Robotik retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu (RPLND), ürolojik onkolojide karın arka duvarında yer alan lenf bezlerinin gelişmiş robotik cerrahi teknolojisi kullanılarak vücuttan temizlendiği minimal invaziv bir ameliyat yöntemidir.

Operasyon sürecinde üroloji uzmanı, ameliyathanedeki özel bir konsol aracılığıyla hasta başındaki robotik kolları yönetir. Cilt üzerinde açılan milimetrik kanallardan ilerletilen yüksek çözünürlüklü kamera ve aletlerle cerrahi saha detaylıca görüntülenir.

Bu prosedürün temel hedefi, tümörün lenfatik ağ içindeki olası yayılımını bölgesel olarak durdurmak ve hastalığın gerçek evresini saptayarak hastaya en uygun klinik tedavi planını oluşturmaktır.

Hassas kontrol mekanizması ve güçlü optik altyapısıyla öne çıkan bu güncel cerrahi yaklaşım derin anatomik boşluklarda onkolojik prensipler doğrultusunda oldukça güvenli bir doku temizliği yapılmasına olanak tanır.

Prof. Dr. Yılören TANIDIR
Üroloji Uzmanı

Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.

Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.

WhatsApp'tan İletişime Geç

Testis Kanserlerinde Neden Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) İşlemine İhtiyaç Duyulur?

Bu işlemin neden gerekli olduğunu anlamak için insan vücudunun anne karnındaki gelişim sürecine bakmak oldukça faydalıdır. Anne karnındaki bir erkek bebekte testisler, gelişimlerine böbreklerin hemen alt hizasında, yani retroperitoneal bölgede başlar. Bebek doğuma yaklaştıkça testisler yavaş yavaş aşağıya doğru inerek torbalara yerleşir. Ancak bu iniş yolculuğu sırasında testisler kendi kan damarlarını, sinir ağlarını ve lenfatik drenaj kanallarını da üst kısımdan peşleri sıra sürüklerler.

İşte bu embriyolojik geçmiş nedeniyle, testis dokusunda bir tümör geliştiğinde, kanser hücreleri lenf kanallarına karışırsa ilk gidecekleri yer kasık bölgesi olmaz. Bunun yerine, testisin ilk oluştuğu yer olan böbrek seviyesindeki derin karın arka duvarı lenf bezlerine doğru uzun bir yolculuğa çıkarlar. Bu bölge, kalpten çıkan ve vücuda temiz kan taşıyan en büyük atardamar olan aort ile vücuttan toplanan kirli kanı kalbe geri götüren en büyük toplardamar olan vena kava gibi devasa ve hayati kan damarlarını barındırır. Kanser hücreleri taşıyan lenf bezleri genellikle bu büyük damarların üzerine, arasına ve arkasına oldukça sıkı bir şekilde tutunur. Bu kritik damarların varlığı, söz konusu bölgeye yapılacak cerrahi müdahaleyi oldukça hassas ve riskli bir hale getirir. Hastalığın vücuda daha fazla yayılmasını engellemek, doğru evrelemeyi yapmak ve hastayı sağlığına kavuşturmak amacıyla bu lenf bezlerinin oradan temizlenmesi gerekir.

Açık Ameliyatlara Kıyasla Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) Hastaya Hangi Avantajları Sağlar?

Geçmiş yıllarda bu bölgedeki tümörlü dokuları temizlemek için başvurulan temel yöntem geleneksel açık cerrahiydi. Ancak karın arka duvarı o kadar derin bir yerdedir ki cerrahın oraya ulaşabilmesi ve rahatça çalışabilmesi için oldukça geniş bir görüş alanına ihtiyacı vardır. Bu nedenle açık ameliyatlar, göğüs kafesinin alt ucundan başlayıp kasık kemiğine kadar uzanan, karın duvarını boydan boya ikiye ayıran çok büyük bir kesi ile yapılmaktadır.

Böylesine büyük bir kesi, karın içinin havayla temas etmesine ve bağırsakların uzun süre dış ortamda kalmasına neden olur. Bu durum ameliyat sonrasında bağırsak hareketlerinin durmasına, hastanın günlerce gaz veya dışkı çıkaramamasına yol açabilir. Ayrıca büyük kesi ve doku travması, hastanın ameliyat sonrasında oldukça şiddetli ağrılar çekmesi anlamına gelir. Büyük damarların etrafında açık yöntemle çalışırken kan kaybı da genellikle daha fazla olur ve dışarıdan kan verilmesi ihtiyacı doğabilir. Hastanın hastanede yatış süresi uzar, günlük hayata ve çalışma hayatına dönmesi aylar alabilir.

Robotik cerrahi ise bu süreci baştan aşağı değiştirir. Büyük bir kesi yapmak yerine, karın duvarına açılan birkaç küçük delikten robotun kolları içeri yerleştirilir. Karın zarı açılmadığı ve bağırsaklar dışarı çıkarılmadığı için doku travması çok daha düşük seviyede kalır. Kanama miktarı azalır, hastanın ağrı hissi hafifler ve bağırsak fonksiyonları çok daha kısa sürede normale döner. Bu sayede hastalar hastaneden daha çabuk taburcu olur ve normal yaşantılarına çok daha hızlı bir şekilde uyum sağlarlar.

Geleneksel Kapalı Yöntemler Yerine Neden Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) Tercih Edilmektedir?

Büyük açık ameliyatların dezavantajlarından kaçınmak için tıp dünyası uzun bir süre standart laparoskopik (kapalı) cerrahiyi kullanmayı denemiştir. Laparoskopide de tıpkı robotik cerrahideki gibi küçük deliklerden içeri girilir ve çubuk şeklindeki aletlerle ameliyat yapılır. Ancak retroperitoneal bölge çok dar, derin ve damarlarla dolu bir alandır. Standart laparoskopinin bu bölge için bazı belirgin kısıtlamaları bulunur.

Öncelikle laparoskopik kameralar genellikle iki boyutlu bir görüntü sunar; yani televizyon ekranına bakar gibi derinlik hissi olmayan bir görüntü elde edilir. Oysa dev bir toplardamarın arkasındaki lenf bezini ayırırken derinliği algılamak son derece önemlidir. İkincisi, laparoskopik aletler düz ve bükülmez çubuklar gibidir. İnsan elinin yapabildiği gibi bükülme, kıvrılma veya dönme hareketlerini yapamazlar. Bu kısıtlılık, büyük damarların arkasına saklanmış dokuları güvenli bir şekilde çıkarmayı zorlaştırır.

Robotik sistem ise bu sorunlara teknolojik bir çözüm getirir. Cerrahın gözlerinin önüne üç boyutlu, gerçek bir derinlik hissi veren ve normalden çok daha fazla büyütülmüş yüksek çözünürlüklü bir görüntü sunar. Robotun kollarının ucundaki aletler, insan el bileğinin doğal hareketlerini hatta daha fazlasını taklit edebilen, kendi etrafında dönebilen ve kıvrılabilen yapıdadır. Üstelik cerrahın ellerinde olabilecek en ufak doğal titremeler bile robotun bilgisayar sistemi tarafından süzülür ve uçtaki aletlere yansıtılmaz. Bu sayede kağıt inceliğindeki bir damarın üzerine yapışmış tümörlü bir lenf bezi, damara zarar verme riski oldukça azaltılarak nazikçe soyulup çıkarılabilir.

Hangi Hasta Grupları Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) İçin Uygun Adaylardır?

Bu özel cerrahi müdahale her hastaya rastgele uygulanan bir işlem değildir. Hastanın genel sağlık durumu tümörün evresi, kan testlerindeki tümör belirteçlerinin seviyeleri ve çekilen radyolojik görüntüleme sonuçları dikkatlice incelenerek karar verilir.

Robotik RPLND işleminin sıklıkla uygulandığı başlıca hasta grupları şunlardır:

  • Erken evre hastalar
  • Kemoterapi sonrası hastalar
  • Nüks yaşayan hastalar

Her bir hasta grubunun ihtiyaçları ve ameliyattan beklentileri birbirinden farklıdır. Bu nedenle hastanın tedavi planlaması yapılırken bireysel faktörler ön planda tutulur.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Erken Evre Hastalıklarda Kemoterapi Yerine Neden Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) Düşünülmelidir?

Testis kanseri çoğunlukla 20 ila 40 yaş arasındaki genç erkeklerde görülen bir hastalıktır. Hastalık erken evrede yakalandığında (yani sadece testisle sınırlı kaldığı veya karın arka duvarındaki lenf bezlerine mikroskobik düzeyde yeni sıçramaya başladığı düşünüldüğünde), testis alındıktan sonra kandaki tümör belirteçleri normale dönebilir. Bu aşamada hastaya hastalığın tekrarlamasını önlemek amacıyla koruyucu sistemik kemoterapi vermek bir seçenektir. Ancak kemoterapinin, özellikle de çok genç yaşta vücuda alınan ağır ilaçların, on yıllar sonra ortaya çıkabilecek kalıcı ve yıpratıcı yan etkileri olabilir.

Kemoterapinin genç yaşta alınması durumunda ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek bazı riskler şunlardır:

  • Kalp damar hastalıkları
  • Böbrek fonksiyon bozuklukları
  • Akciğer hasarı
  • İşitme kayıpları
  • İkincil kanserler

Sadece şüpheli bölgedeki lenf bezlerinin robotik cerrahi ile titizlikle temizlenmesi, hastayı bu uzun vadeli potansiyel yan etkilerden korumaya yardımcı olur. Cerrahinin ardından dokular patolojiye gönderilir ve lenf bezlerinde gerçekten kanser olup olmadığı net bir şekilde anlaşılır. Bu işlem erken evre hastalarda tek başına yeterli bir tedavi yöntemi olarak işlev görebilir ve hastanın hayatının geri kalanını kemoterapi yan etkileri olmadan sürdürmesine zemin hazırlayabilir.

Kemoterapi Sonrası Kalan Kitlelerde Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) Uygulaması Neden Daha Zorludur?

İleri evre testis kanseri olan yani hastalığı belirgin bir şekilde vücuduna yayılmış olan hastalara genellikle ilk tedavi olarak yoğun bir sistemik kemoterapi verilir. Çoğu zaman bu kemoterapi oldukça başarılı olur ve kitleler erir. Ancak tedavi bittikten sonra çekilen tomografilerde karın arka duvarında hala belirli bir büyüklüğün üzerinde (genellikle 1 santimetreden büyük) kitleler görülmeye devam ediyorsa, bu kitlelerin cerrahi olarak çıkarılması gerekir.

Bu aşamada yapılan ameliyat, hiç kemoterapi almamış bir hastaya yapılan ameliyattan teknik olarak çok daha karmaşıktır. Bunun nedeni, kemoterapi ilaçlarının vücudun o bölgesindeki dokularda yarattığı büyük tahribattır. Kemoterapi sonrası dokular sertleşir, adeta yapışkan bir beton halini alır. Kanserli lenf bezleri ile aort veya vena kava gibi hayati damarlar arasındaki doğal sınırlar kaybolur, her şey birbirine sıkıca yapışır.

Bu kitlelerin orada bırakılması güvenli değildir, çünkü içlerinde hala canlı kanser hücreleri barındırıyor olabilirler veya daha sonra büyüyüp sorun yaratabilecek farklı yapılara dönüşmüş olabilirler. Cerrahi sınırların silikleştiği, dokuların taşlaştığı bu zorlu anatomi içinde yol bulmak ve damarları yırtmadan kitleyi serbest bırakmak, robotik cerrahinin sunduğu büyütülmüş üç boyutlu görüş ve hassas enstrüman hareketleri sayesinde çok daha güvenli bir şekilde gerçekleştirilebilir.

Genç Hastaların Üreme Fonksiyonları Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) İle Nasıl Korunur?

Bu ameliyatın tarihsel olarak en çok çekinilen ve genç hastaları en çok endişelendiren yan etkilerinden biri, ameliyat sonrası doğal yollarla çocuk sahibi olabilme (üreme/fertilite) yeteneğinin kaybedilme riskidir. Bu durumun mekanizmasını anlamak önemlidir. Karın arka duvarında, tam da temizlenmesi gereken lenf bezlerinin arasına karışmış bir şekilde omurilikten gelen çok ince bir sempatik sinir ağı bulunur. Bu sinirler, erkeklerde boşalma (ejakülasyon) anında idrar torbasının (mesanenin) boynunu kapatarak, meninin dışarı doğru atılmasını sağlarlar.

Eğer ameliyat sırasında bu çok ince sinir lifleri kesilirse veya zarar görürse, hastanın cinsel istek, sertleşme veya orgazm olma hissinde bir değişiklik yaşanmaz. Ancak orgazm anında mesane boynu kapanmadığı için, meni dışarı çıkmak yerine geriye doğru, daha düşük basınçlı olan idrar torbasının içine kaçar. Bu duruma geriye doğru boşalma (retrograd ejakülasyon) adı verilir. Sağlık açısından tehlikeli bir durum olmasa da spermler dışarı atılamadığı için hastanın doğal yollarla çocuk sahibi olması oldukça zorlaşır.

Robotik cerrahi, bu incecik sinir ağını korumak için büyük avantajlar sunar. Büyütülmüş görüntü sayesinde cerrah, lenf bezlerinin arasına gizlenmiş örümcek ağı inceliğindeki bu sinir liflerini net bir şekilde görebilir. Elektrik akımı yayan veya dokuları ısıtan aletler kullanmaktan kaçınarak, sadece hassas mekanik hareketlerle tümörlü dokuları bu sinirlerin üzerinden sıyırır. “Sinir koruyucu” olarak adlandırılan bu teknik sayesinde sinirlerin bütünlüğü büyük oranda muhafaza edilir. Böylece hastalığı tedavi ederken genç erkeklerin gelecekte baba olma ihtimalleri de korunmaya çalışılır.

Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) Sırasında Oluşabilecek Lenf Sıvısı Kaçağı Nasıl Yönetilir?

Karın arka duvarındaki geniş lenf bezi ağının temizlenmesi, beraberinde kendine has bazı durumlar getirebilir. Bunların başında “şilöz asit” veya “lenfosel” dediğimiz lenfatik sıvı kaçakları gelir. Vücudun lenf sıvıları, ayaklardan başlayarak bu bölge üzerinden yukarıya, göğüs boşluğuna doğru taşınır. Ameliyat sırasında bu ana taşıyıcı yollar üzerindeki bezler çıkarıldığında, geride kalan ince lenf kanallarının uçlarından karın içine doğru süt beyazı renginde, yağ ve proteinden oldukça zengin bir sıvı sızabilir.

Bu sızıntıyı önlemek için ameliyat sırasında lenf kanallarının uçları, sadece yakılarak değil özel klipler yardımıyla mekanik olarak sıkıca kapatılır. Ancak tüm önlemlere rağmen ameliyat sonrası dönemde drenlerden beyaz renkli lenf sıvısı geldiği fark edilirse, vücudun bu sıvıyı üretmesini yavaşlatmak ve kaçağın kendi kendine kapanmasına zaman tanımak gerekir.

Ameliyat sonrasında lenf kaçağını durdurmak için uygulanan basamaklar aşağıdaki gibidir:

  • Yağsız özel diyet
  • Orta zincirli trigliseritler
  • Dren takibi
  • Damardan beslenme
  • Radyolojik müdahaleler

Hastaların büyük çoğunluğunda bu basit beslenme değişiklikleri ile sorun kısa sürede çözülür.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) Sonrası Çıkan Patoloji Sonuçları Neyi İfade Eder?

Ameliyat bittikten sonra vücuttan çıkarılan kitleler ve lenf bezleri doğrudan patoloji laboratuvarına gönderilir. Özellikle kemoterapi sonrasında kitleleri çıkarılan hastalar için bu patoloji raporunun sonucu, tedavinin bundan sonraki seyrini belirleyen en önemli pusuladır. Mikroskop altında yapılan incelemeler sonucunda o kitlenin gerçekte ne olduğu anlaşılır.

Patoloji laboratuvarından gelebilecek başlıca sonuç türleri şunlardır:

  • Tamamen ölü doku
  • Teratom hücreleri
  • Canlı kanser hücreleri

Eğer sonuç sadece ölü doku, nedbe veya kireçlenme olarak gelirse, bu çok iyi bir haberdir. Kemoterapinin görevini yerine getirdiği ve o bölgede canlı bir hastalık bırakmadığı anlaşılır. Ek bir tedaviye ihtiyaç duyulmaz, hasta sadece düzenli aralıklarla kontrole çağrılır.

Sonuçta “teratom” adı verilen hücreler bulunursa, cerrahinin önemi bir kez daha ortaya çıkar. Teratom, genellikle kemoterapi ilaçlarına veya ışın tedavisine tepki vermeyen, inatçı ve zamanla büyüyüp başka dokulara baskı yapabilen bir yapıdır. Tek çaresi oradan ameliyatla sökülüp atılmasıdır. Teratom tamamen çıkarılmışsa, genellikle hastalık bölgesel olarak kontrol altına alınmış kabul edilir ve yine sadece yakın takip önerilir.

Ancak patoloji sonucunda kitlenin içinde canlı, saldırgan tümör hücreleri tespit edilirse, bu durum hastalığın kullanılan kemoterapi ilaçlarına direnç gösterdiğini ve vücutta tekrar çoğalma eğiliminde olabileceğini gösterir. Bu senaryoda genellikle sadece cerrahiyle yetinilmez ve hastaya farklı, daha yoğun ilaçların kullanıldığı ikinci basamak (kurtarma) kemoterapi tedavileri planlanabilir. Sonuç ne olursa olsun, bu hastalıkta en sık nüksler ilk iki yıl içinde görüldüğünden, hastaların ameliyat sonrası takiplerini asla ihmal etmemeleri hayati önem taşır.

Robotik Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu (RPLND) Geçiren Bir Hastanın İyileşme Süreci Nasıl İlerler?

Robotik teknolojinin sağladığı daha az doku hasarı ve küçük kesiler sayesinde hastaların ameliyat sonrası iyileşme süreci genellikle beklenenden çok daha konforlu geçer. Açık ameliyatların aksine, bedenin cerrahi travmaya verdiği yorucu tepki çok daha hafiftir.

İyileşme sürecinde hastaların yaşayacağı genel adımlar şunlardır:

  • Erken mobilizasyon
  • Ağızdan beslenmeye geçiş
  • Drenlerin çıkarılması
  • Taburculuk süreci
  • Günlük hayata dönüş

Ameliyatın olduğu günün akşamında veya ertesi sabah hastalar yataklarından kalkıp oda içinde veya koridorda kısa yürüyüşler yapmaya teşvik edilir. Bağırsaklar havayla temas etmediği için genellikle sindirim sistemi çok hızlı bir şekilde uyanır ve hastalar kısa süre içinde normal yiyecekler tüketmeye başlayabilirler. Ameliyat bölgesindeki olası sıvıları toplamak için yerleştirilen ince drenler, sıvı gelişi azaldığında birkaç gün içinde acısız bir şekilde çekilir. Ağrı kontrolü genellikle sadece basit ağrı kesici haplarla rahatlıkla sağlanabilir, ağır narkotik ilaçlara pek ihtiyaç duyulmaz.

Her şey yolunda gittiğinde, hastalar çoğunlukla ameliyattan sonraki ilk birkaç gün içinde hastaneden taburcu edilerek evlerine gönderilir. Açık ameliyatlarda çalışma hayatına ve sosyal yaşama dönüş ayları bulabilirken, robotik ameliyat geçiren hastalar genellikle birkaç hafta gibi kısa bir süre içinde günlük rutinlerine, aktif iş yaşantılarına ve hafif egzersizlerine geri dönebilirler. Bu hızlı toparlanma süreci, hem hastanın moralini yüksek tutmasına hem de hastalığı psikolojik olarak daha kolay geride bırakmasına yardımcı olur.

Blog Yazıları

Açık Prostatektomi Ameliyatı Yorumları

Açık prostatektomi ameliyatı yorumları incelendiğinde hastalar, [...]

Devamını Oku
Thulium Lazer Prostat Ameliyatı (ThuLEP) Ameliyatı Yorumları

ThuLEP (Thulium Lazer Prostat Ameliyatı) hasta [...]

Devamını Oku
Holep Prostat Ameliyatı Olanların Yorumları

HoLEP prostat ameliyatı olanların yorumları, tedavinin [...]

Devamını Oku
Rezum Tedavisi (Su Buharı İle Prostat Tedavisi) Olanların Yorumları

Rezum tedavisi olanların yorumları; işlemin ağır [...]

Devamını Oku
Prostat TUR (TUR-P) Ameliyatı Olanların Yorumları

Prostat TUR (TUR-P) ameliyatı olanların yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek Büyümesi (Hidronefroz) Tedavisi Yorumları

Böbrek büyümesi (hidronefroz) tedavisi hasta yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek İltihabı (Piyelonefrit) Tedavisi Yorumları

Böbrek iltihabı (piyelonefrit) tedavisi yorumları, hastaların [...]

Devamını Oku
Böbrek Taşı Tedavisi Yorumları

Böbrek taşı tedavisi yorumları, kişiye en [...]

Devamını Oku