir seçenektir.
Özel Sağlık Durumu Olan Hastalarda Üreteroskopi Uygulanabilir mi?
Geleneksel açık ameliyatların veya vücudu delerek yapılan diğer cerrahi işlemlerin zorluk derecesini artıran bazı özel sağlık durumları vardır. Örneğin ileri derecede kilo problemi olan obez hastalarda cilt tabakasının kalınlığı nedeniyle dışarıdan yapılan cerrahi müdahaleler anatomik olarak oldukça zorlaşabilir. Ancak doğal idrar kanallarından girilerek yapılan kapalı işlemlerde dış bedenin yapısı bir engel teşkil etmediği için, bu hasta grubunda işlem çok daha rahat planlanabilir. Benzer şekilde gebelik döneminde idrar yoluna taş düşüren ve dayanılmaz ağrılar çeken anne adaylarında, radyasyon içeren veya bebeğe zarar verebilecek yoğun ilaç tedavilerinden kaçınmak gerektiği için bu kapalı yöntem anne ve bebeği korumaya yardımcı olacak güvenli bir seçenek olarak değerlendirilebilir.
Kalp ve damar rahatsızlıkları sebebiyle pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar kullanan hastalar için de durum benzerdir. Açık ameliyatlarda bu ilaçların kesilmesi pıhtı atma riskini doğururken, ilacın kesilmemesi ise aşırı kanama riski yaratır. Bu tür riskli durumlarda, kanama ihtimalinin nispeten daha düşük olduğu kapalı sistem cerrahiler hastanın genel sağlığını korumak adına değerli bir alternatif oluşturur. Elbette her hastanın durumu kendine özeldir ve işlem kararı, hastayı takip eden diğer branş hekimleriyle ortaklaşa verilir.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Üreteroskopi Ameliyatı Öncesinde Hangi Hazırlıklar Yapılmalıdır?
Her tıbbi müdahalede olduğu gibi, bu işlemde de hastanın ameliyata en hazır ve güvenli şekilde girmesini sağlamak adına operasyon öncesinde titiz bir değerlendirme süreci yürütülür. Ameliyatın olası risklerini en aza indirmek için öncelikle hastanın genel sağlık durumu kullandığı tüm ilaçlar ve daha önce geçirdiği operasyonlar detaylıca sorgulanır. Özellikle kan sulandırıcı özellikteki ilaçların, ameliyat sırasındaki ufak sızıntıları büyütmemesi için doktor kontrolünde işlemden belli bir süre önce geçici olarak durdurulması veya etki süresi daha kısa olan iğnelerle değiştirilmesi gerekebilir.
Ameliyat öncesi yapılması istenen temel tetkikler şunlardır:
- Kan testleri
- İdrar tahlili
- İdrar kültürü
- Görüntüleme filmleri
- EKG
Bu hazırlık aşamasındaki en kritik konulardan biri idrar yollarında herhangi bir aktif mikrobik durumun olmamasıdır. İşlem sırasında böbreğe doğru sıvı verileceği için, eğer idrarda bakteriler varsa bu bakterilerin kan dolaşımına karışma riski doğabilir. Bu nedenle işlem öncesinde yapılan tahlillerde enfeksiyon şüphesi görülürse ameliyat tarihi ertelenir ve uygun antibiyotik tedavisi başlanarak idrarın tamamen temizlenmesi beklenir. Enfeksiyon durumu olmasa bile, ameliyatın hemen öncesinde koruyucu önlem olarak hastalara damar yolundan antibiyotik verilerek işlem sırasındaki güvenlik önlemleri artırılır. Gece yarısından itibaren ağızdan su ve gıda alımının kesilmesi de anestezi hazırlığının standart bir parçasıdır.
Üreteroskopi Ameliyatında Anestezi Süreci Nasıl Planlanır?
Anestezi şeklinin belirlenmesi, hastanın konforu kadar cerrahın işlemi rahat yürütebilmesi açısından da büyük önem taşır. İşlemin yapılacağı bölgeye, planlanan süresine ve hastanın genel stres düzeyine göre farklı anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Eğer müdahale edilecek sorun idrar kanalının mesaneye çok yakın olan alt kısımlarında yer alıyorsa, hastanın sadece belden aşağısının uyuşturulduğu, bilincinin açık olduğu spinal anestezi yöntemi yeterli konforu sağlayabilir. Bu yöntemde hasta ağrı veya acı hissetmez, sadece bacaklarında geçici bir uyuşukluk ve ağırlık hisseder.
Ancak sorun idrar kanalının üst kısımlarındaysa veya doğrudan böbreğin içindeki odacıklarda işlem yapılacaksa genellikle hastanın tamamen uyutulduğu genel anestezi yöntemine başvurulur. Böbreğin derinliklerinde çok ince aletlerle çalışılırken hastanın nefes alışverişleri böbreğin yukarı ve aşağı hareket etmesine neden olur. Genel anestezi altındayken anestezi ekibi solunum derinliğini ayarlayarak bu hareketi en aza indirebilir ve cerrahın lazerle taşı hedeflerken çevre dokulara zarar vermeden daha net odaklanmasına yardımcı olur. Bu durum ameliyatın genel seyri açısından önemli bir teknik kolaylık yaratır.
Üreteroskopi Ameliyatı Sırasında Adım Adım Neler Yaşanır?
Ameliyathane ortamında, hasta uygun anesteziyi aldıktan ve gerekli pozisyon verildikten sonra işlemlere başlanır. Süreç boyunca dışarıdan vücuda herhangi bir delik açılmaz. İdrar yapılan doğal kanaldan özel sıvı akışları eşliğinde girilerek öncelikle mesanenin iç yapısı ve böbreklerden gelen kanalların mesaneye açıldığı küçük delikler görüntülenir.
Operasyonun temel aşamaları şunlardır:
- Sistoskopi
- Kılavuz telin yerleştirilmesi
- Üreteroskopi
- Taşın kırılması
- Kumların temizlenmesi
Mesane içindeki delik bulunduktan sonra, böbreğe kadar uzanacak çok ince, esnek ve ucu yumuşak bir güvenlik teli yerleştirilir. Bu kılavuz tel, karanlık ve kıvrımlı bir tünelde yolu aydınlatan bir ip gibi düşünülebilir; kameranın kanal içinde yolunu kaybetmeden ve dokuları zedelemeden ilerlemesine rehberlik eder. İdrar kanalının iç yapısında zaman zaman doğal darlıklar veya spazmlar olabilir. Telin yerleştirilmesinin ardından çok ince kameralarla bu tel üzerinden yavaşça böbreğe doğru ilerlenir. Gerekli durumlarda eş zamanlı çalışan röntgen cihazları kullanılarak aletlerin içerideki konumu anlık olarak doğrulanır ve işlemin adımları bu şekilde ilerler.
Üreteroskopi Ameliyatında Su Basıncı Neden Önemlidir?
Kapalı böbrek cerrahilerinde, doktorun kamerayla içeriyi net bir şekilde görebilmesi hayati öneme sahiptir. İdrar kanalları normalde içi boş, geniş borular değildir; tıpkı sönmüş bir balon gibi dokular birbirine yapışıktır. Bu dokuları hafifçe aralamak, kanama veya taş tozlarından kaynaklanan bulanıklığı yıkayarak temizlemek için işlem boyunca idrar kanalına sürekli olarak steril bir sıvı verilir. Ancak içeriye gönderilen bu sıvının basıncı ve debisi, cerrahinin güvenlik sınırlarını belirleyen en hassas unsurlardan biridir.
Böbreğin iç hacmi sınırlı bir kapasiteye sahiptir. Eğer içeriye çok hızlı ve yüksek basınçlı su verilirse, böbrek içindeki basınç fizyolojik sınırların üzerine çıkar. Bu aşırı basınçlanma, böbreğin kendi içindeki küçük toplardamarların ve lenf kanallarının sınırlarını zorlayarak sıvıların kana karışmasına yol açabilir. Bu da işlem sonrasında istenmeyen şiddetli ağrılara veya enfeksiyonların kan dolaşımına yayılmasına sebep olabilir. Bunu engellemek adına sıvı torbaları belirli bir yükseklikte tutulur veya basıncı otomatik olarak dengeleyen akıllı pompa sistemlerinden destek alınır. Böylelikle içerideki sıvı dengesi olabilecek en makul seviyede tutulmaya çalışılır.
Üreteroskopi İşleminde Böbreğe Ulaşmak İçin Kullanılan Kılıfların Görevi Nedir?
Böbrek içine yapılacak müdahalelerde esnek cihazlar kullanılırken sıklıkla üreter erişim kılıfı (UAS) adı verilen ince, plastik ve esnek borulardan yardım alınır. Bu kılıflar, idrar kanalının içine bir tünel gibi önceden yerleştirilir. Kameranın bu kılıfın içinden geçerek defalarca böbreğe girip çıkması sağlandığında, idrar kanalının hassas iç zarı sürtünmeye karşı korunmuş olur.
Bu kılıfların sağladığı başlıca faydalar şunlardır:
- Kanalın korunması
- Su akışının sağlanması
- Basıncın dengelenmesi
- Parçaların çıkarılması
Böbreğin içine sürekli temiz su verirken, içerideki basıncın yükselmemesi için bu suyun aynı hızda dışarı çıkması gerekir. Yerleştirilen bu ince kılıflar, suyun ve parçalanan taş tozlarının kılıf ile kamera arasındaki boşluktan rahatça dışarı tahliye olmasına olanak tanır. Ancak idrar kanalı yapısal olarak çok dar olan kişilerde kılıfı zorlayarak yerleştirmeye çalışmak dokulara zarar verebileceği için, doktor işlemi yaparken dokunun direncini hisseder ve duruma göre kılıf kullanıp kullanmayacağına o an karar verir.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Üreteroskopi ile Taşlar İçeride Nasıl Kırılır ve Lazer Nasıl Kullanılır?
Taşa ulaşıldığında amaç bu sert yapıyı vücuttan atılabilecek boyuta küçültmektir. Geçmiş yıllarda daha çok mekanik vuruşlar yapan aletler kullanılırken, günümüzde kapalı taş ameliyatlarının temel enerji kaynağı gelişmiş lazer sistemleridir. Holmium ve Thulium adı verilen özel lazer teknolojileri, hedefe gönderdikleri yoğun ışık enerjisi ve yarattıkları mikroskobik dalgalar sayesinde taşı yavaş yavaş ufalar. Lazerin enerjisi ve atış sıklığı, taşın sertliğine ve büyüklüğüne göre doktor tarafından cihaz üzerinden ayarlanır.
Taşlara müdahale şekilleri şu şekildedir:
- Tozlaştırma
- Parçalama
- Dışarı çekme
Doktorun önünde iki temel seçenek vardır. Bazen taşı lazerle birkaç büyük parçaya ayırmak ve bu parçaları ince telli özel sepetçiklerle tutarak dışarı almak tercih edilebilir. Ancak günümüzde daha yaygın olarak uygulanan yöntem lazerin ayarlarını değiştirerek taşı adeta un ufak etmektir. “Tozlaştırma” adı verilen bu yöntemde taş milimetrik kum tanelerine dönüşür. Kum haline gelen bu partiküller işlem sırasındaki su akışıyla birlikte yıkanarak dışarı atılır, kalan ufak tozlar ise ilerleyen günlerde idrarla birlikte sessizce vücudu terk eder. Çok dar odacıklardaki taşlar lazer atışlarıyla kırılmaya çalışıldığında kameranın bükülme mekanizması zarar görebileceğinden, doktor taşı bir ağ yardımıyla tutup böbreğin daha geniş bir havuzcuğuna çekerek kırma işlemini burada çok daha güvenli bir şekilde gerçekleştirmeye çalışır.
Üreteroskopi Ameliyatı Sonrası Neden Stent Takılır?
İşlem bitiminde birçok hastanın böbreği ile mesanesi arasındaki idrar kanalına stent adı verilen ince, yumuşak ve iki ucu kıvrık silikon bir boru yerleştirilir. Eskiden neredeyse her hastaya rutin olarak takılan bu malzeme, günümüzde hastanın ve işlemin durumuna göre seçici olarak kullanılmaktadır. Eğer taş çok küçükse, işlem çok kısa sürmüşse ve kanalda hiçbir zedelenme veya ödem görülmemişse doktor stente gerek duymadan işlemi bitirebilir.
Stent kullanımının amaçları şunlardır:
- Şişliğin azaltılması
- Tıkanıklığın önlenmesi
- İyileşmenin desteklenmesi
- Ağrının hafifletilmesi
Taşın idrar kanalına uzun süre baskı yapıp gömüldüğü durumlarda, o bölgedeki dokular şişer ve ödem yapar. Ameliyat sonrası bu şişlik idrar yolunu geçici olarak kapatabilir. Ayrıca böbrek içinde kum haline getirilen taş tozlarının dökülme sürecinde bir araya gelerek kanalı tıkaması riski vardır. İşte takılan bu stent, idrar yolunda bir iskele görevi görerek kanalın kapanmasını engeller, idrarın böbrekten mesaneye rahatça akmasını sağlar ve dokuların iyileşmesine zaman tanır. Stentler kalıcı değildir; genellikle hastanın durumuna göre bir ila birkaç hafta sonra basit ve kısa bir işlemle çekilerek vücuttan çıkarılır. Vücutta kaldığı süre boyunca sık idrara çıkma isteği veya belde hafif sızlamalar gibi ufak rahatsızlıklar yaratabilse de sağlayabileceği fayda açısından oldukça önemlidir.
Üreteroskopi Sonrası İyileşme Sürecinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Kapalı yöntemle yapılan bu ameliyatlar sonrasında vücutta bir yara veya dikiş olmadığı için hastalar genellikle aynı gün veya ertesi gün taburcu olarak evlerine dönebilirler. Ameliyatın bitiminde mesaneye yerleştirilen idrar sondası genellikle işlemden kısa bir süre sonra çıkarılır ve hasta kendi başına tuvalete gitmeye başlar. Normal günlük yaşantıya dönüş oldukça hızlı olsa da bedenin kendini toparlaması ve idrar yollarının iç kısmındaki hafif ödemin geçmesi için belirli bir süreye ihtiyaç vardır.
Taburculuk sonrası önerilen uygulamalar şunlardır:
- Bol su içmek
- Hafif yürüyüşler
- İlaçların düzenli kullanımı
- Dinlenmek
- Kontrolleri aksatmamak
Bu dönemde hastaların yapabileceği en önemli şey gün içine yayılmış şekilde bol sıvı tüketmektir. İçilen su, böbrekleri sürekli olarak çalıştırarak içeride kalan mikroskobik taş tozlarının atılmasına yardımcı olur. İdrar renginin açık sarı veya su rengine yakın olması, böbreklerin iyi şekilde yıkandığının bir göstergesidir. Doktorun reçete ettiği ilaçların saatine uygun olarak kullanılması hem olası enfeksiyon risklerini baskılamaya hem de stentin yaratabileceği kasılma ve rahatsızlık hissini hafifletmeye destek olur. Aşırı fiziksel zorlanmalardan ilk günlerde kaçınmak, ancak gün içinde kısa ve hafif yürüyüşler yapmak iyileşme sürecini hızlandıran basit adımlardır.
Üreteroskopi İşleminin Olası Riskleri ve Yan Etkileri Nelerdir?
Modern cihazlar ve yüksek teknoloji kullanılmasına rağmen, her tıbbi müdahalenin doğası gereği birtakım istenmeyen etkileri veya riskleri bulunabilmektedir. İşlemin vücut dışından değil de dar idrar kanallarının içinden yapılıyor olması bazı ufak tefek yan etkileri beraberinde getirebilir. Hastaların ameliyat sonrasında karşılaşabileceği durumların çoğu geçici nitelikteki hafif sorunlardır ve vücut kendini onardıkça birkaç gün içinde kaybolma eğilimindedir.
Sıklıkla karşılaşılabilecek hafif yan etkiler şunlardır:
- İdrarda pembelik
- Hafif yanma hissi
- Sırtta sızlama
- Sık idrara çıkma
- Üşüme hissi
Kameraların ve lazer aletlerinin idrar kanalındaki temasına bağlı olarak ameliyattan sonraki ilk idrarlarda pembemsi veya açık kırmızı renkli kanamalar görülmesi beklenen bir durumdur. Bol su içtikçe bu renk giderek açılır. Yine içerideki dokuların uyarılmasına bağlı olarak mesanede kasılmalar, sık sık tuvalete gitme isteği veya tuvalet sırasında sızlama hissedilebilir. Ciddi sayılabilecek sorunlar oldukça nadir görülmekle birlikte ihtimaller dahilindedir; böbrek kanalında tahriş veya enfeksiyon gelişimi durumunda doktorunuz ek tedaviler planlayabilir. Bazen de aletlerin ulaşamayacağı kadar dar bir kanalla karşılaşılırsa, zorlamak yerine işlem sonlandırılıp sadece stent takılabilir ve kanalın kendiliğinden genişlemesi beklenebilir. Tıpta öncelik her zaman dokulara zarar vermekten kaçınmaktır.
Üreteroskopi Sonrası Böbrek Taşı Hastalığının Tekrarlamaması İçin Neler Yapılmalıdır?
Kapalı böbrek ameliyatı o an hastaya sorun yaratan, ağrı veren ve kanalı tıkayan taşı sistemden temizlemeye yönelik etkili bir yöntemdir. Ancak unutulmamalıdır ki böbrek taşı rahatsızlığı genellikle vücudun metabolik yapısıyla, genetik faktörlerle ve yaşam tarzıyla bağlantılı olan tekrar etme eğilimi yüksek bir hastalıktır. İşlem sırasında mevcut taşların temizlenmesi, ilerleyen yıllarda böbreğin yeni bir taş üretmeyeceği anlamına gelmez. Yeni bir cerrahi müdahaleye ihtiyaç duymamak için hastaların günlük alışkanlıklarında kalıcı değişiklikler yapması hedeflenir.
Günlük hayatta alınabilecek önlemler şunlardır:
- Yeterli sıvı alımı
- Tuz kısıtlaması
- Düzenli hareket
- İdeal kilonun korunması
- Dengeli beslenme
Sıvı tüketimi, taş oluşumunu engellemedeki en güçlü silahtır. Vücudun susuz kalması idrarı yoğunlaştırır ve minerallerin çökerek kristallere dönüşmesine zemin hazırlar. Sürekli ve yeterli su içmek idrarı seyrelterek bu kristallerin birbirine yapışmadan atılmasını sağlamaya yardımcı olur. Ayrıca aşırı tuz tüketimi böbrekleri yorarak taş oluşum mekanizmasını tetikleyen en önemli unsurlardan biridir. İşlem sırasında dışarı çıkarılan taş parçaları laboratuvara gönderilerek analizi yapılırsa, taşın kimyasal türüne göre hastaya özel beslenme programları oluşturulabilir.

