Böbrek kanseri, vücudumuzun kanı süzerek zararlı maddelerden arındıran böbrek dokusundaki hücrelerin yapısal bir bozulmaya uğrayıp kontrolsüzce çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü huylu bir tümör (kitle) oluşumudur. Tıbbi literatürde renal hücreli karsinom olarak adlandırılan bu tablo organın sağlıklı hücre yenilenme döngüsünün dışına çıkarak anormal bir hücresel büyüme sergilemesiyle başlar. Vücudun ana filtreleme merkezinde gelişen bu anormallik, zamanla organın yapısında fiziksel bir yer kaplayarak hücresel düzeyde başlayan sorunu sistemik bir hastalığa dönüştürür. Doğası gereği genellikle sessiz bir başlangıç yapan bu onkolojik süreç güncel tıbbi yaklaşımlar ve doğru sağlık stratejileriyle başarıyla yönetilebilen biyolojik bir durumdur.

Prof. Dr. Yılören TANIDIR
Üroloji Uzmanı

Prof. Dr. Yılören Tanıdır, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, üroloji ihtisasını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamış bir üroloji uzmanıdır. Medicana Ataşehir Hastanesi’nde görev yapan Tanıdır; endoüroloji, laparoskopi, robotik cerrahi ve çocuk ürolojisi (hipospadias, nörojen mesane) alanlarında uzmanlaşmıştır.

Prof. Dr. Yılören Tanıdır üroloji alanında tanı ve tedavi hizmetler sunmaktadır. Güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda, minimal invaziv, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemler uygulamaktadır. Tanı ve tedavi süreçlerinde hasta güvenliği, etik ilkeler ve bilimsel veriler esas alınarak hizmet vermektedir.

WhatsApp'tan İletişime Geç
Böbrek kanseri nedir? Böbrek kanseri, böbrek hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu gelişen kötü huylu bir tümördür. Erişkinlerde en sık görülen böbrek kanseri tipi renal hücreli karsinomdur (RHK).
En sık görülen tipleri Renal hücreli karsinom (berrak hücreli, papiller ve kromofob alt tipleri), üst üriner sistem ürotelyal kanseri, Wilms tümörü (çocuklarda) ve daha nadir görülen diğer böbrek tümörleri.
Risk faktörleri Sigara kullanımı, obezite, hipertansiyon, ileri yaş, erkek cinsiyet, kronik böbrek hastalığı, uzun süre diyaliz tedavisi, bazı kalıtsal sendromlar (örneğin Von Hippel–Lindau sendromu) ve aile öyküsü riski artırabilir.
Kimlerde daha sık görülür? Genellikle 50 yaş ve üzerindeki erişkinlerde görülür. Erkeklerde kadınlara göre daha sık rastlanır.
Erken dönem belirtileri Erken evrede çoğu hastada belirti olmayabilir ve tümör tesadüfen görüntüleme yöntemlerinde saptanabilir.
En yaygın belirtiler İdrarda kan (hematüri), yan veya bel bölgesinde ağrı, böbrek bölgesinde ele gelen kitle, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik görülebilir.
Diğer belirtiler Ateş, gece terlemesi, iştahsızlık, kansızlık, yüksek tansiyon, bacaklarda şişlik ve nadiren varikosel gelişebilir.
İleri evre belirtileri Kemik ağrısı, sürekli öksürük, nefes darlığı, karaciğer tutulumuna bağlı belirtiler ve yayılım gösterilen organa bağlı farklı şikâyetler gelişebilir.
Tanı yöntemleri Fizik muayene, kan ve idrar testleri, ultrasonografi, kontrastlı bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve gerekli durumlarda biyopsi kullanılabilir.
Görüntüleme yöntemlerinin önemi Tümörün boyutu, yerleşimi, çevre dokulara yayılımı ve uzak metastazların değerlendirilmesinde temel rol oynar.
Kesin tanı Kesin tanı patolojik inceleme ile konur. Bazı olgularda cerrahi sonrası çıkarılan dokunun incelenmesiyle tanı doğrulanırken, seçilmiş hastalarda biyopsi yapılabilir.
Evreleme Hastalığın böbrekle sınırlı olup olmadığı, lenf bezlerine veya uzak organlara yayılımı değerlendirilerek evre belirlenir.
Tedavi seçenekleri Cerrahi tedavi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, ablasyon yöntemleri ve bazı hastalarda aktif izlem uygulanabilir. Tedavi seçimi hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre belirlenir.
Cerrahi tedavi Küçük tümörlerde böbreğin yalnızca tümörlü kısmının çıkarılması (parsiyel nefrektomi), daha büyük veya uygun olmayan tümörlerde ise böbreğin tamamen çıkarılması (radikal nefrektomi) uygulanabilir.
Hedefe yönelik tedavi Tümörün büyümesini sağlayan moleküler yolları hedef alan ilaçlar özellikle ileri evre hastalıkta kullanılabilir.
İmmünoterapi Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesini destekleyen ilaçlar, özellikle metastatik böbrek kanserinde önemli bir tedavi seçeneğidir.
Ablasyon tedavileri Cerrahiye uygun olmayan seçilmiş küçük tümörlerde radyofrekans ablasyonu veya kriyoablasyon gibi yöntemler uygulanabilir.
Tedavi başarısı Erken evrede saptanan ve cerrahi olarak tamamen çıkarılabilen böbrek kanserlerinde tedavi başarısı yüksektir. İleri evrede ise modern sistemik tedaviler yaşam süresini ve yaşam kalitesini artırabilir.
Olası komplikasyonlar Kanama, enfeksiyon, böbrek fonksiyonlarında azalma, hastalığın tekrarlaması veya uzak organlara yayılması görülebilir.
Böbrek fonksiyonları üzerindeki etkisi Tek böbrekle çoğu kişi normal yaşamını sürdürebilir. Ancak mevcut böbrek hastalığı olanlarda veya her iki böbreğin etkilenmesi durumunda böbrek fonksiyonları yakından izlenmelidir.
Takip süreci Tedavi sonrasında düzenli fizik muayene, kan testleri ve görüntüleme yöntemleri ile hastalığın tekrarlayıp tekrarlamadığı takip edilir. Takip sıklığı evreye ve tedaviye göre değişebilir.
Korunma Sigaranın bırakılması, sağlıklı vücut ağırlığının korunması, düzenli fiziksel aktivite, hipertansiyonun kontrolü ve gereksiz zararlı kimyasal maruziyetlerden kaçınılması riski azaltmaya yardımcı olabilir.
Ne zaman doktora başvurulmalı? İdrarda kan görülmesi, geçmeyen yan veya bel ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı, böbrek bölgesinde ele gelen kitle veya uzun süren halsizlik durumunda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Prognoz Hastalığın tipi, evresi, tümörün derecesi ve tedaviye yanıt prognozu belirler. Erken tanı alan hastalarda uzun dönem sağkalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir.

Böbrek kanseri nedir?

Böbrek kanseri, böbreğin kanı süzen ve idrarı oluşturan kanalcık sistemlerinden kaynaklanan kötü huylu bir tümör yapısıdır. Hastalık genellikle bu mikroskobik kanalcıkların iç yüzeyini döşeyen hücrelerde başlar. Başlangıçta hücresel düzeyde olan bu kontrolsüz büyüme, zamanla birleşerek böbrek dokusu içinde katı bir kitle oluşturur. Böbrekler, karın boşluğunun arka kısmında ve oldukça esnek bir yağ dokusu tabakasının içinde yer aldıkları için, büyümekte olan bir kitle uzun süre kendine rahatça yer bulabilir.

Bu durum hastalığın ilk aşamalarında çevre organlara veya sinirlere baskı yapmasını engeller. Bu yüzden tümör, hastada hiçbir rahatsızlık hissi uyandırmadan aylar hatta yıllar boyunca sessizce büyümeye devam edebilir. Zaman ilerledikçe böbreğin dış zarını germeye, böbrek içindeki kan damarlarına veya idrar havuzcuklarına sızmaya başlar. Eğer bu aşamalarda fark edilip müdahale edilmezse kanser hücreleri kan veya lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine, özellikle de akciğerlere, kemiklere veya karaciğere yayılarak hastalığın seyrini çok daha karmaşık bir boyuta taşıyabilir.

Toplumda böbrek kanseri görülme sıklığı nedir ve kimler risk altındadır?

Yetişkinlik döneminde karşılaşılan kötü huylu tümörler incelendiğinde, böbrek tümörleri tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde iki buçuğunu oluşturur. İstatistiksel verilere göre, toplumda her yıl on bin kişiden birinde bu hastalıkla karşılaşılmaktadır. Bu hastalık büyük ölçüde ileri yaşın bir problemi olarak karşımıza çıkar; teşhis konulan bireylerin çok büyük bir kısmı elli ile yetmiş yaşları arasındadır.

Cinsiyet açısından bakıldığında, hastalığın erkeklerde görülme ihtimalinin kadınlara kıyasla belirgin şekilde yaklaşık iki ila üç kat daha fazla olduğu görülmektedir. Bu farklılığın arkasında, erkeklerin çalışma hayatında maruz kaldıkları çevresel toksinlerin, tütün ürünleri kullanım alışkanlıklarının ve hormonal yapı farklılıklarının yattığı düşünülmektedir. Özellikle endüstriyel toplumlarda ortalama yaşam süresinin uzaması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte hastalığın görülme sıklığında da yıllar içinde hafif ama istikrarlı bir artış gözlemlenmektedir.

Böbrek kanseri gelişimine yol açan temel risk faktörleri nelerdir?

Kanserin neden başladığını tek bir sebebe bağlamak imkansız olsa da hücrelerin yapısını bozan ve hastalığa zemin hazırlayan çok net çevresel ve fiziksel faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerin birçoğu aslında bireylerin yaşam tarzında yapacakları değişikliklerle kontrol altına alabilecekleri durumlardır.

Hastalık gelişiminde rol oynayan temel risk faktörleri şunlardır:

  • Sigara kullanımı
  • Obezite
  • Yüksek tansiyon
  • İleri yaş
  • Asbest maruziyeti
  • Ağır metal maruziyeti
  • Uzun süreli diyaliz tedavisi
  • Hareketsiz yaşam tarzı

Bu listede yer alan sigara kullanımı, tartışmasız en güçlü risk artırıcı faktördür. Tütün dumanındaki yüzlerce kanserojen madde akciğerlerden kana karışır ve böbreklere süzülmek üzere geldiğinde doğrudan böbrek hücreleriyle temas eder. Bu yoğun toksik temas hücresel bozulmayı tetikler. Aynı şekilde obezite, vücutta kronik bir iltihaplanma durumu yaratarak ve hormon dengesini bozarak hücresel mutasyonlara zemin hazırlar. Özellikle yüksek kan basıncı (hipertansiyon), böbreğin hassas kılcal damarlarına sürekli bir stres uygulayarak doku hasarına neden olur. Çelik, petrol ve boya sanayisinde çalışanlarda görülen ağır metal ve kimyasal maruziyetleri de böbrek dokusunda zamanla birikerek toksik etki yaratmaktadır.

Ailesel veya genetik geçiş böbrek kanseri oluşumunda etkili midir?

Hastalık vakalarının büyük çoğunluğu sonradan gelişen çevresel faktörlere bağlı olsa da genetik mirasın rolü kesinlikle göz ardı edilemez. Tüm vakaların yaklaşık yüzde beşi ila onu arasında, doğrudan aileden miras alınan genetik hatalar hastalığın temel sorumlusudur. Ailesinde, özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece akrabalarında böbrek tümörü öyküsü bulunan kişilerin hayatları boyunca bu hastalıkla karşılaşma riski, toplumun geri kalanına göre oldukça yüksektir.

Özellikle hücre büyümesini kontrol altında tutan bazı koruyucu genlerin doğuştan hatalı veya eksik olması, böbrek hücrelerinin çok daha kolay tümörleşmesine yol açar. Tıp dünyasında en bilinen örneklerinden biri Von Hippel-Lindau sendromudur. Bu genetik rahatsızlığa sahip bireylerde, sadece böbreklerde değil vücudun farklı bölgelerinde de kist ve tümör oluşumları sıklıkla görülür. Bu nedenle ailesinde birden fazla kişide erken yaşta başlayan böbrek hastalığı olan bireylerin belirli aralıklarla kontrolden geçmeleri son derece önemlidir.

Hücresel kökenine göre başlıca böbrek kanseri çeşitleri nelerdir?

Böbrek kanseri tek tip bir hastalık değildir. Tümörün kaynağını aldığı hücre türüne ve mikroskop altındaki genetik dizilimine göre farklı karakterlerde pek çok alt türe ayrılır. Bu türlerin belirlenmesi, hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini tahmin etmek ve en doğru tedaviyi seçmek için kritik bir adımdır.

Mikroskop altında incelendiğinde ortaya çıkan başlıca türler şunlardır:

  • Berrak hücreli
  • Papiller
  • Kromofob
  • Translokasyon
  • Onkositom
  • Papiller adenom
  • Metanefrik adenom

Yukarıdaki listede yer alan berrak hücreli tip, tüm hastaların yaklaşık yüzde yetmişi ila sekseninde görülen en yaygın formdur. Hücrelerin içi yağ ve şeker molekülleriyle dolu olduğu için mikroskop altında berrak, su damlacıkları gibi görünür. Maalesef yayılma potansiyeli en yüksek olan tür de budur. İkinci sıklıkta görülen papiller tip ise mikroskop altında parmak benzeri uzantılar yapar ve genellikle daha sakin seyirlidir. Kromofob tip, hücre duvarları çok belirgin olan ve diğerlerine göre daha yavaş büyüyen bir türdür. Listedeki translokasyon tipi özellikle gençlerde görülen agresif bir yapıya sahipken; onkositom, papiller adenom ve metanefrik adenom adını verdiğimiz kitleler tamamen iyi huyludur, başka organlara yayılmazlar ve sağlığı ciddi şekilde tehdit etmezler.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde böbrek kanseri hangi belirtilerle kendini gösterir?

Hastalığın erken evrelerinin tamamen sessiz geçmesi, genellikle hastaların hiçbir şey hissetmeden günlük hayatlarına devam etmelerine neden olur. Pek çok hasta, safra kesesi şikayeti, basit bir sırt ağrısı veya rutin bir sağlık taraması için yaptırdığı ultrasonografi sonucunda böbreğinde bir kitle olduğunu tamamen tesadüfen öğrenir. Ancak tümör kendi kabuğuna sığmayacak kadar büyüdüğünde ve çevre dokulara zarar vermeye başladığında vücut alarm sinyalleri göndermeye başlar.

Hastalık ilerledikçe karşılaşılan temel belirtiler şunlardır:

  • İdrarda kanama
  • Yan ağrısı
  • Karında kitle hissi
  • Kilo kaybı
  • İştahsızlık
  • Sürekli yorgunluk
  • Nedensiz ateş
  • Gece terlemeleri

İdrarda görülen kanama bazen gözle fark edilecek kadar pembe, kırmızı veya çay renginde olabilirken, bazen de sadece laboratuvar tahlillerinde mikroskobik olarak saptanır. Eğer kan pıhtılaşarak idrar yollarından geçmeye çalışırsa, böbrek taşı düşürmeye benzeyen son derece şiddetli sancılara yol açabilir. Tümör büyüdükçe böbrek zarını gerer ve sırtın alt kısmı ile belin yan taraflarında sürekli, rahatsız edici, künt bir ağrı oluşturur. Kitle çok büyük boyutlara ulaştığında ise hastanın kendi eliyle karın bölgesinde sert bir şişlik hissetmesi mümkündür.

Böbrek kanseri hastalarında hormon dengesi nasıl değişir ve Stauffer sendromu nedir?

Kanser hücreleri bazen bulundukları dokuyu işgal etmekle yetinmez, vücudun hormon sistemini ele geçirerek çok farklı kimyasal maddeler üretmeye başlarlar. Tümör hücrelerinden kana salgılanan bu maddeler, vücutta paraneoplastik sendrom adı verilen karmaşık klinik tablolara yol açar. Örneğin tümör, vücuda sürekli kan üretmesi için sahte sinyaller göndererek kanın koyulaşmasına veya kalsiyum dengesini bozarak kanda kalsiyum seviyelerinin tehlikeli derecede yükselmesine neden olabilir.

Bu sistemik etkilerin en ilginçlerinden biri Stauffer sendromudur. Bu sendromda, kanser hücreleri aslında karaciğere hiç sıçramamış ve oraya fiziksel bir zarar vermemiş olsa da karaciğerin çalışma düzeni tamamen alt üst olur. Böbrekteki kitle, kana yoğun miktarda iltihap tetikleyici sinyal molekülleri salgılar. Bu moleküller doğrudan karaciğere giderek organın enzim üretimini ve safra yollarının düzenini bozar. Hasta açıklanamayan bir ateş ve yorgunluk yaşarken, yapılan kan testlerinde karaciğer değerleri çok yüksek çıkar. Ancak görüntülemelerde karaciğer tamamen temizdir. İşin mucizevi yanı böbrekteki tümör cerrahi olarak vücuttan çıkarıldığında, kana salgılanan o zehirli sinyaller kesildiği için karaciğerin haftalar içinde tamamen kendi kendini toparlayıp normal işlevlerine dönmesidir.

Görüntüleme yöntemleri böbrek kanseri teşhisinde nasıl kullanılır?

Böbrekte bir kitle olduğundan şüphelenildiğinde tıp pratiğinde atılan ilk adım genellikle laboratuvar testleri ve hızlı görüntüleme yöntemleridir. Kapsamlı kan ve idrar testleri, organların çalışma kapasitesi hakkında genel bir fikir verse de tümörü gözle görmek ve yapısını anlamak için radyolojik cihazların teknolojisine ihtiyaç duyulur.

Radyasyonsuz ve hızlı bir yöntem olan ultrasonografi, kitlenin sadece sıvı dolu masum bir kist mi yoksa katı ve şüpheli bir doku mu olduğunu ayırt etmede harika bir başlangıçtır. Ancak kesin teşhis, tedavi planlaması ve tümörün böbrek içindeki derinliğini milimetrik olarak görebilmek için damar yoluyla ilaç (kontrast madde) verilerek çekilen bilgisayarlı tomografi cihazları kullanılır. Tomografi, böbreğin çok ince kesitler halinde üç boyutlu haritasını çıkararak, kitlenin ana damarlara ne kadar yakın olduğunu ve etraftaki lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını kusursuz bir şekilde gösterir. Eğer hastanın böbrek fonksiyonları zayıfsa veya tomografide kullanılan ilaca alerjisi varsa, aynı derecede net bilgiler sunan manyetik rezonans (MR) görüntüleme sistemleri devreye girer.

Kesin böbrek kanseri tanısı için biyopsi yapmak her zaman şart mıdır?

Kanser şüphesi olan pek çok organda, örneğin meme, tiroid veya prostat hastalıklarında, tanıyı kesinleştirmek için kitleden iğneyle doku parçası alınması (biyopsi) zorunlu ve rutin bir işlemdir. Ancak böbrek kitlelerinde bu durum oldukça farklıdır. Modern tomografi ve MR cihazlarının çözünürlüğü o kadar yüksektir ki radyolojik incelemeler katı bir kitlenin kanser olup olmadığını yüzde doksanın üzerinde bir kesinlikle söyleyebilir. Bu nedenle çoğu hastada biyopsiye gerek duyulmadan doğrudan ameliyat kararı verilebilir.

Ancak biyopsi yapılması gereken özel durumlar aşağıdaki gibidir:

  • Aktif izlem planı
  • Termal ablasyon öncesi
  • İleri evre hastalık
  • Sistemik ilaç tedavisi hazırlığı
  • Ameliyat riskinin yüksekliği
  • Başka organ kanseri şüphesi

Eğer kitle çok küçükse ve hastanın yaşı veya ek hastalıkları nedeniyle hemen ameliyat yerine sadece kitlenin büyümesini takip etme (aktif izlem) kararı verilecekse, o kitlenin ne kadar saldırgan olduğunu bilmek için biyopsi şarttır. Aynı şekilde hastaya ameliyatsız iğneyle yakma veya dondurma işlemi yapılacaksa, işlemi yapmadan önce dokunun türünü kanıtlamak gereklidir. Hastalık vücuda yayılmışsa ve kemoterapi benzeri sistemik ilaçlar kullanılacaksa, hangi ilacın işe yarayacağını bulmak için tümörün tam genetik kimliği biyopsi ile belirlenmelidir.

Lokalize böbrek kanseri vakalarında uygulanan temel cerrahi yöntemler nelerdir?

Kanser hücreleri henüz sadece böbrek dokusu içinde sınırlıysa ve çevre organlara sıçramamışsa, hastalığın en kesin ve kalıcı tedavisi tümörlü bölgenin cerrahi yollarla vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Kitlenin çok büyük olduğu, böbreğin tam merkezine yerleşip tüm ana damarları işgal ettiği durumlarda radikal nefrektomi adı verilen işlem uygulanır. Bu ameliyatta hastalıklı böbrek, etrafını saran koruyucu yağlı kılıf tabakasıyla birlikte tamamen çıkarılır.

İnsan vücudu tek bir sağlıklı böbrekle, o böbreğin çalışma kapasitesini artırarak (hipertrofi) ömür boyu sorunsuz bir şekilde yaşamaya devam edebilecek mükemmel bir adaptasyon yeteneğine sahiptir. Günümüzde bu işlemler, hastanın karnına açılan büyük kesiler yerine, sadece yarımşar santimetrelik birkaç küçük delikten içeri yerleştirilen kameralar ve ince aletlerle laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılmaktadır. Kapalı ameliyat, ameliyat sonrası hasta konforunu inanılmaz derecede artırır, kanamayı azaltır ve kişinin haftalar yerine birkaç gün içinde günlük hayatına dönebilmesini sağlar.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

Böbreğin tamamını almadan böbrek kanseri tedavisi yapmak mümkün müdür?

Modern cerrahinin geldiği en üst nokta, sadece hastalığı yok etmek değil sağlam dokuyu da maksimum düzeyde koruyabilmektir. Eğer tümör belirli bir boyutun altındaysa (genellikle 4 ile 7 santimetre arası) ve böbreğin uygun bir bölgesinde konumlanmışsa, sadece tümörlü dokunun çıkarılıp böbreğin sağlıklı kısmının hastada bırakıldığı nefron koruyucu cerrahi (parsiyel nefrektomi) uygulanır. Özellikle her iki böbreğinde tümör olan tek böbrekle doğan veya yüksek tansiyon, şeker hastalığı gibi ileride böbrek yetmezliği riski taşıyan bireylerde bu yöntem hayat kurtarıcıdır.

Bu cerrahi oldukça yüksek beceri gerektiren zorlu bir süreçtir. Tümörü çıkarırken hastanın kan kaybından zarar görmemesi için, ameliyatın en kritik anında böbreğe kan getiren ana damar geçici küçük mandallarla (klempler) kapatılır. Böbreğin kanlanmasının durdurulduğu bu süreye sıcak iskemi süresi adı verilir. Dokuların oksijensizlikten ölmemesi için bu sürenin en fazla yirmi ila yirmi beş dakika arasında tutulması zorunludur. Cerrah bu kısa zaman diliminde tümörü kesip çıkarmalı, böbrekte açılan oyuğu kanamayı durduracak şekilde özel ipliklerle dikmeli ve zamanında damarı tekrar açmalıdır.

Böbrek kanseri ameliyatlarında robotik cerrahinin hastaya sağladığı avantajlar nelerdir?

Zamena karşı yarışılan ve milimetrik hassasiyet gerektiren bu zorlu böbrek koruyucu ameliyatlarda, son yıllarda tıp dünyasının en büyük teknolojik asistanı robotik cerrahi sistemleri olmuştur. Robotik cerrahi sisteminde, cerrah hastanın başucunda bulunmak yerine, ameliyathane köşesindeki özel bir konsolun başına geçer ve cihazı oradan parmak hareketleriyle yönetir.

Sistemin sunduğu üç boyutlu, yüksek çözünürlüklü ve organı on katından fazla büyüterek gösteren kamera, ameliyat bölgesindeki incecik kılcal damarların bile kusursuz görünmesini sağlar. Robot kolları, insan elinin anatomi gereği yapamayacağı kadar esnek manevralar yapabilir, kendi etrafında tam tura yakın dönebilir ve cerrahın elindeki doğal titremeleri filtreleyerek tamamen sıfırlar. Bu sayede tümör böbrekten çıkarıldıktan sonra açık kalan dokunun dikilmesi süreci inanılmaz derecede hızlanır. Kısıtlı sıcak iskemi süresi çok rahat bir şekilde yönetilir ve böbrek fonksiyonları başarıyla korunur. Kesilerin küçük olması ve dokuların daha az travmatize edilmesi sayesinde hastaların ağrı kesici ihtiyacı düşer, hastanede yatış süresi ise belirgin oranda kısalır.

Ameliyat olamayan hastalarda böbrek kanseri için cerrahi dışı yöntemler nelerdir?

Bazen hastanın yaşı çok ilerlemiş olabilir, ağır kalp hastalıkları veya solunum problemleri anestezi almasını tehlikeli hale getirebilir. Böyle durumlarda ameliyat masasına yatmak, hastanın hayatı için kanserden daha büyük bir risk oluşturabilir. Eğer kitle çapı küçükse, bu hastalara anestezi vermeden ve vücutlarını kesmeden sadece dışarıdan uygulanan özel ablasyon tedavileri büyük bir güvenle uygulanmaktadır.

Bu hastalarda kullanılan başlıca cerrahi dışı yöntemler şunlardır:

  • Kriyoablasyon
  • Radyofrekans ablasyon
  • Mikrodalga ablasyon
  • Aktif izlem

Bu yöntemler ultrason veya tomografi rehberliğinde cilt üzerinden kanserli dokuya özel bir iğnenin yerleştirilmesi prensibiyle çalışır. Kriyoablasyon yönteminde, iğne ucundan verilen yoğun basınçlı özel gazlarla tümörün içi eksi seksen derecelere kadar dondurulur ve kanser hücrelerinin oluşturduğu o buz topu çatlayarak ölür. Radyofrekans ve mikrodalga yöntemlerinde ise tam tersi bir mantıkla yüksek elektrik veya elektromanyetik titreşimler kullanılarak doku yüz derecelere kadar ısıtılır ve hücreler protein yapılarının bozulmasıyla yok edilir. Eğer kitle çok yavaş büyüyorsa ve hastanın genel durumu hiçbir müdahaleye izin vermiyorsa, sadece düzenli görüntülemelerle kitlenin davranışını takip etmek de (aktif izlem) son derece geçerli bir seçenektir.

Tedavi sonrasında böbrek kanseri takibi nasıl yapılmalıdır?

Kanserin böbrekten temizlenmiş olması, sürecin tamamen kapandığı anlamına gelmez. Hangi tedavi yöntemi uygulanırsa uygulansın, işlemden sonraki süreçte nükslerin erken yakalanması için sıkı bir takip rutini oluşturulması yaşamsal bir öneme sahiptir. İşlem sonrasındaki ilk haftalarda vücudun toparlanması, böbrek fonksiyonlarının korunması için bol sıvı tüketilmesi ve karın basıncını artıracak ağır fiziksel aktivitelerden uzak durulması gerekir.

Ameliyat sonrası dikkat edilmesi gereken uyarıcı işaretler şunlardır:

  • Yüksek ateş
  • Şiddetli ağrı
  • İdrarda pıhtı
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Nefes darlığı
  • Geçmeyen öksürük

Doktorunuz sizi düzenli aralıklarla kontrole çağıracaktır. Ablasyon gibi iğneyle yapılan tedavilerden altı hafta sonra, tümör bölgesinin tamamen ölüp ölmediğini teyit etmek için ilk detaylı görüntülemeler yapılır. Başarılı geçen cerrahiler sonrasında ise ilk yıllarda her altı ayda bir, daha sonraki yıllarda ise yılda bir kez karın tomografisi, akciğer filmi ve böbrek değerlerinin ölçümü gerçekleştirilir. Tümörün gizlice akciğer veya karaciğer gibi farklı bölgelerde yeniden yeşermesini ancak bu disiplinli takip planı sayesinde çok erken dönemde fark edebiliriz.

İleri evre metastatik böbrek kanseri hastalarında hangi modern ilaç tedavileri uygulanır?

Böbrek kanseri erken teşhis edilemeyip diğer organlara sıçradığında, geleneksel kanser tedavisi olan kemoterapi veya ışın tedavisine karşı oldukça inatçı ve dirençli bir tutum sergiler. Ancak son yıllarda tıp bilimindeki muazzam ilerlemeler, bu zorlu aşamadaki hastalar için çok güçlü yeni tedavi seçenekleri ortaya çıkarmıştır.

Bu yeni nesil tedavilerin başında hedefe yönelik akıllı ilaçlar gelmektedir. Kanser hücreleri, hızla büyümek için sürekli olarak kendilerini besleyecek yeni kan damarları oluşturma eğilimindedir. Akıllı ilaçlar, tümörün bu yeni damar oluşturma sinyallerini keserek onu adeta besinsiz ve oksijensiz bırakarak küçülmesini sağlar. Bir diğer çığır açan tedavi yöntemi ise immünoterapidir. Kanser hücreleri normalde vücudun savunma sisteminden saklanmak için bir nevi görünmezlik pelerini giyerler. İmmünoterapi ilaçları, bu hücrelerin saklanma mekanizmalarını bozarak hastanın kendi doğal bağışıklık sistemi hücrelerinin tümörü bulup yok etmesini sağlar.

Sıkça sorulan sorular

Böbrek kanseri, böbrek dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. En sık görülen tipi renal hücreli karsinomdur ve erken evrelerde belirti vermeden ilerleyebilir.
İdrarda kan görülmesi, yan ağrısı, karın bölgesinde kitle hissi, kilo kaybı ve halsizlik böbrek kanserinin belirtileri arasında yer alabilir. Ancak birçok vaka görüntüleme sırasında tesadüfen saptanır.
Sigara kullanımı, obezite, yüksek tansiyon, aile öyküsü ve bazı genetik sendromlar böbrek kanseri riskini artırabilir. İleri yaş da hastalığın görülme olasılığını yükselten faktörlerden biridir.
Böbrek kanseri genellikle orta ve ileri yaşlarda daha sık görülür. Erkeklerde kadınlara göre biraz daha yaygın olmakla birlikte her iki cinsiyeti de etkileyebilir.
Tanıda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve kan testleri kullanılabilir. Görüntüleme yöntemleri tümörün boyutunu ve yayılım durumunu değerlendirmeye yardımcı olur.
Böbrek kanseri, tümörün böbrek içindeki boyutuna, çevre dokulara yayılımına, lenf düğümü tutulumuna ve uzak metastaz varlığına göre evrelendirilir. Evreleme tedavi planlamasında önemli rol oynar.
Tedavide cerrahi girişimler temel yaklaşım olarak kabul edilir. Ayrıca hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve bazı durumlarda diğer onkolojik tedavi seçenekleri de kullanılabilir.
Evet, ileri evre böbrek kanseri akciğerler, kemikler, karaciğer ve beyin gibi organlara yayılabilir. Bu nedenle erken tanı ve düzenli takip hastalığın kontrolü açısından büyük önem taşır.
Sigaradan uzak durmak, sağlıklı kiloyu korumak, tansiyonu kontrol altında tutmak ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmamak böbrek kanseri riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir.
İdrarda kan, açıklanamayan yan ağrısı veya böbreklerle ilgili şüpheli bulgular yaşayan kişiler üroloji uzmanına başvurmalıdır. Gerekli durumlarda tedavi sürecine tıbbi onkoloji uzmanları da dahil olabilir.

Blog Yazıları

Açık Prostatektomi Ameliyatı Yorumları

Açık prostatektomi ameliyatı yorumları incelendiğinde hastalar, [...]

Devamını Oku
Thulium Lazer Prostat Ameliyatı (ThuLEP) Ameliyatı Yorumları

ThuLEP (Thulium Lazer Prostat Ameliyatı) hasta [...]

Devamını Oku
Holep Prostat Ameliyatı Olanların Yorumları

HoLEP prostat ameliyatı olanların yorumları, tedavinin [...]

Devamını Oku
Rezum Tedavisi (Su Buharı İle Prostat Tedavisi) Olanların Yorumları

Rezum tedavisi olanların yorumları; işlemin ağır [...]

Devamını Oku
Prostat TUR (TUR-P) Ameliyatı Olanların Yorumları

Prostat TUR (TUR-P) ameliyatı olanların yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek Büyümesi (Hidronefroz) Tedavisi Yorumları

Böbrek büyümesi (hidronefroz) tedavisi hasta yorumları, [...]

Devamını Oku
Böbrek İltihabı (Piyelonefrit) Tedavisi Yorumları

Böbrek iltihabı (piyelonefrit) tedavisi yorumları, hastaların [...]

Devamını Oku
Böbrek Taşı Tedavisi Yorumları

Böbrek taşı tedavisi yorumları, kişiye en [...]

Devamını Oku