Robotik üreter rekonstrüksiyonu, böbrek ile idrar kesesi arasındaki taşıyıcı kanallarda oluşan tıkanıklıkların ve yapısal doku hasarlarının, bilgisayar destekli ileri teknoloji robotik cerrahi sistemleri yardımıyla onarılması işlemidir.
Üroloji pratiğindeki bu modern ve yenilikçi cerrahi yaklaşım idrar akışının doğal seyrinde devam etmesini sağlamak amacıyla bozulan kanal bütünlüğünü vücut içinde yeniden inşa etmeyi hedefler.
Cerrahın el hareketlerini ince enstrümanlara aktaran bu teknolojik yöntem ulaşılması güç olan derin anatomik boşluklarda bile yüksek hassasiyetle doku birleştirme ve onarım yapma olanağı sunar.
Geniş ameliyat kesilerine ihtiyaç duyulmadan kapalı yöntemle gerçekleştirilen bu operasyon hastaların yaşam konforunu desteklerken boşaltım sisteminin doğal ve sağlıklı çalışma düzenini korumaya yardımcı olan güncel bir tedavi seçeneğidir.
Üroloji Uzmanı
Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.
Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.
Robotik üreter rekonstrüksiyonu nedir?
Böbreklerimiz, vücudumuzdaki zararlı maddeleri süzerek idrar oluşturma görevini üstlenir. Oluşan bu idrarın vücuttan atılabilmesi için böbrekten idrar kesesine, yani mesaneye kadar sorunsuz bir şekilde ilerlemesi beklenir. Bu taşıma işlemini üstlenen üreter, sadece düz ve hareketsiz bir boru değildir. Etrafında, kendi dokusunu besleyen çok ince ve hassas bir damar ağı bulunur. Aynı zamanda içindeki kas dokusu sayesinde kasılıp gevşeyerek idrarı aşağıya doğru sağan, hareketli bir yapısı vardır. Gün boyunca böbreklerden süzülen sıvılar bu incecik yollardan geçerek mesaneye ulaşır. Ancak bu narin yapı yaşamın farklı dönemlerinde çeşitli etkenlere bağlı olarak zarar görebilir veya tıkanabilir. İdrar yollarının esnekliğini ve açıklığını kaybetmesi, sıvının aşağı doğru inişini doğrudan yavaşlatır veya durdurabilir. Üreterin yapısını bozabilen başlıca etkenler şunlardır:
- Doğuştan gelen anatomik anormallikler
- Geçirilmiş cerrahi operasyonlar
- İdrar yolu taşları
- Çeşitli bedensel travmalar
- Dışarıdan gelen fiziksel baskılar
- Radyoterapi öyküsü
Bu gibi durumlar neticesinde idrar kanalında fibrotik (sertleşmiş) daralmalar meydana gelebilir. Kanalın bu şekilde işlevini kaybetmesi sonrasında hastanın genel sağlık durumunu korumak için uygun onarım yöntemlerinin devreye sokulması düşünülür.
Tıkanan bir idrar kanalının böbreklere etkisi nasıldır ve robotik üreter rekonstrüksiyonu neden önemlidir?
İdrar kanalının içinden geçen sıvının akışı herhangi bir seviyede engellendiğinde, tıkanıklığın arka tarafında, yani böbreğe doğru olan kısımda sıvı birikmeye ve içerideki basınç artmaya başlar. Böbreğin içine doğru geri yansıyan bu hidrostatik basınç, idrarın normalde biriktiği ve toplandığı havuzcukların genişleyip şişmesine zemin hazırlar. Durum müdahale edilmeden uzun süre devam ettiğinde, böbreğin kanı süzen o narin dokuları bu basınca daha fazla dayanamaz ve ezilmeye başlar. Zamanla böbrek dokusunda incelme ve sıvı süzme kapasitesinde kayıplar yaşanabilir. Ayrıca kanal içinde biriken ve akamayan durağan idrar, bakterilerin çoğalması için son derece uygun bir ortam yarattığından ciddi enfeksiyon riskleri ortaya çıkar. Özellikle gerilen böbrek zarı, hastalarda oldukça rahatsız edici ağrılara sebep olabilir. Böbreklerin sıvı tıkanıklığı karşısında verebileceği tepkiler ve yaşanabilecek sorunlar şu şekilde sıralanabilir:
- Böbrek boyutlarında büyüme
- Böbrek parankim dokusunda incelme
- Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları
- Şiddetli yan ve bel ağrıları
- İdrar renginde koyulaşma veya kanama
- Fonksiyonel doku kaybı
İşte bu tür riskleri en aza indirmek, dokudaki hasarı durdurmak ve böbreğin ömrünü uzatmak için darlıkların olabilecek en güvenli şekilde onarılması gerekir.
Geleneksel ameliyatlara kıyasla robotik üreter rekonstrüksiyonu hangi avantajları sunar?
Geçmiş yıllarda idrar kanalı onarımları genellikle hastanın karın veya böğür bölgesine yapılan büyük kesilerle, yani açık cerrahi yöntemlerle yapılıyordu. Bu geniş cerrahi kesiler hastalar için hastanede daha uzun süre kalma, ameliyat sonrası daha fazla ağrı hissetme ve daha yavaş bir iyileşme süreci anlamına gelebiliyordu. Daha sonra modern tıbba kazandırılan klasik laparoskopik yöntemler büyük kesi ihtiyacını azaltsa da bu kez de kullanılan düz aletlerin hareket kısıtlılığı sorun yaratabiliyordu. Ekrana yansıyan iki boyutlu görüntü ve derinlik algısının zayıf olması, özellikle leğen kemiğinin iç kısımları gibi dar alanlarda milimetrik dikişler atmayı zorlaştıran unsurlardı.
Günümüzde sıkça başvurulan robotik cerrahi platformları ise bu zorlukların üstesinden gelmeye yardımcı olacak pek çok teknolojik donanım içerir. Cerraha sunulan yüksek çözünürlüklü ve üç boyutlu kameralar sayesinde ameliyat bölgesi çok daha net, derinlikli ve büyütülmüş olarak görülebilir. Robotik kollar, insan bileğinin dönüş sınırlarının ötesinde hareket edebilir ve cerrahın ellerindeki en ufak doğal titremeleri filtreleyerek dokuya çok daha durağan bir hareket aktarır. Robotik cerrahinin hastaya ve ameliyat sürecine sunduğu başlıca avantajlar şunlardır:
- Üç boyutlu derinlik algısı
- Yüksek çözünürlüklü büyütme imkanı
- Titreme filtreleme teknolojisi
- Geniş açılı alet manevrası
- Daha küçük kesi alanları
- Düşük kan kaybı ihtimali
Bu teknolojik olanaklar, kanalın çok ince damar yapılarını koruyarak birbirine dikilmesi gereken onarım ameliyatlarında, yara dokusunun iyileşmesini destekleyecek gerginlikten uzak dikişlerin atılabilmesine yardımcı olur.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Hangi doğumsal hastalıklarda robotik üreter rekonstrüksiyonu uygulanabilir?
İdrar yollarında onarım gerektiren hastalıklar çok geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu durumların bir kısmı henüz anne karnındayken başlayan yapısal gelişim farklılıklarından kaynaklanır. Örneğin böbrek havuzcuğu ile idrar kanalının tam birleştiği noktada meydana gelen darlıklar, en sık karşılaşılan doğumsal problemlerden biridir. Bu bölgedeki kas dokusunun anne karnındaki gelişimini tam tamamlayamaması idrar akışını yavaşlatabilir. Ayrıca böbreğin alt kısmını besleyen fazladan bir damarın, kanalın üzerinden geçerek dışarıdan mekanik bir baskı yaratması da sıvı geçişini engelleyebilir. İdrar kanalının vücudun en büyük toplardamarlarından birinin arkasından dolaşarak sıkıştığı veya mesaneye girdiği noktada kasılma yeteneği olmayan bir bölümün bulunduğu durumlar da cerrahi müdahale ihtiyacı doğurabilir. Düzeltme işlemi gerektirebilen başlıca doğumsal durumlar şunlardır:
- Üreteropelvik bileşke darlıkları
- Retrokaval üreter
- Primer obstrüktif megaüreter
- Çift toplayıcı sistem anomalileri
- Doğuştan anormal damar basıları
Bu tür yapısal problemlerin tespit edilmesi halinde, sorunun bulunduğu dar kısım çıkarılarak akışın devamlılığını sağlayacak yeni bir bağlantı kurulması planlanır.
Sonradan gelişen hangi durumlarda robotik üreter rekonstrüksiyonu gerekebilir?
İdrar kanalındaki hasarlar sadece doğuştan gelmez; pek çok hastada sonradan ortaya çıkan çevresel veya tıbbi faktörler bu duruma sebep olabilir. Günümüzde en sık karşılaşılan nedenlerden biri, idrar yolu taşlarına yönelik yapılan kapalı müdahaleler sonrasında kanalda oluşan tahribatlardır. Taşın lazerle kırılması esnasında taşın kanala uzun süre yaptığı baskı veya lazerin dokuda yarattığı ısı değişiklikleri, zamanla o bölgenin sertleşmesine ve yara dokusu oluşturarak büzülmesine yol açabilir. Bunun dışında karın içi organları ilgilendiren diğer cerrahi işlemler sırasında da idrar kanalları anatomik yakınlıkları nedeniyle etkilenebilir. Etraftaki dokular ayrıştırılırken kanalın ince besleyici damarları zedelenebilir ve beslenemeyen kanal bölümü zamanla kapanabilir. Kanser tedavilerinde uygulanan yoğun ışın tedavileri de uzun yıllar içinde küçük damarları kurutarak benzer daralmalar yaratabilir. Sonradan gelişen üreter darlığı nedenleri şunlardır:
- Böbrek taşı ameliyatları
- Jinekolojik cerrahiler
- Kolorektal operasyonlar
- Radyoterapi uygulamaları
- Karın içi şiddetli enfeksiyonlar
Sonradan ortaya çıkan bu darlıklar genellikle çevre dokulara yoğun şekilde yapışık olabildiğinden, onarım işlemi çok daha dikkatli bir doku ayrıştırmasını gerektirir.
Hastalığın boyutu nasıl anlaşılır ve robotik üreter rekonstrüksiyonu öncesi hazırlık nasıldır?
Ameliyat planlamasına geçmeden önce sorunun vücudun neresinde başladığını, kanalın hangi seviyesine kadar uzandığını ve böbrek fonksiyonlarını ne ölçüde etkilediğini detaylıca haritalandırmak gerekir. Hastalara damar yolundan ilaç verilerek çekilen tomografi veya MR (manyetik rezonans) gibi görüntüleme yöntemleriyle idrar yollarının üç boyutlu modeli çıkarılır. Bu görüntüler üzerinde darlığın uzunluğu santimetre cinsinden tahmin edilmeye çalışılır. Bazı olgularda daha net bilgi almak için idrar yollarına özel bir boya verilerek darlığın alt sınırı da kesin olarak gözlemlenebilir. Daha sonra özel sintigrafi filmleri ile böbreğin süzme kapasitesinin ne durumda olduğu ve yüzde kaç oranında çalıştığı değerlendirilir.
Yapılan tetkikler sonucunda böbreğin hala fonksiyonel bir değeri olduğu saptanırsa, hastanın organını korumak ve kanalı onarmak yönünde bir cerrahi plan yapılır. Ameliyat öncesinde kan tahlillerinde üre ve kreatinin değerleri incelenerek böbreğin filtreleme gücündeki güncel değişimler izlenir. Olası bir enfeksiyona karşı idrar kültürleri alınarak temiz olduğundan emin olunur. Elde edilen tüm bu tıbbi veriler ışığında, darlığın idrar kesesine mi yoksa böbreğe mi yakın olduğuna ve kayıp dokunun uzunluğuna bakılarak en uygun ameliyat tekniği belirlenir.
Böbrek çıkışındaki darlıklarda robotik üreter rekonstrüksiyonu nasıl yapılır?
Böbrekten süzülen idrarın üretere ulaştığı ilk durak olan böbrek çıkışında meydana gelen darlıkların tedavisinde, genellikle piyeloplasti adı verilen cerrahi teknik tercih edilir. Ameliyat alanına ulaşmak için karın içindeki diğer organlar güvenli bir biçimde kenara alınır ve doğrudan böbrek bölgesine odaklanılır. Eğer darlığın ana sebebi böbreğe giden anormal bir damarın kanala dışarıdan baskı yapmasıysa, böbreği besleyen bu damar kesinlikle kesilmez. Bunun yerine, daralmış olan idrar kanalı kesilip çıkarılır ve kalan kanal damarın diğer tarafına geçirilerek basıdan kurtarılmış yeni bir yol oluşturulur.
Tıkanıklığın gerisinde kalarak uzun süredir idrarla dolu olan ve adeta esnemiş bir balon gibi büyüyen böbrek havuzcuğu dokusu, idrarın tekrar göllenmesini engellemek için küçültülür ve normal hatlarına getirilir. Operasyon esnasında içeride idrar stazına (durgunluğuna) bağlı taş oluşumları görülürse, bu taşlar ince robotik aletlerle nazikçe toplanabilir. Temizleme ve düzeltme işlemleri bittikten sonra, kan akışı iyi durumda olan doku uçları, vücutta kendiliğinden eriyebilen yapıdaki ince dikişlerle karşılıklı olarak birleştirilir. İyileşme periyodunda yeni dikiş hattından sızıntı olmasını azaltmak ve bölgeyi desteklemek için kanalın içine stent adı verilen, ince uzun plastik bir koruyucu tüp yerleştirilir.
Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Kanalın orta kısımlarındaki hasarlarda robotik üreter rekonstrüksiyonu adımları nelerdir?
İdrar kanalının ne böbreğe ne de mesaneye tam yakın olduğu, orta bölüm olarak adlandırılan kısımlarındaki darlıklarda uygulanacak yöntem hasarın uzunluğuna göre şekillenir. Eğer hasarlı doku nispeten kısaysa (örneğin iki ila üç santimetreyi geçmiyorsa), uç uca birleştirme yöntemi tercih edilebilir. Bu aşamada en önemli nokta, hasarlı bölge çıkarıldıktan sonra geriye kalan yukarı ve aşağı uçların birbirine doğru çekilirken aşırı bir gerginlik oluşturmamasıdır. Dokuların zorla çekilerek dikilmesi o bölgedeki kılcal damarları ezerek beslenmeyi bozacağından ameliyat sonrasında yeniden daralmalara yol açabilir.
Gerginliğin olmadığı tespit edildikten sonra çok kritik bir cerrahi detay uygulanır. Kesilen kanalın uçları düz yuvarlak bir hortum şeklinde değil kenarlarından hafifçe yarılarak ve genişletilerek dikilir. Bunun temel nedeni, vücuttaki yara dokusunun iyileşirken doğal olarak bir miktar büzülmesidir. Uçlar genişletilip çapraz bir şekilde dikildiğinde, iyileşme sonrası oluşabilecek büzülmeler kanalın içini daraltamaz ve geniş bir geçiş alanı korunmuş olur. Robotik kolların bileği andıran esnek yapısı, bu ince genişletme ve dikme işlemlerinin oldukça hassas bir şekilde yapılmasına katkıda bulunur.
Doku kaybı fazla olduğunda yanak içi yaması ile robotik üreter rekonstrüksiyonu nasıl gerçekleştirilir?
İdrar kanalındaki hasarlı bölge iki ucun birbirine yetiştirilemeyeceği kadar uzunsa, uç uca dikme işlemi yapılamaz. Özellikle daha önceden başarısız ameliyatlar geçirmiş veya yüksek dozda ışın tedavisi almış hastalarda kanalın uzun bir bölümü kanlanmasını yitirerek sertleşmiş olabilir. Bu tür durumlarda, idrar kanalındaki eksik dokuyu tamamlamak için vücudun başka bir bölgesinden yedek bir yama dokusu alınması fikri gündeme gelir. Bu amaçla genellikle hastanın kendi ağız içinden, yanak bölgesinden alınan mukoza dokusu kullanılır. Yanak içi dokusu; yapısal olarak ıslak bir ortamda bulunmaya alışkın olması, idrarın asidik yapısından daha az etkilenmesi ve hızlı hücre yenilenme özelliğine sahip olması nedeniyle oldukça uygundur.
Daralmış olan idrar kanalı boylamasına kesilerek açılır. Ağızdan alınan bu yama parçası, açılan bölgeye bir destek yaması gibi robotik sistemle milimetrik olarak dikilir. Ancak ağızdan alınan dokunun karın içindeki bu yeni yerinde kendi başına canlılığını sürdürebilmesi güçtür. Kanlanmayı artırmak ve yamanın dokuya tutunmasını sağlamak için, karın içinde bulunan ve kılcal damarlar açısından oldukça zengin olan “omentum” adlı yağlı zar tabakası o bölgeye çekilerek yamanın üzeri örtülür. Bu sayede yeni oluşturulan kanalın beslenmesi doğal yollardan desteklenmiş olur.
İdrar kesesine yakın darlıklarda robotik üreter rekonstrüksiyonu süreci nasıl işler?
Kanalın mesaneye, yani idrar kesesine girdiği son kısımlarında meydana gelen darlıklarda, dar bölgenin altından ve üstünden kesip birleştirmek teknik olarak çok daha karmaşıktır ve etraftaki damar yapısına zarar verme riski taşıyabilir. Bu sebeple, hasarlı alt kısım tamamen kesilip işlem alanından uzaklaştırılır ve yukarıdan gelen sağlam kanal ucu doğrudan idrar kesesine yeni baştan bağlanır. Bu cerrahi yaklaşım yeniden ekme (reimplantasyon) olarak da bilinir.
Sadece kanalı mesane duvarına dikmek uzun vadede başka sorunlara yol açabileceği için ek bir koruyucu işlem yapılması gerekir. İdrar, böbrekten mesaneye indikten sonra, mesane dolduğunda veya kasıldığında geri böbreğe doğru kaçmamalıdır. Bu kaçışı (reflü) engellemek amacıyla, mesanenin en dışındaki kas tabakası hafifçe aralanarak içteki zar dokusunun hemen üzerinde ince bir tünel hazırlanır. Böbrekten inen kanal bu tünelin içerisine yatırılır ve mesane kası kanalın üzerine bir örtü gibi tekrar kapatılır. Mesane idrarla dolup iç basıncı arttığında, bu tünel yatağının üzerindeki kas sıkışır ve kanalın ağzını kapatarak idrarın geriye kaçmasını engelleyen doğal bir sübap vazifesi görür.
Mesane yukarı asılarak yapılan robotik üreter rekonstrüksiyonu hangi durumlarda tercih edilir?
Kanalın mesaneye yakın olan kısımlarında hasar biraz daha uzunsa, yukarıdan gelen sağlam kanalı mesaneye ulaştırmak için aşağıya doğru çekmek gerekebilir. Ancak bu çekme işlemi kanalın fazlasıyla gerilmesine ve kopma noktasına gelmesine neden oluyorsa farklı bir çözüm üretilir. Rekonstrüktif operasyonlarda gerginliğin doku iyileşmesine zarar verdiği bilindiği için, kanal aşağıya indirilmek yerine mesane yukarıya doğru esnetilir.
Mesanenin karın alt bölgesine tutunduğu bağlar bir miktar serbest bırakılır. Daha sonra mesanenin tepe kısmı, hastalıklı böbrek tarafına doğru yukarıya çekilir. Bu seviyede leğen kemiği hizasında bulunan ve vücudun güçlü kaslarından biri olan “psoas” kasının yüzeyindeki sağlam kirişlere, mesaneyi asmak için taşıyıcı destek dikişleri atılır. Bu işlem sayesinde mesane yukarı doğru uzatılmış olur ve aradaki o birkaç santimetrelik boşluk gerginlik yaşanmadan kapanır. İdrar kanalı esnetilmiş olan idrar kesesine güvenli bir biçimde bağlanabilir. Anatomik duruş biraz değişse de böbrek fonksiyonlarını korumaya yönelik etkili bir yöntem olarak sıkça değerlendirilir.
Çok uzun kayıplarda mesaneden yeni kanal oluşturarak robotik üreter rekonstrüksiyonu yapılması mümkün müdür?
İdrar kanalındaki kaybın ya da darlığın boyutları beş santimetreyi geçip on santimetrelere yaklaştığında, yanak içi yaması kullanmak veya mesaneyi asmak aradaki mesafeyi kapatmak için yeterli gelmeyebilir. Bu kadar uzun mesafeli hasarlarda, mesanenin kendi duvar dokusundan yararlanılarak idrar yolunun eksik kısmı yeniden inşa edilebilir.
Operasyon sırasında mesane duvarından, dokunun beslenmesini sağlayan taban kısmı geniş bırakılacak şekilde büyükçe bir parça (flep) kesilir. Bu mesane parçası yukarıya doğru rulo halinde kıvrılarak uzun bir tüp şekline dönüştürülür ve eksik olan kanalın yerini alması sağlanır. Yeni oluşturulan bu canlı tüpün üst ucu, sağlıklı durumdaki böbrek kanalı ucuyla birleştirilir. Ancak bu yöntemin tercih edilebilmesi için hastanın idrar kesesi kapasitesinin geniş ve esneme payının iyi olması gerekir. Radyoterapi veya enfeksiyonlar nedeniyle zaten büzüşmüş ve hacmini yitirmiş bir idrar kesesinden böyle bir parça almak mesanenin fonksiyonunu daha da bozabileceği için tercih edilmez. Tüm bu mesane kaydırma veya parça alma işlemlerinin yetersiz kaldığı çok daha büyük kanal kayıplarında, bağırsaklardan bir parça alınarak idrar yolunun yerine konması gibi daha farklı yöntemler düşünülebilir.
Ameliyat sırasında kullanılan floresan teknoloji robotik üreter rekonstrüksiyonu başarısını nasıl etkiler?
Dokuların yeniden inşa edildiği ameliyatlarda cerrahların karşılaştığı en temel zorluklardan biri, sağlıklı olan canlı dokularla, kanlanması zayıflamış ve iyileşme potansiyeli düşük olan dokuları çıplak gözle birbirinden ayırmaktır. Robotik sistemlerin sahip olduğu kızılötesi floresan görüntüleme özellikleri, bu sınırların çizilmesinde büyük kolaylıklar sunabilir. Hastanın damarından verilen ve dolaşım sistemine karışan özel bir boya maddesi, dokulardaki kan akışını görünür kılmak için kullanılır.
Cerrah, robotik ekrandaki özel bir görüntüleme modunu açtığında, ameliyat alanı karanlık bir zemine bürünür ve sadece içine kan giden canlı dokular parlak, fosforlu yeşil bir ışıkla parlamaya başlar. Bu teknoloji sayesinde onarılacak dokunun uç kısımlarının ne kadar beslendiği anlık olarak kontrol edilebilir. Yeşil renkte parlamayan soluk alanların iyileşemeyeceği anlaşılarak, o bölgeler tamamen temizlenir ve dikiş işlemleri sadece kanlı ve canlı dokular arasında yapılır. Aynı boya maddesi gerekirse idrar kanalının içerisinden de verilebilir; böylece çevresindeki yoğun yapışıklıklar arasında kaybolan kanal, karanlıkta parlayan bir yol gibi ortaya çıkarak cerraha kılavuzluk edebilir.
Tek delikten yapılan robotik üreter rekonstrüksiyonu hastalara ne gibi kolaylıklar sağlar?
Alışılagelmiş robotik operasyonlarda, cerrahi kolların ve kameranın karın içine girebilmesi için vücutta birden fazla ufak kesi açılması gerekir. Fakat gelişen cerrahi teknolojiler sayesinde bu işlemlerin bazıları tek bir noktadan, genellikle de göbek deliği içerisinden açılan küçük bir kesi üzerinden gerçekleştirilebilmektedir. Bu özel platformlarda bütün sistem tek bir noktadan içeri gönderilir ve robotik kollar içeride yılan gibi kıvrılarak işlem yapılacak alana dağılır.
Özellikle kasık ve leğen kemiği gibi dar bir alanda çalışırken, dışarıdan giren kolların birbirine çarpma durumu en aza indirilmiş olur. Hastalar açısından değerlendirildiğinde ise, karın duvarındaki kasların ve sinirlerin daha az kesilmesi, operasyon sonrasında duyulan fiziksel ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir. Daha az cerrahi yara bulunması nedeniyle kozmetik olarak daha iyi sonuçlar elde edilebilir ve hastalar taburcu olduktan sonra günlük aktivitelerine dönme konusunda kendilerini daha rahat hissedebilirler.
Robotik üreter rekonstrüksiyonu sonrası iyileşme süreci ve olası riskler nelerdir?
Ameliyat tamamlandıktan sonra hastalar genellikle kısa süre içerisinde yürütülmeye teşvik edilir ve ağızdan beslenmeye geçiş yapılır. Robotik cerrahinin kamerası ile elde edilen büyütülmüş görüntü ve gaz basıncının yardımı sayesinde, ameliyat sırasındaki kanamalar oldukça düşük seviyelerde tutulabilir. Ameliyat edilen bölgede biriken vücut sıvılarını dışarı atmak için içeride bırakılan küçük hortum (dren), sıvı akışı kesildiğinde çıkarılır. Eğer operasyon doğrudan mesaneyi ilgilendiriyorsa idrar yolunda bir süre sonda kalması önerilebilir. İyileşme gidişatına göre çoğu hasta birkaç gün içinde evine dönebilecek duruma gelir. İyileşme esnasında yeni bağlantıyı içeriden koruyan destek stenti ise genellikle ameliyattan yaklaşık bir ay sonra poliklinikte, ucu kameralı ince bir aletle çıkarılır.
Gerçekleştirilen operasyonun kalıcılığı, takip eden aylarda yapılan böbrek filmleri ve böbrek havuzcuğundaki şişliğin azalması ile anlaşılır. Hastanın ameliyat öncesi yaşadığı şikayetlerin gerilemesi de iyileşmenin önemli bir göstergesidir. Elbette her tıbbi müdahalede olduğu gibi bu sürecin de bazı beklenen durumları ve düşük oranda riskleri mevcuttur:
- Dikiş hatlarından geçici idrar sızıntısı
- Enfeksiyon gelişimi
- Darlığın yeniden oluşma ihtimali
- İçerideki stentin geçici idrar yanması yapması
- Stente bağlı sık idrara çıkma hissi
- Sonda kullanımına bağlı tahriş
Yaşanan bu tarz rahatsızlıkların birçoğu içerideki stentin çıkarılması ile birlikte gerileme eğilimi gösterir. Onarım esnasında genellikle vücudun kendi kendine eritebildiği iplik türleri tercih edildiği için, içeride kalıcı bir cisim bırakılmaz ve bu sayede yeni bir taş oluşumu riski uzak tutulmaya çalışılır. Düzenli tıbbi kontroller, elde edilen onarımın kalıcılığını teyit etmek ve böbreklerin uzun yıllar sağlıklı kalmasına yardımcı olmak açısından büyük önem taşır.

